Satın Aldığımız Ürünlerin Etiketleri Bize Ne Söylüyor?

1833 kişi tarafından okundu





Satın Aldığımız Ürünlerin Etiketleri Bize Ne Söylüyor? Satın Aldığımız Ürünlerin Etiketleri Bize Ne Söylüyor?

Güvenli ve sağlıklı gıdaları nasıl anlayabileceğimizi, doğru bilinen yanlışları, denetimleri ve alış veriş yaparken dikkat etmemiz gerekenleri Sedat Kuru Aktivist'e anlattı

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş


Evimiz için yaptığımız alış verişlerin çoğunu marketlerde gerçekleştiriyoruz. Semt kasaplarımız, manavlarımız, balıkçılarımız, hatta sütçülerimiz ve yufkacılarımız. Kadın ya da erkek fark etmiyor; marketleri hepimiz çok seviyoruz. Bunun beraberinde gelirimizin %20’sini gıda ihtiyaçlarımız için kullanıyoruz. Peki, en önemli yaşamsal ihtiyacımızın başında gelen beslenme ile ilgili yeterince bilgimiz var mı?
Sosyal medyada her gün yeni bir besin maddesinin zararlarını ya da faydalarını okuyoruz. Tavuktan baharata, nohuttan meyve suyuna pek çok bilgi aklımızı karıştırıyor. Alışkanlıklarımızı gözden geçiriyoruz, değiştiriyoruz, daha sağlıklı ve besleyici gıdaları arıyoruz. Market reyonlarında gezinip, ihtiyaçlarımızı alış veriş sepetine koyarken nelere dikkat etmeliyiz, bunun peşine düştük. Çünkü sağlık haberlerinin, hastalıklar üzerinden yapıldığı yeni dünya düzeninde, bizi en iyi yine bizim koruyacağımız aşikâr.  
Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Gıda Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Sedat Kuru’ya aklımızı karıştıran bütün bu yeni bilgileri sorduk. Güvenli ve sağlıklı gıdaları nasıl anlayabileceğimizi, doğru bilinen yanlışları, denetimleri ve alış veriş yaparken dikkat etmemiz gerekenleri anlattı bize.
Bu sohbette bizim çıkardığımız sonuç, ülkemizde ve elbette dünyada gıda üretimleri konusunda iyileşme gerçekleştirilmesi için her birimiz birer ajan gibi davranmalıyız. Etiketleri okumalı, gereğinde üretim ve onay belgelerini sormalı, şüpheli durumları yetkililere bildirmeliyiz. Gelişmekte olan güzel ülkemizde, her alanda olduğu gibi gıda konusunda da meydanı boş bırakmamamız, sormamız ve sorgulamamız gerekiyor. Çünkü o şık, pırıl pırıl ve davetkar ambalajların fettan bir canavar mı yoksa iyi kalpli bir kahraman mı olduğunu anlamak gerçekten zor olabiliyor.
Sözü Sedat Kuru’ya bırakmadan önce, Fringe’in biricik bilim adamı Dr.Bishop’un kısa macerasını da mevzuya dikkat çekebilmek adına sizinle paylaşmak istedik.
 
Aktivist: Sedat Bey, bir zaman ambalajsız ürünlerden korktuk, hijyen en önemli kriterimiz oldu. Elbette bu da bizi ambalajlı fabrikasyon ürünlere yöneltti. Ancak şimdi de bu ürünlerin etiketlerinde ne olduğunu anlamadığımız birçok şey yazıyor. Bu bir ikilem. Sizce etiketler bizlere ne ifade ediyor? Onları nasıl algılamalıyız?
Sedat Kuru: Ambalajlı üründe ürünün içeriği yazıldığı için her şey göz önünde oluyor ama ambalajsız olan ürününün içinde ne olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden öncelikle ne ile karşı karsıya olduğumuzu bilme adına mutlaka ambalajlı ürün kullanmamız gerekmektedir.  Kesinlikle ikileme düşmemek lazım. Ve sonrasında bilinçli gıda tüketicisi olarak dikkat etmemiz gereken noktaları öğrenmek için çaba sarf etmeliyiz.
 
Aktivist: Bazı etiketlerde Gıda Bakanlığı’nın bazılarındaysa Tarım Bakanlığı’nın onayı oluyor. Bu farkın sebepleri nelerdir?
Sedat Kuru: 5996 sayılı kanun 2010 yılında çıktı. Bu kanuna göre bakanlıktan eski izinli firmaların bu yılsonuna kadar yeni işletme kayıt/onay numarası alması lazım. Yani geçiş süreci olduğu için henüz etiketlerini yenilemeyen firmalarda tarım bakanlığı yazılabiliyor.
Aktivist: Etiketlerde ya da ambalajlarda yazan bir şey yüzde yüz doğru mudur? Bu konuda denetim ve kontroller sağlıklı yapılıyor mu?
Sedat Kuru: Etiketlerde yazılan her şey doğru deme şansımız yok. Mutlaka eksik ve yanlış yazılan ürünler olacaktır. Bunu net bilebilmemiz için denetimlerin yeterli yapılması lazım. Denetimler geniş kapsamlı konuşulması gereken bir konudur. Mevcut şartlarda yaşanılan eksikleri bakanlık kabul etmemektedir. Bakanlık hastalığını kabul etmeyen hasta gibi problemleri kabul etmedikçe tedavi için çözüm üretmek imkânsız hale gelmektedir. Bunlardan birkaç tanesini konuşabiliriz. Birincisi denetçilerde uzmanlık olmaması ve denetçi kalibrasyonudur. Eğer standart bir denetim sağlayamazsak denetimlerimiz sorgulanır hale gelir ve mağduriyetler ortaya çıkar. Ayrıca işletmelerin mevzuat ve uygulamadaki eksiklerini yeteri kadar tespit edemezsiniz. İkincisi ise personel ve araç eksikliğidir. Bu eksiklikler de denetimlerin verimliliğini düşürmektedir. Yapılan denetim sayısından çok etkinliğine bakmak gerekmektedir. Ama şu an denetim sayısı bakanlığın en önemsediği konu gibi görünüyor. Üçüncüsü ise şeffaflıktır. Bakanlığın yapılan çalışmaları ayrıntılı bir şekilde paylaşmaması muhataplarda soru işaretleri ve eleştirilere sebep olmaktadır. Diğer konulara çok fazla girmiyorum. Ama ilgililer denetimler ile alakalı 2013 yılında yaptığımız “Resmi Gıda Denetimleri” çalıştayının sonuç bildirgesine bakabilirler. Denetim konusu ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Sonuç olarak denetimler ile alakalı daha katılımcı ve detaylı çalışma yapılması gerekmektedir.
 
Aktivist: %100… Doğal… Organik… gibi ifadeler hepimiz için satın alma kararımızda etkileyici bir rol oynuyor. Bu kavramların birbirinden farkları nelerdir?
Sedat Kuru: %100 veya doğal kelimeleri ürün içerisinde katkı olmadığı anlamına kullanılmaktadır.  Ama bu tarz ifadeler tüketiciyi yanıltma maksadıyla da kullanılabilmektedir. Organik gıda ise üretimde organik olmayan girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı gıdaya denir. Organik gıdalar, bitkisel ve hayvansal gıdaları içerir. Ancak piyasada "organik" olarak satılan birçok ürün bu şartları tanımamakta, sertifikasız olarak üretilip, mevzuata aykırı olarak organik ürün adı altında satılmaktadır.
 
Aktivist: Etiketli ürünler üzerinde yine fikir sahibi olabiliyoruz ancak sebze ve meyveler üzerinde kontrol imkanımız neredeyse yok gibi. Satın aldığımız bu tür ürünlerin sağlıklı olup olmadığı konusunu nasıl yorumluyorsunuz?
Sedat Kuru: Paketli meyve sebze ürünleri var. Firmalar bu ürünlerde kendileri kısmi kontrol sağlıyor. Bazı market zincirleri ise kısmı olarak kontrol edilen, iyi üretim uygulamalarına uygun olarak üretilen ürünleri satıyorlar. Paketsiz olanlarda ise kalite ürün alabilmek tüketici tecrübesi ön plana çıkıyor. Sağlık açısından ( tarım ilaçları vs.) gözümüzle bir şey anlama şansımız yok. Bu konuda  bakanlığın yaptığı denetimlere güvenmek zorunda kalıyoruz. Bu konuyu da biraz önce konuşmuştuk.
 
Aktivist: Son zamanlarda bazı ürünlerin üzerinde “ısıl işlem görmüştür” gibi bir ifade ile karşılaşıyoruz. Isıl işlem nedir?
Sedat Kuru: Isıl İşlem ürünün raf ömrünü uzatmak için kullanılan yöntemlerden biridir. Bu pastörizasyon veya sterilizasyon ısıl işleme bir örnektir. Evde yaptığımız sütte kaynatma işlemi de bir ısıl işlemdir. Isıl işlem görmüş ise bunu etiket üzerine yazmaktadırlar.
Et ürünleri tebliğinde “l) Isıl işlem görmüş sucuk: Büyükbaş ve/veya küçükbaş hayvan etlerinin ve yağlarının veya kanatlı hayvan etleri ve yağlarının kıyılarak lezzet vericiler ile karıştırıldıktan sonra doğal veya yapay kılıflara doldurularak belirli koşullarda fermentasyon ve kurutma işlemleri uygulanarak nem oranı %50’nin altına düşürülmüş, kesit yüzeyi mozaik görünümünde olan ısıl işlem uygulanmış et ürününü, o) Isıl işlem uygulanmış et ürünleri: Kürleme, fermentasyon, marinasyon gibi işlemler uygulanarak veya uygulanmaksızın üretilen ve ısıl işlem uygulanan et ürünlerini… gibi tanımlar mevcuttur.
Özellikle et ürünlerinde fermente ürünlerin üretimi daha maliyetli ve uzun zaman aldığı için bu yönteme başvurulmaktadır . Tüketicilerin daha kaliteli ve sağlıklı fermente ürünleri tercih etmelerinde fayda olduğunu düşünüyoruz.
 
Aktivist: Bir de bakliyat kurutma yöntemi olarak kullanılan iyonlanmış radyasyon ile ne anlamalıyız?
Sedat Kuru: Aslında iyonlanmış radyasyon işlemi baharat gibi ürünlerde daha çok uygulanan bir yöntem. Ülkemizde bu yöntem üretim aşamasında mikrobiyolojik bulaşma, özellikle de küf ve maya gibi kontrolü zor olan zaman içerisinde ürünlerde kanserojen risk oluşturan afla toksin gibi zehirli kimyasalların oluşumuna sebep olan risklerin kontrol altına alınması amaçlanmaktadır. Bu yöntemde ürünler ambalajlandıktan sonra bazen de ambalajlanmadan önce özel lisanslı tesislerde radyasyon ile muamele edilerek bu mikroorganizmaların yok edilmesi sağlanmaktadır. Asıl risk açık ürünlerde daha fazla gerçekleşmekte, uygun üretim ve depolama şartlarında işlenmeyen ürünler toplum sağlığını ciddi şekilde risk altına sokmaktadır. Kontrollü miktarlarda ışınlama yapılan üründe mevcut bilimsel çalışmalar ışığında radyasyon bulaşığı olma imkânı yok. Asıl yapılması gereken üretim ve depolama şartlarının kontrol altında tutulmasıdır. Bu konuda asıl problemli nokta mevzuata göre etikette beyan edilmesi gereken bu işlemin birçok firma tarafından beyan edilmemesidir.
 
Aktivist: Peki bütün bu uygulamaların insan ve doğa sağlığı açısından hiçbir zararı olmadığına emin miyiz?
Sedat Kuru: Bu ve benzer uygulamalar bilimsel olarak belirlenmiş limitler dâhilinde yapıldığı sürece toplum sağlığını tehdit etmemektedir. Ancak bu aşamada sunu da belirtmek gerekir ki bu tip koruyucu işlemler uygulanmayan ürünler çoğu zaman toplum sağlığı acısından daha büyük risklere sebep olmaktadır. Aflatoksin gibi yüksek kanserojen maddeler veya patojen mikroorganizmalar, sonucu ölümle sonuçlanan veya kanser gibi hastalıklara sebep olan akut veya kanserojen etkiler gösterebilmektedir. Benzer ifadeler gıda koruyucuları için de geçerli olup esas dikkat edilmesi gereken bu işlemlerin ve hammaddelerin uzman kişiler ve kurumlar tarafından kontrollü olarak gerçekleştirilmesi, kamu otoritesi tarafından da çok sıkı takip edilmesindir.
 
Aktivist: Marketlerde satılan yoğurtlar hakkında da pek çok olumsuz bilgilerle karşılaşıyoruz. Bu yoğurtların bozulmaması ya da hiç ekşimemesi hepimizin dikkatini çekiyor…
Sedat Kuru: Yoğurt ve süt ile alakalı çok fazla bilgi kirliliği var. Bu konuda önünde yeterli teknik bilgisi olmayan ve farklı alanlarda uzman kişilerin de kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini görüyoruz. Evde yapılan veya fabrikada yapılan yoğurdun üretim aşamalarını ve şartlarını çok iyi bilmek lazım. Fabrikada üretilen yoğurt, sütün toplanmasından yoğurt yapılıp paketleme aşamasına ve sonrasında soğuk zincir takip edilerek tüketime kadar yüksek hijyen ve kalite standartlarında üretilerek mutfaklarımıza gelmektedir… İşte bu hassasiyet ve tedbirler endüstriyel yoğurdun raf ömrünü uzatmaktadır. Oysa evde yoğurt üretimi için, sütün mayalanmasında bir gün önceki yoğurt kullanılır. Yoğurt kültürü iki bakteriden oluşur… Evdeki mayalıklarda, yoğurt bakterilerinden başka mikroorganizmalar (kontaminantlar) çoğunluktadır. Özellikle hedef mikroorganizma grubundan hariç birçok mikroorganizma ortamda bulunabilmektedir. Çünkü istenmeyen bu grup, yoğurt bakterilerine göre aside daha dayanıklıdır ve daha düşük sıcaklıklarda gelişebilir. Ayrıca çiğ süt ve üretim şartları da ayrı ayrı problemler içermektedir.
Evlerde yapılan yoğurdun birkaç günde ekşimesine işte bu etkenler neden olmaktadır… Endüstriyel yoğurtlar, gıda güvenliği ve mevzuat şartlarına uygun üretildiği sürece katkı maddesi içermezler ve sağlık açısından en güvenilir yoğurtlardır.
 
Aktivist: Birçok kişi yeniden açık sütlere döndü ve yoğurdunu kendi yapıyor. Güvenli tedarikçilerden elde ettiğimiz sütü, evde ne şekilde kaynatmalıyız?
Sedat Kuru: Tekrar söylüyorum gıdayı teknik ve teknolojik olarak bilmemelerine rağmen, bu konuda ahkâm kesmeyi kendilerine görev bilen bir takım ‘bilim insanının’ yaptığı açıklamalar, insanımızı, sütlerini güvenli olmayan yollardan temin etmeye yöneltmektedir. Böyle açıklamalar, halk sağlığını ciddi şekilde riske sokmaktadır.
Çiğ süt son derece hassas ve kolay bozulabilen bir gıdadır ve bu yapısı sebebi ile yüksek risklidir. Sütün sağımı, toplanması ve sevkiyatı aşamaları ise aynı öneme sahip aşamalardır. Sokak sütü olarak tabir edilen ve kontrolsüz şekilde toplanarak satışı yapılan bu sütler, devletin kontrol sisteminin dışında, kontrolsüz ve denetimsiz olarak satışa sunulmaktadır. Süt firmalarına verilmeyen antibiyotikli hayvanlardan sağılan bu sütler, sokak sütü olarak satışa sunulabilmektedir. Bu sütlerin, hijyenik altyapısı kötü olan küçük ölçekli üreticilerden gelme olasılığı yüksektir. Sağım sonrasında ise bu sütler yine teknolojik olarak uygun olmayan araçlarda ve kaplarda, soğuk zincire sokulmadan sevk edilmekte ve gün içinde güneş altında sevkiyatı yapılarak satışa sunulmaktadır. Sütlerin taşındığı kapların yıkandığı suyun sıcaklığından, kullanılan temizlik kimyasallarının bu iş için özel üretilmiş olmasına kadar tüm detaylar büyük önem taşımaktadır.
Büyük süt işletmelerinin neredeyse tamamı ve küçük, orta ölçekli işletmelerin büyük kısmı bu süreçleri sıkı bir şekilde kontrol ederek üretim yapmaktadır. Ancak konu sokak sütü olduğunda, söz konusu bu kontrollerin ve işlemlerin neredeyse hiçbiri yapılmamakta, daha besleyici ve güvenli olduğu düşüncesi ile sokak sütü kullanımı bilinçsiz şekilde ve sorumsuzca desteklenmektedir.
 
Aktivist: Tavuklarda aşırı derecede hormon olduğu ve dolayısıyla da yumurtaların da artık sağlıklı olmadığı söyleniyor. Bu konuda birbirinden farklı birçok ifade etiketleri dolduruyor. En sağlıklı tavuk ve yumurta hangisidir; etiketlerde, ambalajlarda neyi aramalıyız?
Sedat Kuru: Aslında ülkemizde tavuklarda hormon uygulaması yapılmamaktadır. Bu konuda laboratuvar ortamında çalışmalar yapılmakla birlikte henüz dünyada da ticari uygulaması olmadığını görüyoruz. Bu yöntem yüksek maliyetli olması ve uygulamanın zorluğu sebebi ile kanatlı sektöründe uygulanmamaktadır. Daha çok büyük bas hayvanların yetiştirilmesinde tercih edilen bir yöntem olup bu alamda daha büyük risk bulunmaktadır. Kanatlı sektörü teknolojik olarak çok ilerlemiş olup, bitkisel üretimde yüzyıllardır uygulanan ve fen bilgisi derslerinde de ortaöğretimde de eğitimi verilen ıslah çalışmaları ile yüz yılı aşkın süredir daha hızlı büyüyen ve verimli tavuk ırkları geliştirilmekte, yetiştirme sürecinde de tavuklara daha hızlı gelişmeleri için uzun araştırmalarla geliştirilen özel yemler verilmekte ve üretim süreçleri sürekli kontrol altında tutulmaktadır. Toplum sağlığı açısından risk oluşturabilecek unsur ise bu aşamada ekonomik kayıpları kontrol etmek için tavuklara verilen antibiyotikler olup, endüstriyel büyük işletmelerde antibiyotik kullanımı toplum sağlığına olumsuz etkilerini azalmak amacı ile belli dönemlerde kontrollü olarak gerçekleştirilmektedir. Tüketicilere önerimiz ambalajlı ürünler tüketmeleri ve son kullanma tarihlerine dikkat etmeleridir.
 
Aktivist: Elbette tüm etiketlerde pek çok ayrıntılı bilgi mevcut ancak biz bunların ne anlama geldiğini bilemeyebiliyoruz. Enerji, yağ, şeker, sodyum, doymuş ve doymamış yağ oranları… Etiketlerde neredeyse hiç kötü bir şey yazmıyor.   Bu bilgileri değerlendirirken, bilmemiz gereken oranlar var mı? Örneğin 100 gr katı gıdada bulunması gereken maksimum tuz miktarı 0,5 gr’dır gibi? Böyle bir çizelge varsa bizimle paylaşabilir misiniz?
Sedat Kuru: Etiketlerde bulunan birçok bilgi tüketicilerin, özellikle de hassas gruplar olarak tanımlanan şeker, tansiyon hastaları, böbrek yetmezliği olanlar, gebeler, alerjisi olanlar veya çölyak gibi özel diyet gerektiren hastalıkları olanların korunmasını amaçlamaktadır. Ayrıca tüketilen besinlerin besin değerlerinin bilinmesi bilinçli tüketiciler için obezite gibi sağlık sorunlarının kontrol altında tutulması için önem taşımaktadır. Diğer kullanılan katkı maddeleri için ise ilgili mevzuatlarda gerekli limitler belirlenmiş olup tüketiciler Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının sayfasından Türk Gıda Kodeksinde yer alan bu tur bilgilere ulaşabilirler.
 
Aktivist: Aslına merak ettiğimiz, konuşulacak o kadar çok konu var ki… Etten ekmeğe, cipsten dondurmaya her şeyde tüketiciyi aldatacak bir yol bulanlar mutlaka oluyor. Şüphe ettiğimiz hallerde, bizim başvurumuzla bu ürünlerin incelemeye alındığı bir sistem bir başvuru merci var mı? Bize nasıl bir yol önerirsiniz?
Sedat Kuru: Herhangi bir istenmeyen durumla karşılaşıldığında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Alo 174 Gıda Hattı ve Tüketiciyi Koruma Dernekleri’ne şikayette bulunabilirisiniz.
 
Etiketlere Bir De Bu Gözle Bakın
Sedat Kuru, gıda alış verişinde aklımızda bulunması gerekenleri anlatıyor:
Alışverişe başlamadan önce alacağımız ürününe ihtiyacımız olup olmadığını ve son kullanma tarihine kadar harcayıp harcayamayacağımıza karar vermek önemlidir. Öncelikle bunu belirleyerek liste oluşturmalıdır. Sonrasında alışveriş sıralaması yapması gerekir. Önce kuru ve konserve gıdalar, ardından taze sebze ve meyveler, sonra taze et ve balıklar, en sonunda da donmuş gıdalar alınabilir. Alışveriş yaparken aşağıdaki maddelere dikkat edilmelidir;
- Gıda maddelerinin (yaş meyve ve sebze hariç) ambalajlı ve etiketli bir biçimde satışa sunulması yasal zorunluluktur. Açıkta, sokakta, pazar yerlerinde dökme olarak satılan, üreticisi ve özellikleri belli olmayan ürünler satın alınmamalıdır.  Mutlaka ambalajlı, etiketli, üreticisi ve markası belli olan ürünler satın alınmalıdır.
- Yırtılmış, açılmış, bozulmuş ve özelliğini kaybetmiş ambalaja sahip ürünler satın alınmamalıdır.
- Alt ve üst kapakları normal görüntüsünü kaybetmiş ve böylece bombaj (şişkinlik) oluşturmuş konserveler alınmamalıdır.
- Vakum paketlenmiş ürünlerde vakum herhangi bir nedenle bozulmuş ise bu ürünler almamalıdır.
- Ambalajında ve dış görünüşünde problem olmayan ürünü almaya karar verdi isek öncelikli gıdanın etiketini kontrol etmeliyiz. Etiket bilgileri aşağıdaki maddeleri içermek zorundadır.
• İçindekiler kısmı
• Net miktarı
• Firma adı, adresi ve üretildiği yer
• Tavsiye edilen tüketim tarihi veya son tüketim tarihi
• Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nca verilmiş kayıt veya onay numarası.
Eğer bu bilgilerden uygun olmayan bir madde varsa o ürün almamalıdır.
- Soğukta muhafazası ve satılması gereken bir gıda uygun ortamda satışa sunulmamışsa alınmamalıdır.
- Satın alındıktan sonra son kullanma tarihi geçmemiş olsa bile gıda maddesinin ambalajı açıldığı anda bozulma, küflenme, renk değişikliği veya kokusunda değişiklik varsa böyle gıdaları tadına bakarak kontrol etme yoluna gitmemeli, ürün tüketmeden iade etmelidir.
- Satın aldığınız malzemeyi poşetlere koyarken, soğuk ve donmuş ürünler bir arada paketlenmelidir. Deterjan gibi kimyasal malzemeleri gıda maddeleri ile aynı poşete konulmamalıdır.
 
 

Etiketler : sağlıklı gıda gıda alışverişi

Yorumlar


Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler