Yeni Bir Dünya

3714 kişi tarafından okundu
Yeni Bir Dünya Yeni Bir Dünya

Son 100-150 yıl içinde bilim ve teknolojide ne kadar ileri gittik öyle değil mi? Fizik biliminde büyük eşikler atladık, uzaya çıktık, elektronik devrim yaşadık, atoma, atom altı parçacıklara, hatta bir ölçüde onların alt seviyesine bile inebildik.

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Yazar: Mustafa Acunbay
 
Son 100-150 yıl içinde bilim ve teknolojide ne kadar ileri gittik öyle değil mi? Fizik biliminde büyük eşikler atladık, uzaya çıktık, elektronik devrim yaşadık, atoma, atom altı parçacıklara, hatta bir ölçüde onların alt seviyesine bile inebildik. Haberleşme olanaklarımız 20 yılda inanılmaz hızlı gelişti ve bir internet devriminin tam ortasındayız... Çok mu muhteşem bir medeniyetiz? Pek sayılmaz!
Teorik fizikçi Michio Kaku “Physics Of The Future - Geleceğin Fiziği” isimli kitabında evren boyutunda medeniyetleri enerji kullanma biçimleri ve teknolojik gelişkinliklerine göre üç gruba ayırarak sınıflamış:
1.Tip Medeniyet: Gezegen doğasının işleyişini yönetebilen medeniyet. Bu tip medeniyet gezegenin meteorolojik olaylarını, iklimini, fırtına-kasırgaları, volkanik olayları, depremleri yönetebilecek teknolojiye sahip.
2. Tip Medeniyet: Yıldız medeniyeti. Bu tip medeniyet bizim güneşimiz gibi bir yıldızın doğal işleyişini anlayabilen ve yıldızın enerjisini yönetebilen teknolojiye sahip.
3. Tip Medeniyet: Galaktik düzey medeniyet. Bu tip medeniyet kendi galaksisinin işleyişine tümüyle hâkim olabilecek düzeyde teknolojiye sahip. Uzay-zaman, kara delikler, salyangoz tünelleri ve hatta belki farklı uzay-zaman boyutları gibi günümüzde çok sınırlı bilgi sahibi olduğumuz fiziksel olgulara hâkimler.
Prof. Kaku sonradan bu sınıflamaya yeni bir grup daha ekledi;
4. Tip Medeniyet: Evren düzeyi medeniyeti. Bu tip medeniyet ise evrenin her noktasına yayıldığı düşünülen ve bütün madde evren kompozisyonunun %73'ünü oluşturduğu tahmin edilen fakat günümüz bilgisi ile ne olduğu ve nasıl işlediği açıklanamayan karanlık enerjinin işleyişini anlamış ve bu enerjiden faydalanabilen düzeyde teknolojiye sahip.
Bu sınıflamanın ardından akla hemen şu soru geliyor: “Peki ama biz hangi tip medeniyet oluyoruz?”  Cevabı yine Prof. Kaku veriyor: “Biz sıfırıncı tip medeniyetiz.”
Fena da değil aslında!
Sıralamanın negatif tarafında olmadığımıza şükredelim. Bilim ve teknolojimizin hızlı geliştiği 20. yüzyılın ilk yarısına bakınca, iki büyük dünya savaşı yaşamış, bunların ikincisinde çok yıkıcı nükleer silahları acımasızca kullanarak geniş insan topluluklarını yok etmiş bir medeniyet olduğumuzu düşünürsek...
Burada bir adres vermenin, “Fakat falanca ülke bunu yaptı,” demenin de bir anlamı bulunmuyor. Zira bu bir bilinç düzeyi meselesi ve ayrıcalıklı bir güce sahip olan aynı bilinç seviyesindeki başka bir ülke veya topluluk da aynı şeyi -rezilliği mi demeli- yapabilecekti. Neyse, biz konuyu fazla dağıtmayalım.
Michio Kaku, soruya verdiği yanıtın hemen ardından ekliyor: “Biz sıfırıncı düzeyden birinci düzeye geçmeye çalışan bir geçiş medeniyetiyiz.” Ve bu geçişin süresi için verdiği tahmin ise 100 yıl...
Bilim insanlarının tahminlerini fazla büyütmemek gerekir. Geleceğe dair konularda önden tahmin yürütmek gerçekten zor ve genellikle bu tahminler çok yüksek oranda başarısız oluyor. Tabii bir medyum değilseniz ya da Nastradamusunkine benzer bir üstün yeteneğiniz yoksa.
Geçiş Süreci...
1990'lı yılların başlarında, internet için, bilim dünyası içinde 'sadece bilim çevrelerine ve entelektüel topluluklara hitap edecek bir ortam olacağı'  konusunda yapılmış olan tahminlere karşılık internetin günümüzde ulaştığı noktayı düşünürseniz geleceğe yönelik bu tür tahminlerdeki sapmayı zihninizde canlandırabilirsiniz. Fakat burada asıl önemli olan nokta, Prof. Kaku'nun belirttiği gibi bir geçiş döneminin içinde bulunduğumuzdur. Bunun 50, 100 ya da 200 yıl sürmesi önemli değil.
