Risk? Özgüven? Cesaret? Deneyim? Korku? Kararlılık? Pes Etmek?

386 kişi tarafından okundu
Risk? Özgüven? Cesaret? Deneyim? Korku? Kararlılık? Pes Etmek? Risk? Özgüven? Cesaret? Deneyim? Korku? Kararlılık? Pes Etmek?

Ne yalan söyleyeyim, bizim gibi tek davası "değerler ve insan" olan bir yayın için, Nasuh Mahruki ile söyleşmek, denizlere, deryalara dalmak gibiydi. Dağ kavramını bir metafor olarak görecek olursak, Nasuh Mahruki aslında hayatta kalmanın ve Kendi Ev

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

 Ne yalan söyleyeyim, bizim gibi tek davası “değerler ve insan” olan bir yayın için, Nasuh Mahruki ile söyleşmek, denizlere, deryalara dalmak gibiydi. Dağ kavramını bir metafor olarak görecek olursak, Nasuh Mahruki aslında hayatta kalmanın ve Kendi Everestinize Tırmanmak’ın sırlarını verdi bize.
 
Aktivist: Gezi parkı olaylarında siz de yaralandınız, bacağınız ve omzunuz kırıldı burada uğradığınız zararlar spor hayatınızda sorunlara yol açtı mı?
Nasuh Mahruki:
Tabii ki bunlar beni bir hayli uğraştırdı. Olayın üzerinden neredeyse dokuz, on ay geçti ve bu süre içinde bu durum elbette ki beni çok kısıtladı.  Çünkü bacağımda ve kolumda bir sürü titanyumlar var ve dolayısıyla o tür bir spor yapma şansım yok. Neyse ki bu tür travmalarda vücut toparlıyor bir süre sonra kendini, yani kalıcı bir hasar olmayacak ama ancak 1-2 yılda normale dönecek.

Aktivist: Siz bugüne dek gönüllü olarak yaptığınız işlerle pek çok insanın hayatını kurtardınız ve buna vesile olup birçok insan yetiştirdiniz, bir yol açtınız, yani çok önemli bir iş başardınız. Fakat son zamanlarda, bu olaylardan sonra, bazı şeyler yazılmaya başlandı. Bunlar bize gösterdi ki bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmıyor. Ama tabii şu da var ki size sahip çıkan ve seven çok büyük bir kitle de var. Yani hem çok seviliyorsunuz hem de hiç sevilmiyorsunuz. Peki, siz bununla nasıl baş ediyorsunuz?
Nasuh Mahruki: Ben bu tür şeyleri doğal kabul ediyorum, yani bunlar da sonuçta hayatın bir parçası. Başka türlü zaten başa çıkamaz insan. Ben doğru olduğuna inandığım şeyi yapıyorum. Hayatım boyunca da öyle yaptım. İnsanların ne düşündüğü beni çok da fazla ilgilendirmez aslında, eğer ben onun doğru olduğunu düşünüyorsam kim ne derse desin yaparım.
 
“Herkesin " sanki dünyayı ben mi kurtaracağım" diye düşündüğü bir çağda bir şeyleri değiştirmek ve hayatları kurtarmak için yola çıkarken inancımızı yine hayatın kendisinden aldık biz. Hayatın kendisinde mevcut dinamiklerinden. Zira hayat, değişim, dönüşüm, gelişim ve rekabet üzerine kurulmuştur.”
 
Aktivist: Biraz AKUT’a dönersek, AKUT şu an atıl bir kurum mu? Bunu bilhassa sormak istiyorum. Çünkü dediğim gibi yazılan çizilen şeyler var. Ve biz sizin ağzınızdan bu kurumun bir özgeçmişini ve şu anki halini duymak istiyoruz. 
Nasuh Mahruki:
Size en basit olarak şunu söyleyeyim; AKUT’un şu an hali hazırda her hafta 4-5 operasyonu var. Geçmişine bakacak olursak; ilk defa 1996’da dernek olarak kurmuştuk biz AKUT’u. Şu anda derneğin yanında vakıf, spor kulübü, iktisadi işletme, enstitü, çocuk akademisi, üniversite toplulukları, liselerde atlet yetiştirme etkinlikleri ve de yayın evi olarak faaliyetlerine son hızla devam ediyor. İlköğretim okullarında bile kulüpleri var. Atıl olmak bir tarafa birkaç bin kişilik bir aileye dönüştü AKUT. Bunun en kalabalık kısmı dernek. Ama diğerlerinde de çok sayıda insan var, bilhassa üniversite topluluklarında, yüzbinlerce, milyonlarca insana ulaşıyoruz. Bugüne dek katıldığımız operasyonların sayısı 1530’un üzerinde. Bu süreçte kurtarılmasına vesile olduğumuz insan sayısı da 1850’ün üzerinde. Sadece geçen sene mesela, 247 operasyona çıktık, 293 insanın hayatının kurtarılmasında aktif olarak görev yaptık. Bu, işin sadece arama kurtarma kısmı. Bunun dışında çok çeşitli sosyal sorumluluk projeleri ve toplumu bilinçlendirme çalışmaları yapıyoruz. Gezici afet eğitimleriyle Türkiye’yi defalarca dolaştık. İlköğretimden liseye ve üniversiteye kadar birçok kurumda afet bilinçlendirme seminerleri verdik hala da veriyoruz. 2013 yılında 109.000 insana seminerler verdik, 2012 yılında bu sayı 112,500 idi. Mesela bugünlerde Sarıyer Belediye’siyle bir çalışma yapıyoruz; Sarıyer bölgesindeki bütün ilköğretim okullarının dâhil olduğu bir proje bu. Böyle yerel yönetimlerin yanı sıra özel sektörle de işbirliği içindeyiz.  Şu anda Türkiye’nin değişik bölgelerinde 33 tane ekibimiz var, bunların hepsi de 7/24 operasyona hazır vaziyetteler. Türkiye’de arazilerde meydana gelen olaylarda bizden başka ekip yok zaten. Şehir içinde bir bina yıkılması gibi olaylarda gidebilecek çok insan var ama doğa koşullarında mevcut kapasite çok kısıtlı. Yani sonuç olarak AKUT her zamankinden çok daha hızlı bir ivme içerisinde yoluna devam ediyor.
“Şu anda Türkiye’nin değişik bölgelerinde 33 tane ekibimiz var, bunların hepsi de 7/24 operasyona hazır vaziyetteler.”
 
Aktivist: Nasıl bir cesaretle AKUT’u kurdunuz? Türkiye’nin belki de en hazırlıksız olduğu, en zor anında sahaya inecek güveni ve cesareti kendinizde nasıl buldunuz?   

Nasuh Mahruki: Biz AKUT’u 1994 yılında bir dağ kazası sonrasında kurmaya karar verdik. İki genç arkadaşımız hayatını kaybetmişti o kazada. O zaman Türkiye’de bu konudaki eksikliği görmüş olduk.  1995 yılını bu konuyu araştırarak geçirdik. Türkiye’nin doğal afet risklerini de öğrendik.  Biz sadece dağ ve doğa diye başlamıştık ama araştırdıkça bu anlamda Türkiye’nin çok sahipsiz olduğunu gördük. Mesela, birkaç yılda bir belli bölgelerde çok ciddi yıkımlara neden olan seller oluşuyormuş, on yılda bir kitlesel afete dönüşen depremler yaşanıyormuş. Bunları gördüğümüzde kuracağımız bu sivil toplum kuruluşunu sadece doğayla sınırlı tutmayalım ve can kaybı olabilecek her türlü kaza ve afette var olalım dedik. Ve 14 Mart 1996 yılında AKUT Arama Ve Kurtarma Derneği’ni bu çerçevede kurduk. Her türlü doğal afet ve kazada can kaybını en aza indirmek ve bu konularda toplumu bilinçlendirmek olarak iki temel noktayı baz alıp başladık. Önceleri Ölüdeniz ‘de yamaç paraşütü kazaları gibi, Doğu Karadeniz’de sel felaketleri gibi münferit sayılabilecek vakalara gittik.  1998 yılında Adana Ceyhan depremi oldu.  O olay zaten AKUT’u Türkiye gündeminde ciddi bir yere taşıdı. O zamanlar sadece İstanbul’da bir takımımız vardı ve her yere biz gidiyorduk. Bizi hep helikopter ile alıp götürürlerdi.  Sonra yavaş yavaş büyütmeye başladık AKUT’u. 1999’un başında benim 2010 yılında Everest’e de beraber tırmandığım partnerim Yılmaz Sevgül Antalya’ya yerleşince burada da bir ekip kurduk.  İyi ki de kurmuşuz. Böylece 17 Ağustos depremine iki takım birden müdahale ettik. Tabii bu dönemden sonra büyümemiz gerektiğini anladık. Hem kamuoyundan da çok büyük bir destek, güven ve bağış gelmeye başlamıştı. Böylece her yıl yeni ekipler kurarak büyüdük, 10.yılımız olan 2006 ya geldiğimizde 10 tane ekibimiz oldu. Sonra daha da fazla ekip kurduk, şu anda 33 tane ekibimiz var. Ekip arttıkça ihbar da artıyor tabii ki. Böylece her yere yetişip daha çok operasyon yapabiliyor ve daha çok hayat kurtarabiliyoruz.
 
“Ne mutlu bizlere ki, inanç, inat ve sabırla işin başında durarak ve işimizi hep geliştirecek şekilde çalışarak bugünlere ulaştık.”
 
Aktivist: AKUT devlet desteği almıyor. Ne ile finanse ediyorsunuz kurumu?
Nasuh Mahruki:
Sürekli eğitim ve tatbikatlarla sahip olduğumuz bu bilgi birikimini dış kurumlarla da paylaşıyor ve acil durum yönetimi, arama kurtarma, güvenli yaşamla alakalı konularda sürekli olarak bir takım projeler üretiyoruz. Enstitü bu amaçla kuruldu zaten, şu anda dış kurumlara verilen tüm bu eğitimler enstitü üzerinden veriliyor.  Bu konuda Türkiye’nin en büyük ve en güçlü firmasına biz sahibiz. Rusya’da, Pakistan’da, Hindistan’da, Romanya’da, Bangladeş’te, Kamboçya’da ve daha bir sürü yerde acil durum yönetimiyle ilgili denetlemeler yapıyoruz.  Türkiye’de de birçok büyük firma güvenlik konularında bizden danışmanlık alıyor. Mesela Türkiye’deki çimento sektörünün tamamının acil durum sistemini biz kurduk. Şişecam bir dünya devidir, onun da güvenlik sistemini biz kurduk. Böylece buralardan gelir elde edip AKUT için yatırımlar yapıyoruz. Çünkü AKUT hükümet tarafından desteklenen bir STK değil, hiçbir destekleri de olmadı bugüne kadar.
Yola çıkarken doğru bir iş yaptığımızı biliyorduk, ben her zaman AKUT’un bir gün Türkiye’nin en prestijli kurumu olacağını her toplantıda söylerdim, çünkü yaptığımız işin ne olduğunun farkındayım, hayat kurtarıyoruz biz ve bunu herkesten iyi yapıyoruz. Üstelik yeri geliyor kendi hayatlarımızı riske atarak yapıyoruz bu işi dolayısıyla toplumda karşılığı olan çok insani bir mesele bu.
Ne mutlu bizlere ki, inanç, inat ve sabırla işin başında durarak ve işimizi hep geliştirecek şekilde çalışarak bugünlere ulaştık.
 
Aktivist: Şimdilerde sanırım AFAD var, devletin kurduğu bir kurum olarak… Aynı alandasınız…
Nasuh Mahruki: Bizden sonra Türkiye’nin AKUT’un konusuna giren tüm konulara bakış açısı tamamen değişti. Hepsi yeniden yapılandırıldı. Evet, AFAD doğru bir mantık ama AFAD’a gelene kadar bir sürü yanlışlık yaptılar. Nedense AKUT’u bir türlü kabul edemediler ve istemediler. Çünkü AKUT’un başarıları onların başarısızlığı gibi geldi onlara. Elbette toplantılara davet ediliyoruz ve tabii ki danışman olarak fikrimizi alıyorlar ama bu ne yazık ki çok sınırlı bir etkileşim, olması gerektiği yerde değil. AKUT’un bir rakip olarak görülmemesi gerek. Biz bir sivil toplum kuruluşuyuz. Zaten gönüllüyüz bu işlerde. Bir iyi şey şu oldu Türkiye’de AKUT sayesinde; arama kurtarma yapılanmasının ana omurgası gönüllüler üzerine kuruldu. Bizde herkes gönüllü çalışır. Tüm AKUT içerisinde sadece 3 tane maaşlı personel var. Dolayısıyla da Türkiye’de bu yapı gönüllüler üzerine oluşturuldu, pek çok yerel yapılanma söz konusu oldu, bu çok iyi bir kazanımdır. Böylece de sosyal sorumluluk ve aktif vatandaşlık bilinciyle hareket eden değerleri ortaya çıkarttı, Türkiye’de bu hareket. Ve bu da çok iyi bir şey.

Aktivist: Hayatta insanları değişimden en çok alıkoyan şey  “ dünyayı ben mi kurtaracağım”  nasılsa birisi gider ve o işi yapar düşüncesidir. Ama siz hep bir şeyleri değiştirebileceğinize inanmışsınız. Yaptığınız pek çok şeyin özünde bu görülüyor. Siz bu inancı, bu “değiştirebilirim yapabilirim” inancını nereden buldunuz?
Nasuh Mahruki: Hayatın kendisinden. Hayatın kendisi zaten bu dinamikler üzerine kurulu. Değişim, dönüşüm, gelişim ve rekabet üzerine kurulmuş zaten hayat. Bu süreçte, bizde de böyle bir kapasite varsa, yani rekabet avantajlarına sahip olduğumuz, diğerlerinden daha iyi yapabileceğimiz bir konu varsa ve değişimi de tabi ki hep toplumun yararına kullanabileceksek neden olmasın dedim.
Bakın mesela Türkiye’de son 10 yılda ne kadar değişti ama ters bir tarafa değişti. Daha geriye doğru, daha ilkele ve bağnaza doğru değişti.  Hâlbuki değişim normal şartlarda kendi haline bırakılsa ileriye doğru gider.  Bunun farkında olunca insan bir gün mutlaka her şeyin düzeleceğini ve rotasını bulacağını bilir, tabii işin başında olup doğru şekilde yönlendirme koşuluyla.
 
Aktivist:  Şimdi tekrar Nasuh Mahruki’ye dönersek çok büyük macera gibi geliyor dışardan bakıldığında dağlarda yaşadıklarınız. Öyle bir maceranın içinde nerede durmanız gerektiğine nasıl karar veriyorsunuz?
Nasuh Mahruki: Tecrübe. Tecrübe ile karar veriyorum.  Hayat boyu yaşadıklarınız bilgi, sezgi, duygu,  analitik zekâ,  duygusal zekâ, ruhsal zekâ ile değerlendirilerek kişinin sağduyusuna eklenir ve onun birikimini tecrübesini oluşturur.  Bir olay ile karşı karşıya geldiğinizde sağduyunuza güvenerek onun nereye evrileceğini bütün o değişkenleri, beraberce hesap edip bilirsiniz, işte bu tecrübedir. Ve tecrübe deneyerek kazanılır. İyi bir dağcı olmak için çok dağa gitmek gerekir, farklı koşullarda farklı durumlarda. O konuyu artık öyle bir içselleştirir ki kişi artık bir noktadaki deneyimden sonra düşünmeden hareket eder. Hatta bunun en ileri aşaması, vücudunuz da aklınız da ruhunuz da bu işi öyle bir içselleştirmiştir ki vücut sadece akar aktivite anında, sadece yapması gerekenleri yapar ve siz onları düşünmezsiniz bile. Aslında yaptığınız her şeyin çok net farkındasınızdır ama onu düşünmenize gerek kalmaz. Bu birikim herhangi bir risk ya da potansiyel tehlikeyi hemen algılar ve ona göre savunmasını alır.

Aktivist: Risk nedir sizin için?
Nasuh Mahruki:
Risk, sonucunda meydana gelmesini istemediğimiz zararlı bir olayın meydana gelme olasılığı ve ortaya çıkartacağı zararın şiddetinin bileşkesidir.  Bu istenmeyen bir olasılık aslında evet ama risk dediğimiz şey hayatımızda zannettiğimizden daha fazla yer alıyor. Çünkü içinde bir araç olan bütün insan faaliyetleri ve çeşitli karmaşık süreçler belli oranda risk içeriyor. Yani her şey riskli aslında ama biz bu riskleri yöneterek üstleniyoruz. Başlangıç aşamasında aldığımız önlemler ile eylemin toplam riskini düşürür ve onu kabul edilebilir bir seviyeye çekmiş oluruz. Ama herkes kendi yeteneklerine göre, kendi algısı ve risk iştahına göre grafik eğride belli bir noktada bu ikisini buluşturur. Ve ondan sonrasını kabul ederek bu riski üstenir, risk gerçekleşmezse ne ala, sadece potansiyel bir tehlike, bir olasılık olarak kalır ve biz yolumuza devam ederiz ama bazen gerçekleşir, tüm planlama ve hesaplamalarımıza rağmen gerçekleşir. Çünkü neticede o bir olasılıktır ve bir yerden sonra bize bağlı değildir. İşte gerçekleştiğinde, en kötü senaryo halinde orada da bir şekilde kişinin elinden gelenin daha fazlasını yapıp kendin oradan çıkartmanın yolunu bulması gerekir.
Aktivist: Bütün o maceralar içinde hiç çok korktuğunuz bir an yaşadınız mı? Korkuyla nasıl baş edersiniz?
Nasuh Mahruki:
Kimse korkmadığını söyleyemez. Herkes acı çekmekten, bedensel bütünlüğünü kaybetmekten, ölmekten, kayba uğramaktan korkar ve bu da sağlıklı bir şeydir zaten. Tıpkı stres gibi, herkes stres yaşıyor belli ölçülerde, önemli olan o stresi n yapacağınız işi yapmanızı engelleyecek hale gelmemesi.  Yani o korkunun sizi yapacağınızdan alıkoymaması önemli. Bir yandan cesaretli olmak iyi bir şey ama cesaretli olmak cesur olmak korkmamak değil zaten, korkunun kontrol edilmesidir.
Kişi korkularını kontrol edip, eğer yeteri kadar bilgili ve hazırlıklıysa o şartlar altında gene yapılması gerekeni yapabilir. Bu da gene tecrübe, yaşanmışlıklardan gelen, kişinin kendini bilmesinden gelen bir durumdur.

Aktivist: Tecrübeden bahsediyorsunuz, insanın aklına “Kişi hep bildiği sularda mı yüzmeli” sorusu geliyor.
Nasuh Mahruki:
 Tabii ki yeni şeyler yapmalıyız, denemeliyiz, deneyim de deneyerek kazanılıyor ama mutlaka adım adım. Ben bunun altını çizmeye çalışıyordum tecrübe derken. J Bilmediği sularda tabii ki yüzebilir. Ki yüzmelidir de zaten ama adım adım ve belli bir sırayla bunu yapması lazım. Yani kolaydan başlayıp zorlara doğru gitmesi ve kendi yeteneklerini geliştirdikçe olayı büyütmesi lazım. Tabii bu da bir özgüven meselesi.  Elbette bu özgüven aşırı bir özgüven değil kişinin, geçmişinde yaptıklarından başardıklarından kendi gücünün ve haddinin sınırlarını bilmesinden kaynaklanan bir özgüven olmalıdır ve bu doğrultuda kişinin hedeflerini büyüterek adım adım ilerlemesi gerekir. Yeni bir şeye başlayacaksa insan, en başından başlayıp adım adım gitmeli. Teorik alt yapı çok önemlidir. Ben bir sürü riskli sporla uğraştım ama hepsinde de teorik alt yapımı çok kuvvetli tuttum. Çünkü kişi işin düşünsel yapısını baştan iyi kavrayabilirse,  teorik alt yapı ve pratik süreç birleşince çok daha verimli ve güvenli hareket edebiliyor. Yani işin eğitim kısmını hiç küçümsememek lazım.
Aktivist: Hem dağcılık hem AKUT bir araya geldiğinde, ölüm ile ya da tehlikelerle ilgili sanki hiçbir korkunuz ve kaygınız yokmuş gibi geliyor insana dışardan bakıldığında. Çok mu kibirlisiniz yoksa çok mu inançlısınız?
Nasuh Mahruki:
İkisi de değil; bu sadece akılcılık ve kişinin kendisini bilmesidir.  Ben ölümden korkmam, hiçbir zaman korkmadım çünkü aldırış etmiyorum ölüme, ha ama ölmemek için her şeyi yaparım çünkü yaşamın çok kıymetli olduğunun farkındayım. Ama ölüm düşüncesiyle de bir şeyi yapıp yapmamak gibi kaygım olmaz yani. Herkes ölecek bir gün. Tabii yaptığım işlerin riskli ve tehlikeli olduğunun farkındayım ve onların sonucunda böyle korkunç bir senaryonun da olabileceğinin farkındayım. Bizim yaptığımız o senaryonun gerçekleşmemesi için alınması gereken bütün önlemleri almak, yapılması gereken bütün hazırlıkları yapmak, olaya uygun bir plan ve stratejiyle en doğru ve hazırlıklı bir şekilde gidip o mücadelenin içine girmek. Ve süreç içerisinde de sürecin her anını kontrol edip her anındaki bütün değişkenlerin farkında olup, sürekli doğru kararlar ve de doğru eylemlerle de kendimizi o risklerin tehlikelerin dışında tutmak.

Aktivist: Özgüveninizin kaynağı nedir?
Nasuh Mahruki:
Yaşanmışlıklar. Yani ben yaptıklarımı bildiğim için, yapabileceklerimi de biliyorum, sınırlarımı çok iyi bilirim. Ve benim başarılarımın sırlarından bir tanesi şudur, kendi yeteneklerimi çok iyi tanırım ve neyi yapıp neyi yapamayacağımı da çok iyi bilirim. Yapamayacağım bir işe asla girmem girdiğim bir işi de mutlaka yaparım.
Aktivist: Kitabınızdan bir bölüm okudum ve benim çok hoşuma gitti; “O dağ izin verirse tırmanırım, vermezse teşekkür edip evime geri dönerim” demişsiniz, sanırım nerede duracağını bilmek de gerekiyor.

Nasuh Mahruki: Dağcılık sporunda o tırmanışa karar veren dağcılar değildir aslında. Dağın nesnel koşullarıdır. Dağın nesnel koşulları müsait olursa, biz sahip olduğumuz imkân, kabiliyetler ve kendimize göre kabul edilebilir riskler çerçevesinde riskleri üstlenip yolumuza devam ederiz ama kabul edilemeyecek derecede bir risk söz konusu olursa, çığ riski gibi mesela çünkü kimse bir şey yapamaz çığ riskine karşı ya da birkaç saat içinde ortasında kalacağımız bir fırtına bulutu üzerimize geliyorsa, bu şartlarda devam etmek doğru olmayacağı için, bunlar göze alınmayacak riskler olduğu için geri dönersiniz. Bu durumda dağın tırmanılıp tırmanılmayacağına karar veren dağın kendisi olmuş olur. Biz dağcılar sadece bu durumu iyi analiz edip gözlemleyerek doğru kararı veririz.

Aktivist: İnsanlara inandığınızı gözlemliyorum yaptığınız tüm işlerde. Çünkü tek başına bir şey yapan birisi değilsiniz. Hem birilerini yanınıza alıyorsunuz hem birileri için bir şeyler yapıyor olduğunuzu hep hissediyorsunuz. Gerçekten insanlara dokunduğunuza inanıyor musunuz?
Nasuh Mahruki: Evet. Ben sadece insana inanırım zaten. Ben kurumsallaşmaya bile inanmam. Hatta bu da hep bir tartışma konusudur, sonuçta her şey bir kişinin iki dudağı arasındadır. Hatta İngilizce bir laf var “Every business is human business”  diye, her iş insan işidir, insanla alakalıdır. Doğru insanı bulduğunuzda işiniz çok kolaydır zaten yanlış insanla da doğru iş olmaz. Benim hayatım boyunca aldığım en önemli ders budur. Eğer bir insan yanlışsa, o sırada size bir menfaat sağlıyor olsa bile asla yanında durmayacaksınız ve asla yanınıza yaklaştırmayacaksınız. Çünkü mutlaka bir bedeli olacaktır.
AKUT’ta da benim uyguladığım strateji hep bu oldu, yanımıza doğru ve güvenilir ahlaklı ve iyi niyetli insanları çekebilmek oldu. İşte o güven çok önemli, benim de bugün için AKUT’taki en büyük sorumluluğum ki bu bence liderlikteki en ileri aşama artık; bir liderin gerçek sorumluluğu onunla birlikte hareket eden insanların güven içerisinde çalışabilecekleri iklimi yaratmak ve korumaktır.
Benim sorumluluğum AKUT’taki iklimi korumak. Kurum kültürünü, değerlerini zaten yıllar içinde hep beraber var ettik. Şimdi ben onun korunmasından sorumlu pozisyonda tutuyorum kendimi. Normalde AKUT içinde düzgün bir biçimde yürüyen hiçbir işe karışmam yürümeyen işlere karışırım. Ve bu işleri insanlar yapıyor. O yüzden doğru insanın bulunup doğru pozisyona yerleştirilerek takımın bir parçası olmasını sağlamak kısmı çok önemlidir. Ve benim AKUT’un başkanı olarak asıl sorumluluğum operasyonların başında en önde koşturup o operasyonu icra etmekten ziyade giderek büyüyen, bu dev organizmayı korumak ve geliştirmekti. O yüzden operasyonlardan çektim kendimi ve organizasyon kısmına geçtim ki bu bana çok ağır geldi aslında çünkü ben hareketli bir insanım, operasyonda olmak benim asıl yapmak istediğimdi ama o gün bu kararı almak ve işin başında durmak zorundaydım. Ama iyi ki de yapmışım kişisel anlamda bana bir bedeli olmakla beraber AKUT’un her geçen yıl daha da sağlıklı biçimde bir arada kalmasına ve gelişmesine olanak sağladı.
Aktivist: Yine okumalarımdan çıkarttığım dışardan çok iddialı, başarılı, yılmaz bir kişi olarak görünüyorsunuz, bu sizin egonuzu nasıl etkiliyor?
Nasuh Mahruki:
Ben çocukluğumda da böyle idim. Yani sonradan böyle olmadım, ben hep atak atılgan ve gözü kara bir çocuktum. Hayatım boyunca da öyle gitti o yüzden nasıl etkilediği konusunda ne diyeceğimi bilmiyorum gerçektenJ

Aktivist Anket

İstanbul’un sokak lezzetleri arasında favoriniz hangisini?
Pek çoğunu severim. Midyeleri kokoreçleri büfelerden yemekleri, kumpiri, bakın İzmir deseydiniz bu soruya hiç düşünmeden kumru diyebilirdim J

İstanbul buluşmalarınızda hangi semti tercih edersiniz?
Etiler’de oturduğumuz ve merkeze ulaşımı da kolay olduğu için Etiler ama bunun dışında da Ortaköy Bebek gibi deniz kıyısı yerler de hayran olduğum yerlerdir.

Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?
Doğma büyüme bu tarafta olduğum için Avrupa yakası

Biri size İstanbul’u gezdirecek olsa bu kim olsun isterdiniz?
İlber Ortaylı

Siz kime İstanbul’u gezdirmek isterdiniz?
Yabancı misafirlerime, zaten gezdiriyorum da,  merak eden herkese gezdirmek isterim.

İstanbul’da asla değişmesin dediğiniz yer neresi?
Boğaz ve Belgrad Orman’ı

İstanbul’un en çok ihtiyacı olan şey
Nüfusunun azalmasına

Etiketler :

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler