Özgürlük, Daha Fazla Özgürlük!

539 kişi tarafından okundu





Özgürlük, Daha Fazla Özgürlük! Özgürlük, Daha Fazla Özgürlük!

"V for Vendetta", bir sinemasal başarı olmanın ötesinde son derecede etkili bir siyasi taşlama olarak parıldamaktadır. Anlattığı hikâye hiç de yabancı değildir. İki yönden, çok tanıdıktır.

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş


Yazar: Serda Akdoğan
 
Fikirlerin gücüne bizzat şahit oldum. Fikirler adına öldürülen ve fikirleri savunurken ölen insanları gördüm. Yalnız, bir fikri öpemez ona dokunamaz veya onu tutamazsınız. Fikirler kan ağlamaz. Acıyı hissetmezler. Sevmezler.
V. for Vendetta filminden...
 

George Orwell’in “1984” adlı şaheserinde, geleceğin kontrol toplumunu, totaliter İngilteresini anlatırken, yönetsel sisteme verdiği bir ad var: İngsos  Nasyonal Sosyalizm’in bir çeşidi; İngiliz ve Sosyalizm sözcüklerinden türetilmiş bir kavram. İngsos da tıpkı Nasyonal Sosyalizm gibi baskıcı, tahakkümcü, acımasız ve kontrole dayalı bir sistem. İnsanların tamamı izlenmekte, her yaptıkları kaydedilmekte ve sisteme uygun olmayan en ufak davranışları acımasızca yok edilmeleriyle sonlandırılmakta. Big Brother adı verilen Stalinvari bir kişilik her şeyi kontrol etmekte. En küçük muhalif hareket en sert şekilde sindirilmekte ve yok edilmekte.
George Orwell’i edebiyatın büyükleri arasına sokan bu eşsiz başyapıt, bir kara “future- fiction” yani bir distopya* olmanın çok ötesinde anlamlar ifade eder. Orwell, belki, kendisinin de İngiliz servisleri adına çalışan bir yazar olmasının verdiği bilinçle öyle bir gelecek projeksiyonu yapmıştır ki öngörüleri adeta harfiyen çıkmıştır. Kendisi, çok önemli bir başyapıt yaratmış olmanın onuruna ulaşırken bize de lanetli kehanetlerinin acımasızca tecelli ettiği bir dünyanın sorunlarıyla boğuşmak kalmıştır.
George Orwell’in “1984”ünü ve “İngsos”u anmak neden gerekti durup dururken? Açıklayalım: 1999 tarihli “Dövüş Kulübü” filminden sonra, görmüş olduğumuz en köklü sistem eleştirisi film olan V For Vendetta hikâyesi ve karakterleri nezdinde geçtiğimiz günlerin yaşanmasının altında yatan sebeplere ayna tutan yegâne sanat eserlerinden biri, zira.
“V for Vendetta”, bir sinemasal başarı olmanın ötesinde son derecede etkili bir siyasi taşlama olarak parıldamaktadır. Anlattığı hikâye hiç de yabancı değildir. İki yönden, çok tanıdıktır. Birincisi: Biz bu hikâyeyi Orwell’den de dinlemiştik! İkincisi ise şu; insancıkların hayatları, tam da böyle cereyan etmektedir şu asimetrik savaş yıllarında! “V For Vendetta” tüm insanlığın içinde yer aldığı, şu veya bu şekilde zarar gördüğü acımasız bir siyasal düzeni kıyasıya eleştirirken, muhalif duruşa çarpıcı boyutlar katmakta.
Olay aslında günümüze yapılan bir alegoridir. Yıllardan 1997. Amerika’nın peşinden gidilen savaşta her şey birbirine karışmış, yakından bildiğimiz katliamlar, insanlık trajedileri, kaos, baskı vs. gibi uygulamalar sonucunda sistem rayından çıkmıştır. İngiltere terörün hedefidir. Ya da bu tehlike abartılarak insanlara sürekli baskı uygulanmaktadır. Sistemi sürdürülebilir kılmak için bir dizi uygulama devreye sokulmuştur. Nazi yöntemlerini amatör bırakacak bu uygulamalar sonucunda İngiltere’de herkes izlenmekte, geceleri sokağa çıkma yasağı uygulanmakta ve gizli polis her türlü yetki ile donatılmış olarak insanları baskı altında tutmakta, gerekli gördüklerini yok etmektedir. Özgürlüğün sona erdiği toplum yaşamı, yalanlara ve hamasete dayalı ajitasyonlarla sürdürülmekte, bunun için medya, başta televizyon olmak üzere propaganda amaçlı olarak kullanılmakta, sahte bir demokrasi söylemi demagojiyle yürütülmektedir. Toplum içten içe kaynamakta, kendilerine kurulan tezgâha uyanmaktadır. Ama olaylara karşı çıkacak cesareti göstermek de aykırı muhalif davranışlar geliştirmek de son derecede tehlikelidir. Sonu kafalara çuvalların geçtiği, turuncu tulumların giydirildiği, acımasız işkencelerin uygulandığı hücrelerde kaybedilmektir. İşte bu ortamda, maskeli bir şahsiyet ortaya çıkar ve tüm sisteme meydan okur.
Buradaki çıkış çizilirken verilen semboller, metafor olarak önemlidir. Çünkü önderlik ve liderlik unsuruna prim verilmemiş, aksine kolektif bir bilinç ve değer yargısı yüceltilmiştir. Bu, oldukça çağdaş bir siyasi yaklaşımı temsil etmektedir. V adlı bu maskeli şahsiyet klasik kültür düşkünü, insanlığın yüce değerlerine şövalyece bağlı, feragatli ve zekidir. Çok iyi kılıç kullanmaktadır. Yani kapitalizm öncesi erdemli insanlarda ortak olan hasletlere toptan sahiptir. Zaten senaryo, 1605 yılının Kasım ayında İngiliz Parlamentosunu havaya uçurmaya kalkışıp başarısız olan ve idam edilen muhalif bir tarihi kişiliğe gönderme yapılarak kurulmuştur.
Söz konusu kişi V, aykırı bir hayatı sürdürmekte, yeraltında; sistemle göreceği hesaplarına kilitlenmiş olarak yaşamaktadır. V’nin maskeli olması ve bir isme sahip olmaması bize çağdaş siyasi aktivistlerin tavırlarını anımsatmaktadır. Maskeli olması da onu tüm toplumla özdeşik hale getirmektedir. Dolayısıyla maske, bir metafor olarak öne çıkmaktadır. Yani demek istenmektedir ki; hepimiz günlük maskelerimiz altında, bu sistemin sillesini yemiş mağdurlarız. O halde, suskun ve kimliksiz bir kavgada içten içe yerini alabilirsin. Çünkü herkes senin gibi devirmek istiyor aslında bu tezgâhları kuranları, bu sahtekârları.
Sonuçta, anonimleşmiş bu karakterin cesaret verdiği toplum, iktidarı kötüye kullanarak, insancıkları mahveden bu totaliter oligarşiyi yok eder. İngiliz toplumundaki herkes birer V maskesi ile bu devrime katılır. Sahtekârlıklar tezgâhı olarak gösterilen parlamento binasının havaya uçuruluşu bir havai fişek gösterisi kadar şenlikli olur. 1605 tarihli başarısız kalkışmaya selam gönderilir. Bastille ruhu canlanır.
Kimi zaman Müslümanlığı, kimi zaman terörü, kimi zaman ne idüğü belirsiz bir tehlikeyi öne sürerek insancıkları korkutan, sindiren, aldatan ve birbirlerine kırdıran bu politik, bu iktidar odaklarına V gibi karşı çıkabilmek belki herkes için mümkün... Bunun için ilk iş, korkulardan kurtulmak. Bu başarılı eser, bu konuda son derecede ilginç göndermelerle, diskurlarla* dopdolu.
  
Kolektif bir toplumda kahramana ne hacet
 V, İngiltere’de özgürlük için ayağa kalkan bir birey. Aslında o herkesin külliyen ayağa kalktığı bir toplulukta yalnızca ilk olmuş bir önder kahraman, bu açıdan bir sembol.  Çünkü kolektif bir toplumda aslında kahramanlara ihtiyaç yoktur. İşte toplumların ve devletlerin asıl meselesi de bu olmalıdır: Kahramana ihtiyaç duyulmayan bir toplum yaratmak... Ve kötü haber: Kahramansız bir toplum ne yazık ki bir günde yaratılamıyor. İşte bu nedenle toplumu oluşturan her bireyin haklarına müdahale edildiğini öngördüğü her anda, haklarına sahip çıkmak üzere mücadele etmesi şarttır. Çünkü kahramansız ve özgür bir toplum yaratabilmenin tek yolu, özgürlük, hep daha fazla özgürlük istemek.
Çünkü,
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlerin zorunlu olarak yılanlar tarafından ısırıldığı bir dünyada, kahraman harekete geçendir, adalet isteyendir, herkestir, hepimiziz, sizsiniz.
*distopya: Her şeyin yolunda ve iyi gittiği başka bir dünya kurgusu olan “ütopya”nın -Latince ‘varolmayan yer anlamına gelir- tam karşısında duran “distopya” -Latince ‘kötü yer’ anlamına gelir-, var olan düzenin bozuk ve kötü oluşundan hareketle, gelecek kursusu ya da hikâye örgüsü olarak da “bozuk, kötü, karanlık” bir kurgu yaratır.
*diskur: söylev, nutuk, aforizma
 

Etiketler : serda akdoğan

Yorumlar


Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler
  • ‘Türkiye’nin Çarşıları’ sergisi açıldı
    ‘Türkiye’nin Çarşıları’ sergisi açıldı

    Sanalpazar.com’un ‘Türkiye’nin Çarşıları’ temasıyla düzenlediği fotoğraf yarışmasında dereceye giren ve sergilenmeye hak kazanan fotoğraflar 15 Mart-4 Nisan tarihleri arasında İFSAK sergi salonunda görülebilecek. Geleneksel ticarete yönelik bir belle

    Devamı ...
  • Roxy Ocak Ayında da Dopdolu
    Roxy Ocak Ayında da Dopdolu

    Müzik, eğlence ve sahne sanatları alanında İstanbul'un en sevilen mekanlarından biri olan Roxy'nin Ocak ayı ajandası yine dopdolu.

    Devamı ...