Tamam, haber güzel, geçiş dönemindeyiz, yükseleceğiz ve işte hop, 1. Tip Medeniyet olacağız. Harika! Doğayı daha iyi anlayacak, onunla barış içinde olarak onu insanlık yararına olacak biçimde yönlendirebileceğiz.
Evet, geçiş süreci bittiğinde bu düzeye belki çıkabileceğiz fakat kötü haber şu: Geçiş süreçleri oldukça sancılı süreçlerdir. Sebebi açık; bir döneme ait algı ve alışkanlıkların kalıcı bir şekilde terk edilmesini ve yeni bir döneme ait yeni algı ve alışkanlıkların oturmasını gerektiriyor bu süreçler. Kolay iş değil...
Bugünlerde Dünya gezegeninde neler olduğuyla ilgili bir-iki önemli olaya bakalım:
2008'de ABD kaynaklı olduğu halde küresel ölçekte etkisi olan bir ekonomik kriz yaşandı. Ülkemizde bunun ne derece önemli bir “Küresel Ekonomik Yarılma” olduğu hâlâ kavranmış değil. Anlaşılabilmesi için tek, basit bir ölçü vermek düşünenler için yeterli olacaktır fikrindeyim: ABD Merkez Bankası Fed, bu krizden dolayı bütün küresel ekonomik ve finansal sistemin çökmesini önleyebilmek için kurulduğu günden kriz tarihine kadar (95 yıl) çıkarmış olduğu toplam para arzının üç katı kadar yeni bir arzı piyasaya sürmek zorunda kaldı. Ve halen de bu arz artırımına devam ediyor. Elbette bu çıkarılan paraların bir karşılığı bulunmuyor. Başka ifadeyle piyasaya sürülen paranın tamamı değerli maden, mal, hizmet yönünden bir gerçek dünya değerine dayanmıyor.
Dünya ekonomisi şu anda, ABD dolarının dünyadaki bütün paralar ve emtialar için temel para birimi* olmasının avantajı kullanılarak, bu arz artışı ile büyük bir karşılıksız para denizi üzerinde yüzdürülüyor. Bu durumun önümüzdeki dönemde ne tür sonuçlar doğurabileceğini ise tek bir kişi dahi bilmiyor ki bu zaten ayrı bir tartışma konusu. Benim altını çizmek istediğim husus başka...
Küresel ölçekte bütün ülke ve toplumları az ya da çok, ama bir şekilde olumsuz etkileyen ve daha önemlisi küresel sistemi bugün bile netleşmemiş büyük bir belirsizliğin içine sokan bu krizin tek bir temel nedeni vardı: Daha fazla kâr etmek isteyen, aç gözlü finansal kurumlar. Yanlış okumadınız, belirli çıkar grupları daha fazla kâr elde etmek için bütün küresel finansal ve ekonomik sistemin çökmesini göze alabildiler. Kim bilir belki de istedikleri tam da buydu. Bana göre çağımızın psikolojik sorunu olan 'aç gözlülük' karakterinin sonuçlarının ve benzerlerinin, gelecekte nelere sebep olabileceğini daha ciddi bir şekilde düşünmek gerekir.
Başka bir perspektiften bakalım...
Unicef'in rakamlarına göre dünyada 870 milyon insan (dünya nüfusunun %12'si) beslenme sorunu yaşıyor. Her dakika 10 çocuk açlıktan ölüyor ve açlık nedeniyle gerçekleşen çocuk ölümleri küresel toplamın 1/3'ü gibi yüksek bir orana sahip.
Bunların nedeni dünyada yeterli gıda olmaması değil. Aksine gezegendeki tarıma elverişli alanlar dünya nüfusunun kat kat fazlasını doyurabilecek kadar geniş. Peki, öyleyse sorun ne? Sorun aynı: İnsan -hatta yaşam- odaklı olmak yerine kâr odaklı olan dünya ekonomik sistemi ve belirli çıkar gruplarının doymak bilmeyen aç gözlülüğü.
Belki de dünyada gıdaya dair açlık probleminden daha önemlisi güce, hırsa dair olan açlığı çözebilmektir. Zira insanlık bunu bir kere çözebilse diğer büyük sorunların tamamı ya çözülecek ya da çözülmesi için geniş olanaklar ortaya dökülecektir.
İpucu: Kader geçiş dönemlerinde aç gözlülerin aleyhine işler...
Michio Kaku haklı, dünya bir geçiş dönemi içinde. Onun deyimiyle sıfırıncı tip medeniyetten birinci tipe olan bir yolculuk içindeyiz.
İnişli-çıkışlı seyredecek bu dönem, sonuçta kesin olmamakla beraber yüksek olasılıkla dünyayı daha iyi bir yer haline getirecek. Fakat bu daha iyi bir teknolojiye sahip olduğumuz veya daha modern cihazlarla oynayabildiğimiz için olmayacak. Toplumsal bilincimiz daha yüksek bir algıya, anlayışa açıldığı için olacak.
Açılabilirse...
* Dünyada bütün para birimleri, tarım ürünleri, petrol, değerli metal vb. değer ifade eden her şey ABD doları ile fiyatlanıyor.
   

Etiketler : mustafa acunbay

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler