Validebağ Korusunda Neler Oluyor?

4081 kişi tarafından okundu
Validebağ Korusunda Neler Oluyor? Validebağ Korusunda Neler Oluyor?

Yetkililer, koruya halka açık bir tesis yapmayı planlıyorlar. Ancak koru zaten halka açık bir doğal tesis.

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Validebağ Korusu ile ilgili haberlerle her gün pek çok farklı platformda karşılaşıyoruz. Koru, sadece İstanbullular için değil, tüm Türkiye için büyük önem taşıyor. Aslında, ormanlarımız, korular ve parklarımıza sadece doğal denge, manzara ya da ağaç sayısı(!) açısından bakmamak gerek. Bu tür alanlar bizlerin medeniyet düzeyinin de göstergesi.
Yetkililer, koruya halka açık bir “tesis” yapmayı planlıyorlar. Ancak koru zaten halka açık bir doğal tesis. Yürümek, dinlenmek, piknik yapmak ya da kitabınızı okumanız için doğal ortamı gayet müsait. Ne yazık ki uzun zamandır maruz kaldığımız tesisleşme ve işletme şehirciliği, bu kez koruda da kendini gösteriyor. Validebağlılar ise bu tesisleşme projesine karşı. Haksız da sayılmazlar çünkü doğa bizlerin istila edeceği bir şey olmamalı. Validebağ’da gelinen noktayı ve bugüne kadar olanları, change.org’da “Validebağ Korusu Doğal Haliyle Korunmalıdır” başlığıyla açtığı kampanyayla yaklaşık 80.000 imzaya ulaşan Gürer Güncan Aktivist’e anlattı.
 
Aktivist: Bize öncelikle korunun nerede olduğu, ne kadarlık bir alanı kapladığı ve İstanbul için taşıdığı önem hakkında bilgi verebilir misiniz?
Gürer Güncan: Validebağ Korusu, Altunizade, Koşuyolu, Acıbadem üçgeninde yer alan 354 dönüm büyüklüğünde İstanbul Anadolu yakasının en büyük ikinci yeşil alandır. 1. en büyük alanın Karacaahmet Mezarlığı olduğunu söylersem, sanırım Validebağ Korusu’nun hem çevrede yaşayanlar, hem de tüm İstanbul için ne kadar önemli bir yer olduğu ortaya çıkacaktır. Validebağ Korusu, bizler için nefes alma, toprağa basma, çiçekleri koklama, çeşit çeşit kuşları, sincapları, kirpileri doğal ortamlarında görebileceğimiz şehrin bu kadar merkezinde kalmış son alandır. Beton çölünün ortasında adeta bir vahadır.
 
Aktivist: Koru, 1.derece doğal SİT alanıymış. Bu ifade bize anlatıyor?
Gürer Güncan: 1.derece doğal sit alanları, kamu yararı için, olduğu gibi korunması gereken, üzerinde hiçbir plan, proje, çılgın proje yapılmaması gereken, her türlü inşai faaliyetten korunarak, gelecek nesillere olduğu gibi aktarılması gereken alanlardır. Validebağ Korusu 1. Derece Sit alanı ilan edildiği andan itibaren birçok gönüllü, Koru’nun artık tamamen kurtulduğunu, hiçbir şekilde zarar verilemeyeceğini zannederek mücadeleyi bıraktılar. Ancak Validebağ Korusu’na yapılan saldırılar hiçbir zaman sona ermedi. 1. Derece doğal SİT alanı olan Koruya önce düğün yapabilmek için Adile Sultan Kasrı’nın bahçesi taşlarla döşendi ve güzelim bahçe suni bir taş yığınına dönüştürüldü. Daha sonra, “vahşi otları temizliyoruz” bahanesiyle yetkililer toprağın doğal bitki örtüsünü yok ederek yerine rulo çimler döşediler ve alanı suni bir golf sahası görünümüne büründürdüler. İzci Evi adındaki oluşum Koru’ya yayıldıkça yayılıyor ve nişan, kına gibi ticari etkinliklerle hem gürültü kirliliği yaratıyor, hem de Koru’ya sıklıkla arabaların sokulmasına sebep oluyor. Doğal haliyle korunması gerektiği tescillenmiş bir alanda bu yapılanlar gerçekten kabul edilebilir gibi değil.
 
Validebağ Korusu İçin Mücadele Etmeye Var Gücümüzle Devam Edeceğiz
 
Aktivist: Biz İstanbullular ne çektiysek çılgın projelerden çektik. Düzenleme, Halka açma, hizmet adı altında, İstanbul’un bir doğa harikası olduğu ve bu özelliğinin tek başına yeterli olduğu ne yazık ki gözden kaçırılıyor. Sizin koruyu koruma çabanız nasıl başladı?
Gürer Güncan: 1990’lı yılların ortasında Validebağ Korusu’ndaki tarihi binalar tescil edildi. 1998 yılında Koru’nun bir bölümünün Marmara Üniversitesi’ne hastane yapımı için tahsis edildiği öğrenilince çevredeki 4 mahalle birleşerek tepki verdi. Böylece Validebağ Gönüllüleri oluşumunun ilk temelleri atılmış oldu. Çevrede yaşayan halk 6000 imza toplayarak Koruma Kurulu’na başvurdu ve Validebağ Korusu’nun SIT alanı olması istendi.  Nihayet, 1999 yılında Koru, 1. Derece Doğal SIT alanı ilan edildi. Ancak, Validebağ Korusu’na yönelik şuursuzca yapılan bu çılgın projeler yeni değil ve maalesef SIT alanı olması Koru’ya rant hırsıyla bakanları durdurmaya yetmiyor. Bundan önce de Koru üzerinden rant sağlamak isteyen kişiler ve şirketler hukuki mücadelelerimizle geri püskürtüldü. Bundan sonra da Validebağ Korusu’nu tüm gücümüzle korumaya devam edeceğiz..
 
Aktivist: Yetkililerle iletişim kurabildiniz mi?
Gürer Güncan: Validebağ Korusu’nda yapılan hukuk ihlallerine, çevre katliamlarına çok hızlı tepki veriyoruz ve her türlü bürokratik girişimleri yapıyoruz. Ancak maalesef, yetkililer, yaptığımız başvuruları ya görmezden geliyor, ya da çok geç ve üstünkörü cevaplarla bizi geçiştirmeye çalışıyorlar. Örneğin, Koru’nun içinde bulunan ve İzci Evi adıyla kaçak olarak faaliyetlerini sürdüren ticari kurum, hiçbir hakkı ve yetkisi olmadığı halde, koruda daha büyük düğün ve nişan organizasyonları yapabilmek amacıyla, alana beton dökmeye kalkıştı. Yetkililerle bu durumun yasalara aykırılığını hatırlatmak amaçlı yaptığımız her türlü görüşme ve uyarılar sonuç vermeyince, Validebağ Gönüllüleri kendi hukukunu işleterek, beton kalıplarını söktü ve inşaat yapılmasına müsaade etmedi. Halk, kendisine ait olana böylece sahip çıkmış oldu.
 
Aktivist: Koruya yapılmak istenilen bu projenin, ne gibi olumsuz etkileri olacağını düşünüyorsunuz?
Gürer Güncan: Üsküdar Belediye Başkanı’nın seçim öncesinde ortaya attığı bu projenin elle tutulur hiçbir yanı yok. Tamamen bilimsellikten uzak, popülizm amaçlı, sonuçları önceden düşünülmemiş ve Validebağ Korusu’nu koru olmaktan çıkarıp suni bir park olmasına yol açacak, Koru’ya geri döndürülemez hasarlar verecek bilinçsizce yapılmış bir proje. Böylesine yoğun yerleşimin olduğu bir bölgede binlerce insanın doğayla iç içe olmasını sağlayan Validebağ Korusu’na, seyir terasları, gözlem kuleleri, açıkhava düğün salonları gibi Koru’yu doğallığından uzaklaştıracak unsurlar inşa etmenin, Koru’nun yapılaşmasına ve betonlaşmasına sebep olmanın, içinden araba yolları geçirmenin bizlere ne gibi bir faydası olabilir? Üsküdar Belediye Başkanı’nın projesini sunarken kullandığı görseller dahi oradan buradan alınmıştır, koruya uygulanması mümkün olmayan gerçeklikten uzak projelerdir. Validebağ Korusu’nu doğallığından uzaklaştıracak hiçbir projenin yapımına kati surette izin vermeyeceğiz.
 
Aktivist: Üsküdar Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Valilik… Korunun kaderi ile ilgili son sözü kim söyleyecek?
Gürer Güncan: İnanın bunu biz de bilmiyoruz. Ama bizce Üsküdar Belediyesi değil. Çünkü yapılmak istenen proje, Belediye’nin çapını aşıyor, bütçeleri yetmeyecektir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ya da onun üzerinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı var. Bence proje emrinin çok ama çok yüksek bir yerlerden geldiği kesin. Üsküdar Belediyesi kamuoyu önünde sadece bir piyon vazifesi görüyor.
 
Aktivist: Bizler de uzun zamandır Validebağ Korusu için verdiğiniz mücadeleyi izliyoruz. Bu zamana kadar neleri etkilemeyi başardınız?
Gürer Güncan: En önemlisi bir farkındalık yarattık sanırım. Mahallede yaşayan bireyler olarak bizler tüm Türkiye’ye örnek olacak bir örgütlülük sergiliyoruz. Validebağ Korusu’nda geçtiğimiz sonbahardan itibaren yapmaya başladığımız geniş katılımlı forumlar ve seminerler kanalıyla, çevresi için birşeyler yapmak isteyen ama ne yapacağını, nereden başlayacağını bilmeyen birçok komşumuza ulaştık, görüş alışverişlerinde bulunduk. Hiç kimseyi dışlamayan, tam tersine hangi görüşten inançtan olursa olsun, bireylerin kendilerini serbestçe ifade edebilecekleri zeminlerde bir araya geldik. Üstelik sadece yakın çevremizden değil, İstanbul’un genelinden katılımcılarımız oldu. Aynı amaç için bir araya gelmiş, çevresine yeşil alanlarına sahip çıkan örgütlü bir kitle meydana getirdik. Sonuç olarak geçmişten bugüne Validebağ Korusu üzerinde emelleri olanlar istediklerini yapamadılar ve bundan sonra da yapamayacaklar. Örgütlü halkın gücünün önünde kimse duramaz ve biz de bunun son derece farkındayız.
 
Aktivist: Gürer Bey, bireyler toplumsal olaylarla ilgili ellerini taşın altına koymaları çok değerli bir özveri. Siz de bunlardan birisiniz. Bize biraz kendinizi anlatabilir misiniz?
Gürer Güncan: 36 yaşındayım ve kendimi bildim bileli doğayla iç içe olmayı hep çok sevdim. Mezun olduğum ODTÜ’nün de kendisine ait bir ormanı var, burası Validebağ Korusu’ndan çok daha büyük olmakla birlikte, Validebağ gibi şehrin ortasında yeşil kalmayı başarmış, biz öğrenciler için büyük bir ayrıcalık olan içinde tilkilerin yaban tavşanlarının koşturduğu bir alandı ve ben fırsat buldukça ormanda kuş gözlemciliği ve çadır kampları yapardım. Daha o zamanlardan doğa için bir şeyler yapabilmenin önemini fark etmiş ve her sene en az 10 ağaç dikmeyi kendime misyon edinmiştim. Şimdi de İstanbul gibi yeşil alanların bu kadar yağmalandığı, sermayenin her yeri ele geçirdiği bir şehirde, Validebağ Korusu’nun karşıma çıkmış olmasının bir tesadüf olmadığını düşünüyorum. Kendi kendime mutlaka bu alan için bir şeyler yapmalıyım dedim ve böylece change.org daki kampanyayı başlattım. Kampanyanın bu kadar büyük ilgi görmesi benim için elbette çok büyük bir mutluluk kaynağı. Ancak bu başarıda kapı kapı dolaşıp ıslak imza toplayan, mücadelemizi anlatan, sosyal medyada kampanyamızı tanıtan Validebağ Gönüllüsü arkadaşlarımın da büyük payı var. Onlara da buradan tekrar çok teşekkür ediyorum.
 
Aktivist: Şu an yaklaşık 76.000 kişi, change.org’daki kampanyanıza destek vermiş. Mücadelenizin, başarıya ulaşması için nasıl desteklere ihtiyacınız var?
Gürer Güncan: Kampanyamızın büyük ilgi görmesi bizi çok mutlu ediyor ve bize bu mücadelede umut veriyor. Ancak, bu sadece bir başlangıç. Yapacak çok işimiz var ve bu mücadeleyi kazanacaksak hep birlikte kazanacağız. Sesimizi duyurmak için daha çok desteğe, bizlerle omuz omuza yürüyecek, yaşamına, ağacına, doğasına, yeşil alanına sahip çıkan, mücadelemize inanan bireylerin katılımına ihtiyacımız var. Dostlarımız şunu unutmasınlar, zaman ümitsizliğe kapılıp eve kapanma zamanı değil, örgütlü ve inançlı bir şekilde hakkımızı arama zamanıdır. Bu sebeple change.org/validebag adresinden kampanyama destek verebilirler.
 
Aktivist: Mahalleli arasında da bir dayanışma var, izlediğimiz kadarıyla. Siz, bizzat orada nöbet de tutuyorsunuz. Fiziksel olarak bu kampanyaya destek verenler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Gürer Güncan: Validebağ mücadelesi, insanların birbirine son derece yabancılaştığı, karşı komşusunu dahi tanımadığı bir zamanda, güvenlikli sitelerde izole bir hayat yaşayan, normal şartlar altında hiç karşılaşmayacak insanların birbirini tanımasına da yol açtı. Artık unuttuğumuz eski değerleri mahallemize geri getirdi. Nöbet tutarken üşüyen arkadaşlarımıza ikram edilen bir tas sıcak çorba, sıcak çayın yanında hiçbir bedel talep edilmeksizin ikram edilen lezzetli yiyecekler, paha biçilmez bir dayanışma ve yardımlaşma duygusu mahallemize geri geldi. Paha biçilmez diyorum çünkü gerçekten böyle bir atmosferi parayla satın alamazsınız. Gezi’de yaşanan dayanışmanın küçük ölçekli bir örneğini de Validebağ’da gördük ve bu kesinlikle çok ümit verici. Validebağ Gönüllüleri olarak bu süreçte birçok sivil toplum örgütünün ve siyasi partilerin de maddi manevi desteklerini aldık. İstanbul Kent Savunması, Kuzey Ormanları Savunnması, Halk Evleri, Kadıköy Kent Dayanışması, Koşuyolu Yaşam Parkı Forumu, Acıbadem Halk Dayanışması destek veren birçok sivil toplum örgütleri arasında ilk anda aklıma gelenler.
 
Aktivist: Gezi Direnişi olmasaydı, bugün siz bu kadar güçlü bir direniş gerçekleştirebilir miydiniz? Siz sadece sisteme değil, insanlara da güveniyor olmalısınız. Tüm süreci, insani değerler açısından nasıl yorumluyorsunuz?
Gürer Güncan: Gezi süreci elbette ülkemiz için çok önemliydi, herşeyden önce bu korku duvarının aşılmasına sebep oldu. Bireyler, üzerlerindeki ölü toprağından silkinerek örgütlenmenin ve birlikte hareket etmenin önemini kavradı. Ancak, Validebağ Hareketi’nin başarısını sadece Gezi’ye endekslemek bence haksızlık olur. Bu mücadele Gezi’den önce de vardı ve Validebağ Korusu, uzun zamandır verilen bu mücadele sayesinde doğal haliyle bugüne kadar gelebildi.
Biz Validebağ’da yeni bir yurttaşlık bilincinin temellerini atıyoruz. Artık işten eve gelip biricik yaşamlarını içi boş TV dizileriyle dolduran bir halk yerine, bilinçli, çevresine duyarlı, yerel yönetimlerin yaşamlarımızı doğrudan etkileyecek tepeden inme kararlarına anında tepki veren, hakkını sokakta arayan örgütlü bireylerin oluşturduğu yeni bir toplum yapısının temelleri burada atılıyor. İnanıyorum ki Validebağ’da başlayan bu yeni yurttaşlık bilinci tüm Türkiye’ye dalga dalga yayılacaktır.
 
Aktivist: Çok şahsi bir yorum olacak belki ama… Bizim ülkemizde adına “Aktivist” adını verebileceğimiz kitle, genellikle yarı deli, işsiz güçsüz, edepsiz insan topluluğu olarak yansıtılıyor. Ve çok toplumun kayda değer bir bölümü, aktivistleri eskinin anarşistleri gibi tehlikeli ve tehdit unsuru olarak görüyor. Bana katılıyor musunuz? Bu algıyı kırabilirsek, insanları toplumsal duyarlılık ve demokratik haklar konusunda daha etkin olmaya yüreklendirebiliriz diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
Gürer Güncan: Ülkemizde maalesef rant çeteleri tarafından, hakkını arayan insanlara karşı yapılan negatif bir algı operasyonu var. Kendilerini ortaya atıp Gezi Parkı’nı savunan vatansever gençlere yapılan çapulcu yakıştırması da buradan geliyor. Tek tip, düşünmeyen, sorgulamayan, hakkını aramayan bir toplum dizayn edilmeye çalışılıyor. Ancak artık hiçbirşey eskisi gibi değil. Körü körüne biat etmeyen, sorgulayan, değerlendiren, hakkını arayan, örgütlenen bireylerin sayısı arttıkça, halkımız yaşamlarını ilgilendiren konulara cesur bir şekilde müdahil oldukça sermaye ve iktidar sahiplerinin de gücü azalarak bitecek ve bu karanlık dağılacaktır. Kısacası aktivist olmak, bir insanlık görevidir, ülkemize karşı hepimizin borcudur.
 

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler