“yalnızlığın çaresini bulduysanız söylesenize… Şarkıyı 20 kere dinledim,hala anlamıyorum”

447 kişi tarafından okundu
“yalnızlığın çaresini bulduysanız söylesenize… Şarkıyı 20 kere dinledim,hala anlamıyorum” “yalnızlığın çaresini bulduysanız söylesenize… Şarkıyı 20 kere dinledim,hala anlamıyorum”

Yeni albümleriyle hepimizi heveslendirdiler. Yalnızlığın çaresi var mı? O da bilinmez ama Gripin, 10 yılı aşkın bir süredir yalnızlığımızı unutturacak bazen de yüzümüze vuracak şarkılar söylüyor… Şayet, “damar rock” diye bir müzik terimi olsaydı, öyl

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Yeni albümleriyle hepimizi heveslendirdiler. Yalnızlığın çaresi var mı? O da bilinmez ama Gripin, 10 yılı aşkın bir süredir yalnızlığımızı unutturacak bazen de yüzümüze vuracak şarkılar söylüyor… Şayet, “damar rock” diye bir müzik terimi olsaydı, öyle sanıyoruz ki Gripin buakımın en önemli temsilcilerinden biri olurdu.
Aktivist: Yeni albümünüzü defalarca kez dinledik. Gerçekten çok güzel olmuş, elinize sağlık.
Birol: Hala hayattasınız, ne güzel:)
Aktivist: Evet, çok acıklıydı bunu söyleyebilirim :) Albümün bütününe baktığımızda bir şarkı hariç hemen hepsi aynı konseptte, aynı alt yapılarla gidiyor. Neyi hedeflediniz bu albümde?
Birol: Aslında biz başladığımız günden beri hiçbir şey hedeflemedik, belki işin güzelliği burada yatıyordu. Tabii ki bir şeyler öğrendik, değiştik, belki bazı yollara girdik ama içimizden geleni yaptık. Burada da yaşadıklarını anlatan ya da gördüklerini, duyduklarını abartıp anlatan bir grup olarak son 3 senede yaşadığımız şeyleri ve daha önceki bazı malzemelerimizi ortaya koyarak bir şey çıkardık. Yine içimizden geleni yaptık yani. Gripin çok iyi gitti bu süre içerisinde. Ama hayatımızın büyük bir kısmı yollarda okuyarak, dinleyerek geçti.Konser günlerinde sessizlikle, konuşmayarak geçti, özellikle Mayıs ayı benim için böyle geçti. Bu da bizi kalabalık içindeki yalnızlığa, diğer yalnızlıklara, kendi içinde konuşmaya, sorgulamaya itti. Buradan çıkan şeyler aslında.
Aktivist: Ama çok güzel anlatmışsınız.
Birol: Mersi, teşekkür ederiz.
Aktivist: Bu albümde özellikle “Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar” ın girişinde şahane bir enstrüman var…
Murat: Bağlamalaki…
Birol: Aslında orta boy buzuki…
Murat: Bizim curaya denk geliyor aslında…
Aktivist: Kimin fikriydi bu? Şahane bir şey olmuş. O kadar enteresan bir his veriyor ki ilk duyduğunuz anda.
Murat: Atina gezisinden alınmış, evde dursun, oynayalım diye alınmış bir şeydi o buzuki.
Birol: Aslında o kadar kolay değil. Bizim bir Yunanistan sevdamız var, çok defalar da gittik. Geçen albümde de buzuki var bir yerlerinde. Ama bu sefer şarkının tamamını kaplıyor. Sadece o şarkı da değil, bir iki şarkı daha var.
Murat: O evde oynarken, takılırken çıkmış bir melodi aslında. Ondan sonra onun üzerine oluşmuş bir şarkı diyebiliriz. Sadece melodi bir şekilde şarkıyı başlattı.
Aktivist: Yaptığınız müzik, normalde rock müziğe uzak olan bir kitlenin de dinlemekten zevk alacağı bir hale bürünmüş. Sizce müziğiniz yurtdışından bakıldığında nasıl yorumlanıyordur? Otantik mi diyorlardır, ne diyorlardır müziğinizle ilgili?
Murat: Bu Amerika turnesinde, yüzde 15 gibi bir yabancı seyirci oranı vardı konserlerde. “Müziğiniz çok güzel, soundunuz çok değişik, çok içli söylüyorsunuz..” gibi yorumlar aldık. Şimdi yapacağımız İngilizce şarkılar, EP dediğimiz 3 şarkılık bir albüm. Onun hakkında kendi aramızda konuşuyoruz, nasıl bir yöne girsek, ne yapsak diye. Ama yorumlar değişik ve ilgi çekici olduğu yönünde.
Aktivist: Yurtdışında da bir albüm yapmak, açılmak gibi bir durum var mı?
Murat: Açılmak gibi demeyelim. Aslında çok büyük iddialarımız, hedeflerimiz, planlarımız yok ama içimizde kalmasını da istemiyoruz. Sonuçta İngilizce müzik yaparak, cover yaparak başladık.
Arda: Zaten yurtdışı, albüm yapacağım, çok büyükbir turne yapacağım gibi bir hedef konacak bir şeydeğil bizler için. Ama en azından denemeyi çok istiyoruz.Sonrasında da turneye çıktığımızda yabancıkatılımını yüzde 50-60 yapabilirsek bize yeter zaten.
Aktivist: Bu albüm değindiği konular, gezindiğiduygular açısından gerçekten acıklı bir albüm olmuş.Ama gündelik hayatlarımızı yaşarken artıköyle aşk acıları çekilmiyor, insanlar yalnızlıklarınınfarkında bile değiller çoğu zaman. Sizce insanlar özellikle İstanbul’da, bu tür durumların içindennasıl çıkıyorlar?
Birol: Öyle insanlar mutlaka var. Mesela “yalnızlık ve ben” diye internette arama yapalım, bloglara girelim, insanların yazdığı şeyleri görebilirsiniz. Bunlarla ilgili düşünen tartışan çok insan var. Ama en azo kadar; bir kere geldim dünyaya, bana ne canım,yaşıyorum işte olsun, diyen de vardır. Şehrin insanları değiştirdiği gerçek... Daha fazla çıkar amaçlı ilişkiler ortaya çıkıyor tabii. Ama herkes de öyle değil.Bir de galiba şehrin pis yönleri fark ediliyor insanlar tarafından. Bundan yüzyıllar önce filozofların söylediği şeyler artık açığa çıkıyor. Yabancılaşıyorsunuz kendinize belki. Bir kaçış var. Buna ne kadar bağlıdır bilmiyorum ama New York’un nüfusu azaldığına göre, belki bir gün İstanbul’un nüfusu da azalır.
Murat: Twitter’da Gripin olarak arama yaptığınız zaman görüyoruz ne kadar yalnız insan olduğunu. Herkes “yalnızlığın çaresini bulduysanız söylesenize… Şarkıyı 20 kere dinledim, hala anlamıyorum” diyor:) Bu da anlatıyor ki bayağı bir yalnız var.
Aktivist: Sizce insanlar neden artık aşkı, sevgiyi, ilişkiyi tam olarak yaşayamıyor. Neye bağlıyorsunuz sizler bunu?
Birol: Biz de geçen gün konuştuk. Yüz yıl sonra evlilikmüessesesinin olmama ihtimali, olma ihtimalinden daha yüksek geliyor. Türkiye’de geçmiş dönemlerdeki saflığın, temizliğin de etkisi vardır mutlaka ama onun ötesinde zaman harcama şekilleri ve çeşitliliği bugünkü kadar çok değildi. İnsanların çok zamanı vardı. O yüzden o müzisyenlerin tırnağı bile olamayız biz. Hem yeteneklerinden dolayı hem de bu işe kendilerini, hayatlarını adadıklarından dolayı. Şimdi her şey daha kolay, daha çabuk. Eskiden plaktı, CD’ydi, kasetti, alırdınız. Günlerce aylarca, yıllarca bir grubun müziğini dinlerdiniz. Çünkü onu almak kolay değildi. Gözünüz gibi bakardınız, yıllarca dururdu, hala duranları da vardır. 2002’den sonra özellikle internetin yaygınlaşmasıyla daha farklılaştı Bizim bir yılda yaptığımız bir albümü 4 dakikada indirip, 45 dakikada dinleyip, 3 günde başka bir albüme geçebilirler. Herkese, her şeye ulaşabiliyorsunuz. Hem kafanız karışıyor, hem de değeri azalıyor. Ben biraz buna bağlayabilirim.
İlker: En çok hangi lafı duyuyoruz insanların ağzından? “Kendime bile ayıracak zaman bulamıyorum”. Bir insan kendine ayıracak zaman bile bulamıyorsa, aşka, sevgiye ne derece zaman ayırabilecek? Bir de tüketim hızı çok artmış durumda. Bu kadar hızlı bir tüketim dünyasında aşkların ömrünün de zaten kısalması bence normal.
Arda: İnsanlar daha fazla yalnız kalmak istiyor bir de. Evlilik gibi uzun süreli ilişkiler yerine, tek gecelik ilişkiler, kısa süreli ilişkiler yaşıyorlar. Evlilik yaşının artması da buna örnektir. Tabii bu daha çok büyük şehirde yaşayanlar için geçerli ama daha fazla kendisiyle kalıp, daha fazla özgür olmayı tercih ediyor olabilirler, her şeye daha kolay ulaşabildiği böyle bir teknoloji devrinde; internet üzerinden bir şarkıya ulaşabildiği gibi karşı cinse de rahatlıkla ulaşabiliyor insanlar artık.
Birol: Maddi özgürlüklerin artmasının da etkisi var bence
Murat: Bu teknolojiye evet hepimiz ayak uydurduk, tüketiyoruz. Türk insanı bu süreçte biraz kendini, gelenek-göreneklerini de unuttu. Bu da sonuçta etkiliyordur.
Arda: Eskiden 3 gün biriyle görüştüğünde, aileler hemen çocuklarına “bu işin adı konsun” diye konuşmaya başlarlardı. Ama artık ailelerde de öyle bir durum yok, daha rahatlar. Bir çift 10 sene çıkabiliyor ama ailelerden bir baskı olmayabiliyor. Tabii bu daha çok büyük şehirlerde.
Birol: Büyüdükçe küçülen şehir…
Aktivist: Biz dergimize adını koyarken, toplum için küçücük bir şey dahi yapsa o kişinin aktivist olarak nitelendirilebileceğini düşünerek hareket ettik. Bu açıdan baktığımızda, siz de yaptığınız müzik tarzıyla, söylediğiniz şarkıların sözleri ve değindiğiniz kavramlarla bize göre aktivistsiniz. Bu açıdan bakınca, müziğinizle toplum yaşamına ne kattığınızı, neyi değiştirmek için o müziği yaptığınız söyleyebilirsiniz?
Murat: Bunalım katıyoruz:)
Aktivist: Acıklı şarkılar evet, ama bunalımlı değil bizce:)
Birol: Teşekkürler, biz de öyle düşünüyoruz. Tabii ki yapacak çok şey var ama bizim ülkemizde daha değişmesi gereken çok temel unsurlar, anlayışlar var. Belki biraz onlara hitap ediyoruz. Mesela bizim politik şarkımız da var ama neden yeterince politik değilsiniz diye sorabilirsiniz. Politikacıların hizmet ettiği davaların, insan mutluluğu üzerinden kurgulanmadığını düşünüyoruz. O yüzden çok güvendiğimiz politikacılar da yok. Bu nedenle iyiyi, doğruyu, kendimizce düzgün olanı, daha temel doğruları savunmaya çalışıyoruz. Şarkılarımızda ne gibi paylaşımda bulunuyoruz dersek, bir kere hepimizin benzer şeyler yaşadığını gösteriyoruz. Yani umutsuzluğa düşmeye gerek yok. Madem herkes bunları yaşıyor, herkesin hayatı iyi-kötü şeklinde dalgalanıyor, o zaman çok umutsuz ve mutsuz olmaya gerek yok. Bunun dışında, eskiden müzisyen dediğimizde ya da popüler insan dediğimizde, kendini üstün gören, burnu kalkık insanlar akla gelirdi. Şimdi artık o yok. Özellikle sosyal medyanın bunda etkisi çok fazla. Artık daha samimi bir durum var ortada. Biz bunu daha da artması gerektiğini, herkesin aslında farklı işlerde, belirli bir zaman harcayarak tecrübe edindiğini, bundan dolayı bir yere geldiğini düşünüyoruz. 15 yıllık tecrübeye sahip bir dişçi ya da mühendis de şahane bir insandır, takdiri hak eder diye düşünüyoruz.
Murat: New York’da bir konser sonrası kulise röportaj için bir gazeteci geldi. “Çok düzgün görünüyorsunuz, düzgün insanlarsınız” gibi şeyler söyledi. Bu Türkiye’de de aldığımız bir tepki. İnsanlarla iletişimimize çok dikkat ediyoruz. Kulise 20 yaşının altında insanlar da gelebiliyor ve bir şekilde onlar sizi örnek alan insanlar. Ve artık duruşumuzla ilgili toplumda da medyada da böyle bir algı oluştu.
Birol: Bir de dizilerde, şarkılarda, röportajlarda her gördükleri şeye inanmamalarını istiyoruz. Kimsenin mükemmel olmadığını, uzakta da olmadığını anlatmaya çalışıyoruz.
Arda: Ben mesela hayatım boyunca dinlediğim hiçbir politik şarkıdan sonra sokağa çıkmadım. Ama dinlediğim bir şarkı, mutsuz olduğum bir dönemde beni kendi hayatıma karşı daha motive etmiştir. İnsanlara bu noktada da bir şeyler verebiliyorsak mutlu olurum.
Birol: Aslında şarkıların kitleleri harekete geçirmediğini söylemek doğru olmaz. Bunu düzgün yapan, kimseyi negatif elektrikle donatmadan, savaştırmadan bir şeyleri değiştirebilecek politik şarkıların olması elzem elbette. Ama biz politikanın o kadar inananları değiliz. Kocaman bir oyunu belki değiştirebiliriz ama politikayla bu ne kadar mümkün onu bilemiyorum. Gerçi 2007’de yaptığımız oldukça sert bir şarkı da oldu. Bombardıman altında kalan bir çocuğun gözlerinden Irak Savaşı’nı anlatmaya çalışan bir şarkıydı.
“Böyle Kahpedir Dünya” da yine dünyaya bir taş atmaya çalışan bir şarkıydı. “Baba Mesleği” de böyle bir şarkıydı. Sonuçta herkesin yaptığı küçük küçük de olsa bir işe yarıyordur diye umuyoruz.
Aktivist: Özellikle İstanbul’da insanların gündelik toplumsal yaşamda bazı erdemleri kaybedip, kendi kurallarını koyduklarını görüyoruz. Bunları hepimiz yaşıyoruz ve sinirleniyoruz…
Birol: Benim bile bazen değerlerimi kaybettiğim zamanlar oluyor.
Arda: Birol ki bir İstanbul beyefendisi:)
Aktivist: Birol Bey gibi aklı selim bir insanın “ben bile” deme hakkı doğuyor tabii....
Arda: Pardon, pardon:) Buyurun Birol Bey’le devam edin o zaman:)
Arda: Valla saygı kalmamış insanlarda. Birisi konuşurken bekleme, lafa girmeme, bunlar hiç yok! :) Şakayla konuya girdim ama saygı yok hakikaten. İnsanların sıkıntılarının olması, yalnız kalmaları, bunları içlerine atmaları, özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde saçma sapan şekillerde ortaya çıkıyor. Trafikte olabilir, işlerinde olabilir… Saçma tepkilere, aşırı reaksiyonlara yol açabiliyor bence. Empati kesinlikle yok. Kimse karşısındakini düşünmüyor, hep “ben nasıl iyi olurum, benim nasıl faydama olur bu iş?” diye bir düşünce hakim.
Birol: Biz hem çok iyi hem çok kötü olabiliyoruz Halk olarak geniş bir skaladayız. Bir de gücü kullanmayı bilmiyoruz. Mevkii zaten kullanmayı bilmiyoruz. Herkes için konuşmuyorum ama başka sorunları o güç ile çözmeye çalışıyoruz. Altımızdaki araba da bir güç, kolluk kuvvetiysek o bir güç, şirketin bir noktasındaysak o bir güç… Bu gücü adil olarak kullanmayı çok iyi bilmiyoruz. Bu da galiba biraz duygusallığımızdan kaynaklanıyor.
İlker: Muhtemelen duygusallıktandır. Bir de bu iş ya böyle olur ya da tam tersi şekilde olur zihniyeti var. Ya siyahtır ya beyaz, gri yoktur. Ya A’dır ya Z’dir, aradaki harfler yoktur gibi. Dolayısıyla orta noktada buluşma çabası ve kültürü yok. Farklı kutuplarda düşüncelere sahip olmak ve bunu savunmak çok doğal ama o kutuplara mutlaka ait olma zorunluluğunun olmadığını da unutmamak lazım. Arada da insanlar, düşünceler olabilir. Ya da iki zıt düşünceyi birleştirip ortaya farklı bir düşünce de çıkartabilirsiniz. Bunların varlığına da saygı duymak lazım. Orta noktada buluşmaya da çabalamak lazım.
Arda: Senelerce ya A ya Z olmak zorunluluğunun çok da zararını görmüş bir milletiz ayrıca. Belki ozamanlardan başlasaydı ortayı bulmak, gri olmak, bir fikirde uzlaşmak durumları daha iyi olabilirdi her şey.
Birol: Uzlaşmayı öğrenemiyoruz çünkü hep bir şeylere “ait” olmayı, bir şeylere tutkuyla bağlanıp onun peşinden gitmeyi çok seviyoruz.
Murat: Burada yine duygusallığa geliyor konu. Dışarıdan gelen motivasyonlara çok çabuk adapte olabiliyoruz.
Birol: Taraf olup, bir de o duygusallığımızla galeyana gelip hareket edince, birilerinin ekmeklerine çok güzel yağ sürüyoruz.
Aktivist: Bu açıdan kendi grup dinamiğinizi nasıl görüyorsunuz? Gripin üyeleri gride buluşabiliyor mu?
Birol: Bizde de gereğinden fazla demokrasi var:)
Bu da hareket kabiliyetimizi etkiliyor. Eskiden grupta Evren vardı, O da gitti. Artık oylamalarda 2’ye 2 kaldığınızda oylama da bir işe yaramıyor :) Grupta herkesin bir oy hakkı ve birbirini ikna etme çabası var dolayısıyla.
Murat: 2’ye 2 olduğu zaman da artık o olayın üzerine gidilmiyor, o konu kapanıyor.
Arda: Bu yemek yenecek yerden, konsere karar vermeye kadar gidiyor.
Birol: En son Belçika’da -5 derecede yemek yiyecek yer ararken 1,5 saat dönüp dolaşıp yiyemeden geri döndük:) En sonunda konser alanında sandviç yedik. Yani bazen orta nokta arayışı da o kadar iyi değil.
Aktivist: Gripin adına yaptığınız şeyler bir markaya hizmet etme çabası mı, yoksa gerçekten çok iyi arkadaşlar mısınız ve tüm grup bu çizgide mi yol alıyor?
İlker: 2010’daki albüme kadar aslında biraz daha kendi çapımızda gidiyorduk. 2010’da işler oldukça değişti. Her ne kadar grubu yürüten şey arkadaşlık da olsa, etrafa karşı bir sorumluluk doğuyor. Her yaptığın harekette, verdiğin her kararda o sorumluluğu da düşünmeye başlıyorsun. Özellikle bu son albümün üretim aşamasında gördük ki, şarkı yapmaya başladığınızda bütün bunlar inanılmaz bir stres olarak geri dönüyor. Çünkü daha önce sadece sevdiğimiz müziği yapıyorduk. Şimdi hem sevdiğimiz müziği yapıp bir yandan da yakaladığımız çizgiyi devam ettirme çabası içindeyiz.
Birol: Şekil şemal anlamında değil de daha iyi olması anlamında…
Murat: 2007’den önce sahnede düştüğümüzde sadece kendi aramızda gülüyorduk, şimdi Türkiye olarak hep beraber gülüyoruz.
Birol: Ama hala gülüyoruz :) 11 yıldır bir aradayız ve Gripin’i düşündüğümüz kadar birbirimizi de düşündüğümüze inanıyorum.
Murat: Çok fazla profesyonel olduğunuz zaman, o çok fazla başarı getirmiyor size. Sonunda başka şeyler işin içine girince maalesef gruplar dağılma durumuna kadar gelebiliyor. Temel olan grubun devamlılığı, birbirini sevmek ve arkadaşlık…
Birol: Biz bir gün kavga etsek, Gripin’i devam ettiremeyiz sanırım. O kadar profesyonel değiliz yani.
İlker: Bir de biz samimiyete inanıyoruz. Hem müziğimizde hem Gripin’in yapısında var. O yüzden Gripin için sanırım hiçbir zaman tam olarak profesyonellikten söz edilemeyecek.
Aktivist: Konserde Ipad ile müzik yaptığınızı duyduk…
Birol: Aslında daha önce örneklerini gördüğümüz bir şeydi ama kimse kendi şarkılarını bu şekilde çalmamıştır diye düşünüyoruz. Ipad’deki bir aplikasyonla dört şarkımızı çaldık. Sisteme onları girdik 7 konser bunu yaptık çok da değişik bir tecrübe oldu. Bazı şeylerin soundu da daha iyi olmuş gibi geldi bize:-) ama tabii biraz da zor. En ufak bir hatada bile hemen olay değişiyor. Diğer yandan da bunu görünce gelecekteki müzik sisteminin ne yöne gideceğini de daha iyi anlamış olduk. İlerde insanların çok da fazla enstrüman kullanmalarına gerek olmayabilir.
Aktivist: Şimdi mini bir anketimiz var. İstanbul’un Sokak lezzetleri arasındaki favorileriniz neler?
Birol: Ah Vedat Abiiiimmmmmm:)))
İlker: Midye dolma benim olmazsa olmazım. Özelikle Beyoğlu’nda Balık Çarşısı’ndaki sıcak midye… Kadıköy’de ve Caddebostan’da tezgâhta satılan midye dolmalar var bir de.
Birol: Kızılkayalar benim favorim. Islak Hamburger özellikle.
Murat: Benim için de Kızılkayalar…
Arda: Bir de Bambi var.
Murat: Ve Beşiktaş Köftecisi… Bunların çoğu sabah yenmiyor yalnız…
Birol: Hepsini her zaman yiyebilirim ben:)
Aktivist: Hangi buluşmalarda hangi semtleri tercih edersiniz?
Birol: Kritik toplantılarımızı Kumbaracı Yokuşu’nda Mihrimah Sultan’da yapıyoruz.
Murat: Bir ara Big Chef ’s Etiler oldu.
Arda: Ama o biz bize olmadığımız zamanlarda oldu.
Birol: Bir de röportaj mekânımız var, Cihangir Journey.
Aktivist: Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?
Arda: Avrupa
Birol: Avrupa
İlker: Anadolu
Murat: Ben çok aradayım. İstinye’de oturuyorum. 27 sene de Taksim’de yaşadım ama Anadolu yakasını da çok seviyorum.
Arda: Anadolu yakası gerçekten çok güzel, düzenli, temiz ama orada olmuyor gerçekten.
İlker: O senin inatçı kişiliğinden kaynaklı :)
Birol: İki yakada yaşayan insanları yapısı da çok farklı. Anadolu yakasındaki rahatlığın, düzenin insanlara etkisi çok başka. Avrupa yakasındaki kaosun, kovalamacanın, ara sokakların insanlara etkisi çok başka.
İlker: Konu eğlenceyse evet Avrupa yakası denebilir fakat yaşamak için, oturmak için kesinlikle Anadolu yakası.
Aktivist: Biri size İstanbul’u gezdirecek olsa, kiminle gezmek isterdiniz?
Tüm Grup: Vedat Milor!:)
Aktivist: Siz birini gezdirecek olsanız?
Tüm Grup: Rihanna!:)
Aktivist: İçinde İstanbul geçen en sevdiğiniz şarkı?
Birol: MFÖ’den Bu sabah yağmur var İstanbul’da
Murat: Duman’dan İstanbul
Arda: İstanbul Sokakları
İlker: Teoman’dan İstanbul’da sonbahar 

Etiketler : gripin

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler