Zehir ile İlacı Ayıran Dozdur

646 kişi tarafından okundu
Zehir ile İlacı Ayıran Dozdur Zehir ile İlacı Ayıran Dozdur

Toplumun büyük çoğunluğu olup biteni anlama, kendine bir saf belirleme, seçtiği safın imajını benimseme ve mümkünse ?diğer tarafın? hiçbir şeyi ?anlamadığını? düşünme eğilimde.

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Toplumun büyük çoğunluğu olup biteni anlama, kendine bir saf belirleme, seçtiği safın imajını benimseme ve mümkünse “diğer tarafın” hiçbir şeyi “anlamadığını” düşünme eğilimde. Belki de bizlerin geçmişten gelen sürüden ayrılanı kurtlar yer güdümü ya da bir çemberin dışında kalmanın “havasına” olan düşkünlüğümüz en temel düzeyde, biricik ihtiyacımızı, can suyumuzu, bizi bir arada tutan asıl şeyi örselememizi sağladı. Oysa içinden geçtiğimiz süreçte, belki de anlaşılmaktan çok anlamaya, taraf tutmaktan çok yeni bir şey söylemeye ihtiyacımız vardı: artık bunu görebiliyoruz: “Anlamak”
 
Hem 23 Nisan’ı, hem de 19 Mayıs’ı kapsayan “Cesaret & Özgüven” temalı beşinci sayımızda, biz de kendi meşrebimizce gençleri, çocukları ve doğal olarak “büyüklerimizi” anlamaya çalıştığımız bir röportajla kutlayalım istedik bayramlarımızı. Kimin kim olduğuyla, neye muktedir olduğuyla, hatalarımızla, heyecanlarımızla, önyargılarımızla, kaygı ve hatta kabullerimizle yüzleşelim ve artık birbirimizi “anlayalım” istedik. 
 
Evrim Kuran Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı, Marmara Üniversitesi HR Management & Development ve Sabancı Üniversitesi Executive MBA bölümlerinde öğrenim görmüş. 2005 yılından bu yana kurucu ortağı olduğu Dinamo Eğitim & Danışmanlık’ta kuşaklar ekseninde iç ve dış müşteri davranışları ve işveren markalama çalışmaları yapıyor. Dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık şirketi Universum’un da Orta Doğu Direktörü.  Bizi, bizden öncekileri, şimdiki nesli ve bizden sonrakileri anlattı.
 
 
Aktivist: Türkiye, daha önce yaşanmamış bir sürecin içinden geçiyor. Kutuplaşmalar, kucaklaşmalar, “Size baba diyebilir miyim?”ler içinde süzülüyoruzJ Sizce toplumsal olaylar, bugünün gençliği ve çocukları üzerinde nasıl bir etki bıraktı?
Evrim Kuran: Bu ilginç sürecin bir “yaratıcı yıkım” olduğuna inanmak isteyenlerdenim. 21. Yüzyılın iş iklimi tüketici ve üreticinin müthiş biçimde evrimleşerek “türetici” (prosumer) halini almasını sağladı. Yani yeni ekonomide gençlerde, tükettikleri içeriklerin üretimine katkı koymak talebi doğdu. Yeni ekonomide ortaya çıkan bu durumun yeni toplumda da etkisini göstermemesi mümkün değil. Son dönemlerde deneyimlediğimiz yorucu ve yıkıcı toplumsal olaylar, yeni jenerasyonun söz söyleme talebini ortaya çıkarıyor. Bu da iyi bir hal. O zaman biz önceki kuşaklara ne düşüyor? Yarının çocukları ve gençliği için daha iyi bir dünya bırakmak için, biz “homo economicus”lar, bir süredir itinayla inşa ettiğimiz konfor alanlarını yıkıp daha yaşanır bir toplum inşa edeceğiz.
 
Aktivist: Hala “dolaşımda” olan, Baby Boomerlar, onların çocukları X ve Y kuşakları… Ve onların da çocukları Z kuşakları… Birbirinden çok farklı 4 nesil bir arada… Bu süreç mi kuşakların tanımında bir değişiklik yaratır yoksa bu cevval kuşalar; süreci etkileyebilir mi?
Evrim Kuran: Tavuk-yumurta denklemi. Süreçler kuşakları, kuşaklar süreçleri etkiliyor. Jenerasyonel sistem teorisinde 4 tane kuşak arketipi var ve bu arketiplerin temsilcisi olduğu dönemler süreç içerisinde döngüsel biçimde kendini tekrarlarken, dönemlere verilen isimler (ya da harfler) değişiyor. Daha basit haliyle, örneğin bugün Y kuşağı diye tanımladığımız kuşak arketipi, içinde bulunduğumuz yüzyılda “Y” olarak adlandırılıyor olsa da, aslında Y dediğimiz kuşak, HERO arketipinin yirminci yüzyıl yansıması. Yani yirmibirinci yüzyılda HERO arketipi bir başka kuşak olarak karşımıza çıkabilir; üstelik yine Y kuşağına benzeyen bir davranış biçimi ile.
 
“Bir kuşağı anlamak demek, bir dönemi anlamak demektir.”
 
Aktivist: Toplumu bir danışan olarak değerlendirecek olsanız, teşhisiniz ne olurdu?
Evrim Kuran: Ben toplumsal analizler yapacak bir bilirkişi değilim; odak alanı jenerasyonel sistemler olan bir yönetim danışmanıyım.  Şirketlerle çalışıyorum ama şirketler toplumun birer yansıması; yani şirket, bireyden, aileden, toplumdan ayrıştırılacak bir yapı değil. 16. Yüzyılın önemli bilim adamlarından olan ve modern tıbbın kurucularından biri kabul edilen Paracelsus’un meşhur söylemini çalışmalarımın pek çok evresinde yol gösterici kabul etmişimdir. Toksikoloji denilince akla ilk gelen isim olan Paracelsus’a göre “zehir ile ilacı ayıran dozdur”. Böyle baktığımızda bugün Türkiye’deki iklimde pek çok konuda doz aşımı ile karşı karşıya olduğumuzu düşünmüyor değilim.
 
Aktivist: Bizler belki de biraz yanlı olarak direniş gençlerini popüler bir sembol olarak algılıyor ve onlar üzerinden gündem okuyoruz. Ancak bir de aynı kuşak içinde, taban tabana zıt fikirler ve eğilimler de var. Sizce aynı kuşağın bu iki zıt kutbu, nasıl bir ruh hali içinde?
Evrim Kuran: Toplum olarak, kavramları birbirine karıştırıp zaman zaman sığ ve kolaya kaçan, derinliği olmayan analizler yapma eğilimimiz var. Bu eğilim nedeniyle de bizim toplumumuzda paradigmanın yer değiştirmesi kolay olmuyor. Kuşak konusu popüler oldu olalı, “aynı dönemin çocuklarının hepsi aynı şeye inanır” gibi sığ ve yersiz bir algıyı oluşturma riski yükseliyor. Bu konuda herkesi daha dikkatli olmaya davet etmek lazım. Adam Smith’e göre paradigma “paylaşılan varsayımlar seti”dir ve Smith şunu söyler: “bir paradigmanın tam ortasında iseniz diğer bir paradigmayı hayal etmeniz çok güçtür”. İşte bu sebeple, ezberden kaçan, yargılamaya değil gözlemlemeye dayalı bir yaklaşımla ve yerleşik paradigmaların sığlığına kapılmadan kuşak meselesine bakmalıyız. Bir kuşağı anlamak demek, bir dönemi anlamak demektir. O dönemin tüm insanları bunu yer, bunu içer, buna inanır, buna oy verir dememiz mümkün mü? Elbette hayır. Jenerasyonel system bir segmentasyon aracıdır. Nasıl bütün A+ müşteriler Porsche’ye biner diyemezsek, bütün gençler şu kişiye oy verir de diyemeyiz. Bununla birlikte, bir döneme atfedilebilecek genel bir davranış paterni oluşabilir. Fikirler zıt olabilir ama davranış paterni benzeşebilir. Kuşak çalışmaları bu ikincisini ele alır. Aynı kuşağın bu iki zıt kutbuna baktığımızda da bence en temel ortak davranış kalıbı “kabul görmek” talebi ve bu talebin geliştirdiği “isyan” dili. Bir örnek vermek gerekirse, geçen yaz “Y Kuşağı eşittir Gezi Gençleri” diye bir algı ortaya çıktı. Evet, Gezi Parkı direnişi sürecinde yapılan 3 ayrı direnişçi profili araştırmasının da ortaya koyduğu gibi eyleme katılanların % 70’lik bir oranını Y kuşağı oluşturmakta idi. Bununla birlikte, 76 buçuk milyonluk Türkiye’de nüfusun % 35’ini bu kuşak oluşturuyor ve bu gençlerin tamamı Gezi direnişinde aktivist olarak yer almadı. Peki, direnişe türlü nedenlerle katılmayan gençler, ya da bilinçli şekilde direnişi desteklememeyi tercih eden, hatta karşı aksiyonlar içinde olanlar yok muydu? Vardı. Bunlar Y Kuşağı değil mi? Çevik kuvvet içinde Y Kuşağı yok mu? Bunların tamamı bu ülkenin Y kuşağı. Farklı yaşam biçimlerini temsil etseler de bence önemli ortak paydaları var. Mesela kararlarında duyguların rasyonelden daha etkili olması, aile değerine önem vermeleri, ait olduklarını düşündükleri komüniteden maksimum seviyede etkilenmeleri ve çevrelerini etkileme güçleri ve elbette her durumda sosyal medyayı çok etkin kullanmaları gibi.
 
Aktivist: Babymoomerların başkaldırı dedikleri şeye, günümüzde direniş diyoruz. Siz, konunun uzmanı olarak, geçmiş kuşağın mücadelesiyle şimdiki kuşak arasında nasıl farklar gözlemliyorsunuz?
Evrim Kuran: Baby Boomer kuşak her ne kadar Y kuşağının yaşadığı bağlamdan çok farklı bir dünyada yaşamı ve direnişi deneyimlemiş olsa da iki kuşağın dikkat çekici benzerlikleri var. Belki de tam da bu sebeple organizasyonel sistemlerde bu iki kuşağın en iyi anlaşan kuşaklar olduğunu düşünüyorum. İki kuşak da direnişçi. Ama BB’de lider olma güdüsü öne çıkarken, Y jenerasyonunda birlikte olmaktan alınan keyif daha belirgin. Bu sebeple BB kuşağı kendi içinden liderlerini hızlıca çıkardı; Y’de ise durum farklı.
 
“Z kuşağı, daha derin duygusallığı, spiritüel zekâyı, uyumu ve normlara adapte olma eğilimini temsil ediyor. Bir başka deyişle takipçi kuşak.”
 
Aktivist: Günümüzde toplumsal olaylar, dayanışma duygusunu o kadar güçlendirdi ki… Gezi olayları ve sonrasındaki toplumsal hareketler sırasında yaşamını kaybeden ya da sakat kalan insanlar için müthiş bir kolektif bilinç oluştu. Ülkemiz özellikle Berkin Elvan’ın cenazesinde neredeyse büyük bir yas tuttu. Bu birlikteliği tetikleyen ne oldu sizce?
Evrim Kuran: Ben insanın kendinde olmayanın peşinde olduğuna inananlardanım. Uzunca bir süredir de aklımızın vicdan mekanizmasını çalıştırmaktan uzaktık. Şimdi o mekanizmanın peşine düştük. Toplumun tüm kesimlerinde, kolektif vicdanın altında yatan asıl korku ortaya çıktı: Hem kendileri hem de çocuklarının benzer bir sona uğrama olasılığı. Tek korkuyla tetiklenen toplum 2 farklı reaksiyon verdi. Biri yas tutmak ve acıyı paylaşmaktı; diğeri ise ne yazık ki miting alanında Berkin’in annesini yuhalamak şeklinde kendini gösterdi. 
 
Aktivist: Kuşakların Z kuşağı 23 Nisan’ı, Y kuşağı 19 Mayıs’ı kutlayacak. Sessiz kuşak, Babyboomerlar ve X,Y,Z kuşakları da hep birlikte tüm bayramları kutlayacaklar. Milli duygular açısından bakıldığında geçmişte böylesi bir hassasiyet yaşanan dönem/dönemler var mıydı? Varsa şimdi ile aralarında ne gibi farklar var?
Evrim Kuran: İşte burada da BB ve Y’nin ortak paydasını gözlemleyebiliyoruz. İki kuşakta da toplumsal duyarlık diğerlerine oranla biraz daha fazla. Y kuşağının makro yaşam trendleri araştırmalarının işaret ettiği önemli bir konu var: Bu jenerasyonda pop-milliyetçilik yükseliyor. Bu biraz kendini Facebook profil fotosunda gösteren popüler bir milliyetçilik yaklaşımı.
 
Aktivist: Türkiye Y kuşağına hazır mı? Nasıl bir ilişkileri olacak sizce? İşbirliğine girebilmeleri için karşılıklı olarak neler yapmaları gerekiyor?
Evrim Kuran: Türkiye Y kuşağına hazır değildi. Tıpkı şimdi 14 yıldır doğmaya devam eden Z kuşağına hazır olmadığı gibi. Türkiye Y kuşağına hazır olsa idi, TBMM’nin yaş ortalaması 55 olmazdı; gençler eğitim sisteminde deneme tahtası halini almazdı; daha da önemlisi yirmi birinci yüzyılda eşitlik ve özgür bir yaşam istedikleri için döverek öldürülmezlerdi. Y kuşağını anlamak isteyen bir toplum sanırım önce yargılamak yerine dinlemeyi, cezalandırmak yerine söz hakkı vermeyi, sindirmek yerine dâhil etmeyi öğrenmeli. Gençleri polisiye tedbirlerle yönetmeyi değil, onlarla insani duygu ve değerlerle yönetişmeyi öğrenmeli bu toplum.
 
Aktivist: Son olarak, bir sonraki kuşağın hangi etkilerle, nasıl bir kuşak olarak ortaya çıkacağını öngörüyorsunuz?
Evrim Kuran: 2000’den sonra doğduğu ve 2018 ya da 2020’ye dek dünyaya gelecekleri varsayılan Z kuşağının en büyüklerinin bugün 14 yaşında olduklarını ve henüz iş yaşamında yerlerini almadıklarını hatırlayarak, bu kuşakla ilgili tanımlamalarımızın jenerasyon teorisinden edindiğimiz öngörülere dayandığını öncelikle belirtmek gerekiyor. İşte bu öngörüler bize şunu söylüyor. Z kuşağı, daha derin duygusallığı, spiritüel zekâyı, uyumu ve normlara adapte olma eğilimini temsil ediyor. Bir başka deyişle takipçi kuşak. Yani liderlikten çok takipçiliği çalışmamız gereken bir dönemin eşiğindeyiz diye düşünüyorum. Y kuşağı ile önemli farklılıklarından biri de, kısa dikkat-kısa odak kuşağı olan Y’lerle kıyaslandığında bu kuşağın odaklanma konusunda daha etkin olduğu / olabileceği. Bu öngörüler doğru çıkarsa Y kuşağının liderlik döneminin Z gibi takipçilerle daha keyifli olacağını varsayabiliriz. Kuşak teorisine göre Z kuşağı “Artist/Sanatçı” arketipinin bir yansıması. Buna uygun biçimde, inanç sistemi oldukça kuvvetli, duygusal, soyut kavramlara ilgili, önceki nesle oranla daha uzun süre odaklanabilen, çatışma yanlısı olmayan, felsefi alanda daha meraklı olabilecek bir nesilden bahsediyoruz. X kuşağının kuvvetli bireycilik anlayışı, Y’de yerini topluluğa ait olma bilincine bırakıyor. Z’ye gelindiğinde ise çatışma karşıtı bir kuşak olacakları öngörülen bu nesil birlik, bütünlük ve barış kavramlarını iş dünyasına yeniden hatırlatacağa benziyor.
 
 
 
Kuşaklar ve Genel Özellikleri
 
Sessiz Kuşak: 1927-1945 döneminde doğanlar
Baby Boomer 1946-1964 yıllarında doğanlar:  Sadakat, kanaatkârlık, üretmek, hayal kurmak, yüksek iş ahlakı
X Kuşağı, 1965-1979 arasında doğanlar: Uyumluluk, aidiyet, otoriteye saygı, sadık, çalışkanlık, gelenekçilik, şüpheci, mücadeleci
Y Kuşağı, 1980-1999 arası doğanlar: Bağımsızlık, özgürlük, rahatlık, uyumsuzluk, eleştirel bakış açısı, kural tanımazlık, sosyallik, mobilite, arkadaş/akran onayı, değişim, tutku, kararlılık, özgünlük

Etiketler : kuşaklar toplum

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler