romanlarda İSTANBUL

3369 kişi tarafından okundu
romanlarda İSTANBUL romanlarda İSTANBUL

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Çamlıca’ya cennet bahçelerinin yere inmiş bir parçası denilse yeridir. Eğer Allah dünyada ölümsüzlük suyu bulunmasını dilemiş olsaydı, o güzelliği  Çamlıca suyuna verirdi.” İNTİBAH/Namık Kemal
“İstanbul’u sevmezse gönül aşkı neanlar?” demiş Münir Nurettin Selçuk. Çünkü İstanbul, bir mekân, yer seçimi olarak belki en büyük belirleyici unsur yaşadığımız pek çok şeyde. Düşününce anlıyor insan, yaşadığımız pek çok şey sadece mekân İstanbul olduğu için vuku buluyor. Ya da hissettiklerimiz… Tepkilerimiz, hayallerimiz, beklentilerimiz.
İstanbul, bir çeşit kader kadranı. Bizler de biçare akrepler… yelkovanlar… bu şehrin üzerinde dönüp duruyoruz. Hayatımızın dönüm noktası olabilecek bir iş fırsatını, trafiğe takılarak kaybedebiliyoruz, Kız Kulesi aklımıza gençlik aşkımızı düşürüyor, köprü açık mı sorusunun cevabı bütün günümüzü belirleyebiliyor, Bostancı’da güneşin batışına rastlayınca tutup birine aşkımızı ilan edebiliyoruz. Market promosyonları, vitrinlerin ışıltısı, güzel bir yerde iyi bir akşam yemeği, mali durumumuzu belirleyebiliyor.
Ve tabii İstanbul bir hikayeler şehri olarak kimi hikayelerde mekan, kimilerinde dramatik unsur olarak yer alırken… Kimi hikayelerin de varoluş sebebi oluyor.
Sinema da, müzik de, edebiyat da bu şehrin cazibesinden, karanlığından, tehlikesinden ve hatta kimi zaman çirkin yanlarından nasibini alıyor… Hepimiz gibi…
Geçtiğimiz aylarda İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ne ait Kültür A.Ş., “Türk Romanından Bir Demet İstanbul” isimli bir kitap yayımladı. Aralarında Namık Kemal’in İntibah’ı, Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası, Halit Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah’ı, Ahmed Hamdi Tanpınar’ın Huzur’u ve Peyami Safa’nın Canan romanlarının da bulunduğu TürkEdebiyatı’nın 25 romanından derleme yapılarak hazırlanmışbu kitabın yayın danışmanı Prof. Dr. İskender Pala editörü ise şair ve yazar olan Ekrem Kaftan.
Tabii çağdaş yazarların İstanbullu romanlarını yok saymak olmaz. Metin Kaçan’ın Ağır Roman’ı, Nedim Gürsel’in Boğazkesen’i, Buket Uzuner’in İstanbullular’ı, Mario Levi’nin İstanbul Bir Masaldı’sı… Orhan Pamuk, Ahmet Ümit, Elif Şafak, İhsan Oktay Anar, Selim İleri ve daha niceleri için İstanbul başlı başına bir roman kahramanı.
Mutluluk, sevinç, keder, umutsuzluk ve umut… Olduğumuz kişi olmayı, biraz da İstanbul’a borçlu değil miyiz?
Aksaray’da Bir Yaz Günü HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR ŞIPSEVDİ
“Aksaray tramvay durağında Nalıncı ve Şekerci sokaklarının başlarındaki ızgaralar yağmur sularını toplamak ve uzaklaştırmaktan daha başka hizmetler görerek de dikkati çekiyorlar. Bu baca ağızları fakir halkın âdeta bülbüllü, sümbüllü hoş kokulu bir havuz başı eğlence yeridir. Yaz günü uçan haşeratın her çeşidi buralarda vızıldar. Rutubetten etraflarında yosunlar, çimenler yetişir. Bu has bahçenin güzelliğinden en çok faydalananlar tramvay işçileridir. Yazın insanı kesen sıcak günlerinde, Eminönü’nden Aksaray seferini tamamlayınca, o beş altı dakikalık hizmet arası sırasında tramvay ispirleri bu sokakların başlarındaki sıra ağaçların yahut çeşmenin kısa gölgesine sığınırlar. Bu ferahlatıcı havuzların hemen yanına iskemleyi atıp acele bir dinlenme kahvesi içerler.
Akşama doğru bu sokakların ağızları balıkçı tablaları, yemişçi, sebze küfeleriyle, birer yiyecek sergisi halini alır.”
Billur Çerçeveli İstanbul Üçgeni MİZANCI MEHMED RAUF - TURFANDA MI TURFA MI?
“Her şey göz önündeydi. İşte üç taraftan billur çerçeve ile çevrilmiş İstanbul üçgeni! Bulutlara doğru âlemlerini kaldırmış minarelerden dolayı bin direkli muhteşem bir gemi şeklinde azametle duruyordu.
İşte binlerce deniz taşıtını arkasına yüklenmiş ve iki büyük çemberle kuşanmış “Altın Boynuz” yani Haliç!
İşte tatlı bir duman için keyif süren Adalar. Daha arkada Yalova, Mudanya tepeleri.”
Kadıköy’ün Küçük Bahçeli Zarif Binaları PEYAMİ SAFA CÂNÂN
“Araba güzeller yollardan geçiyor. Bedia buralarını çok sever. Buraları Kadıköy’ünün sımsıkı şehir hayatından uzak, ama yine medeni yerleridir. Güneşli, az insanlı, tozlu bir yol. Küçük büyük bahçeler içinde zarif binalar. Bazılarında belli ki vaktiyle saltanat sürülmüş. Bahçede uşaklar için ayrı daireler, araba ahırları, emekle yetiştirilmiş ağaçlar…
Ne yazık ki buraları da birkaç sene sonra ya tamamıyla zengin Hıristiyanların eline geçecek, Boğaziçi’nin Anadolu tarafı da harabeye dönecek.”
YAKUP KADRİ’nin Gözünden Şişli’nin “yeni usul” Apartmanları KİRALIK KONAK
“Şişli’nin yeni usul elektrikli, banyolu apartmanları, Servet Bey’i gittikçe çekiyordu. Vakıa bu apartmanların merdivenlerini çıkarken ’Ne yazık, asansör yok’ diye hayıflanıyordu, fakat Türkçe ve Frenkçe numarası yazılmış, zil düğmesi parıl parıl parlayan kapılardan içeri girip de burnu boyanmış parke kokusunu alır almaz adeta içi açılıyor, ocağı çini taklidi Frenk tuğlalarla döşenmiş mutfakta dakikalarca kalıyordu. Sonra balkona çıkıp caddeye bakıyordu; cadde genişliği, gürültüsü, telgraf, telefon, tramvay telleri, otomobilleri, ortasından geçen rayları, duvarlarındaki ilanları ile onun beyninde tamamıyla bir Avrupa şehri manzarasını canlandırıyordu.”
HALİDE EDİP’in Kaleminden Kâğıthane’de Bir Hıdrellez Günü SİNEKLİ BAKKAL
“Hıdrellez günü göğün altında bugün hiçbir şehir bu kadar cümbüşlü bir kalabalıkla kaynaşmaz, hiçbir sokak bu kadar başka sesleri birbirine karıştıran böyle bir uğultu çıkarmaz. Ahalisi bu kadar kuzu kızartıp helva pişirmez. İstanbul, gümüş, sisli bir sabah rüyası görüyor. Kâğıthane’de, yeşil çayırlarda şimdi öbek öbek toplanan halk arasında darbuka, zilli maşa, tef, zurna sesleri arasında kara göbeğini çalkalayan Çingene Pembe…”
TANPINAR’a “ah” Dedirten İstanbul MAHUR BESTE
“Ah, eski İstanbul! İçten içe kaynayan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtiraslarıyla, kin ve sevgileriyle, birdenbire coşan nefretleriyle, kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla, daima kızdırılmış bir kaplan gibi atılmaya, parçalamaya hazır ocaklarıyla, tekkeleriyle, esnafıyla, o kadar dağınık dağınık, parça parça göründüğü halde istediği gün sokakta, çarşıda, meydanda birdenbire birleşen, acayip ve korkunç bir mahluk gibi halka halka büyüyen, genişleyen, okyanuslar gibi homurdanan, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan, devirip alt üst eden... Kadınını, erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir.”

Etiketler :

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler