Neye Odaklanırsanız Hayat Onu Getirir!

429 kişi tarafından okundu
Neye Odaklanırsanız Hayat Onu Getirir! Neye Odaklanırsanız Hayat Onu Getirir!

Acaba korkularımızın odağını ya da nesnesini yeniden tanımlayarak kimliklerimizi de yeniden yapılandırma (ya da incinmiş hallerimizi sağaltma) şansımız olamaz mı? Yani bir klinisyen, kişiyi örümcek korkusundan kurtarmak yerine korktuğu nesneyi/durumu

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

 Acaba korkularımızın odağını ya da nesnesini yeniden tanımlayarak kimliklerimizi de yeniden yapılandırma (ya da incinmiş hallerimizi sağaltma) şansımız olamaz mı? Yani bir klinisyen, kişiyi örümcek korkusundan kurtarmak yerine korktuğu nesneyi/durumu başka bir şeyle açıklayamaz mı? EnaTherapia Psikoterapi Merkezi kurucusu Uzman Psikolog Esin Nur Akyıldız Korku hakkında merak ettiklerimizi açıklıyor.
 
Aktivist: Korku nedir?
Esin Nur Akyıldız: Korku, zarar görme ihtimaline karşı, kişiyi içine alan olumsuz duygu durum hallerinin toplamıdır.  Korku duyan kişi, sağlıklı, bilinçli ve özgürce hareket edemez. Çünkü herhangi bir davranışta bulunurken aklında hep olumsuz düşünceler, kaygılar vardır. “Ya zarar görürsem, ya rezil olursam, ya kaybedersem, ya yapamazsam...” gibi sürekli olumsuz çağrışımlarla dolu, girdap haline gelmiş düşüncelere konsantre olur. Böylelikle de hareket edemeyen, olduğu yerde takılı kalan biri olur.
 
Aktivist: Korkuya dönüşen psikolojik sorunlar ve hastalıklar nelerdir?
Esin Nur Akyıldız: Korkuya dönüşen çok fazla psikolojik sorun ve hastalık pek tabii mevcut. Aslına bakacak olursanız her çeşit sağlıksız davranışın altında korku vardır. Geçmişte yaşanılan pek çok olumsuz duygu, düşünce, travma kişide tekrarlanabilme ihtimaline odaklanmasına, hareketsizleşmesine ve sadece düşüncede takılı kalarak, zihninde sorular ve cevaplar bulmasına neden olur. Bu çoğu zaman yanlış önyargıları doğurur. Geçmiş olumsuz deneyim ve tecrübeler,  kişiyi korkuya düşürür ve hayatın yaşanamayacak bir hale gelmesine neden olur.

Ölüm korkusu, panik atak, ilişki korkusu, uçak korkusu, kapalı alan korkusu, yükseklik korkusu, kaybetme korkusu gibi saydıkça bitiremeyeceğimiz korku çeşidi vardır. Hepsi, kişinin kontrol edemediği ve zarar gördüğü olaylar neticesinde oluşur. Nedeni geçmişte yaşanılan olaylardır fakat kişi sadece geçmişte yaşadığı olaylara konsantre olarak yaşadığı için korkularını sürekli taze tutar.
 
Hayat size, neye konsantre olursanız onu getirir. Korkulara konsantre olursanız, korkunuzu, güvene, cesarete konsantre olursanız, güven ve cesareti karşınıza çıkartır.
 
Aktivist: Peki, korkuyu tetikleyen rahatsızlıklar var mıdır?
Esin Nur Akyıldız: Bu biraz, “tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıkmıştır?” sorusuna benzer. Korkuyla ortaya çıkan hastalıklar da vardır. Kişinin kendi kontrolünü kaybetmemesi adına kasıtlı olarak yaşadığı hata yapma korkusu ya da zarar görme korkusu gibi, altında yatan en temel nedenin, kişinin karşısındakilere yetersiz teslimiyet içinde olması ya da güvensiz olması olan korkular da var. Korkuyu tetikleyen çok fazla psikolojik sorun vardır. Hayat size, neye konsantre olursanız onu getirir. Korkulara konsantre olursanız, korkunuzu, güvene, cesarete konsantre olursanız, güven ve cesareti karşınıza çıkartır. Çünkü kişi neye odaklanmışsa, algıda seçicilik yaparak onu görmeye ve algılamaya başlar.
 
Aktivist: Bazen, gündelik yaşamın içinde basit bir seçim yaparken biraz durup duraksamamıza neden olan bilinçaltı blokajlarımız olabiliyor. Özgüven eksikliği, geçmiş deneyimler, tembihler, yasaklar… Ve tabii korkular, kaygılar. Özellikle 21.yüzyıl, insan aklının hem itibar olarak zirvede olduğu hem de diğer yandan kontrolün asla bizde olmadığı bir çağ. İçinde bulunduğumuz dönemin insanlar üzerinde ne gibi etkiler bıraktığını düşünüyorsunuz?
Esin Nur Akyıldız:
Aslına bakacak olursanız, kontrol hiçbir zaman bizim elimizde değil. Robot muyuz ki biz duygularımızı bilgisayara koyduğumuz kodlar gibi, şu doğru, bu yanlış, bu lazım, bu değil, gibi sınırlarla belirleyebilelim. Bir insanın yoğun bakımda kaldığı sürece baktığınızda bile, beyin ölümüyle, kalp ölümü farklı zamanlarda olur. İkisi birbirinden farklı işler aslında. Beyin, neyin doğru ve yanlış olduğunu çok net bilir. Ama kalp, eğer içinde çok fazla sevgi, tutku barındırıyorsa, çeşitli savunma düzeneklerini kullandırtarak, onu beynin kabul edebileceği bir hale getirir.

Her şeyden önce, ne yaşarsak yaşayalım, insanın geçmişinden getirdiği olumlu olumsuz pek çok olay, anı vardır. Sadece yaşadığımız travmalara konsantre olarak yaşarsak bu hayatı, kaplumbağanın kabuğunun altına saklandığı gibi, olduğumuz yerde, hayatı yaşamadan saklanmaktan başka çaremiz olmaz. Onun yerine, eğer kişi kendine “Evet geçmişte pek çok olumsuz tecrübem oldu fakat üstesinden geldim, gene olumsuz bir şey olursa gene baş edebilecek güçteyim. Üstesinden gelirim.” diyebilirse, yani her şeyden önce kendine güvenirse, korkularını alt etmiş olur. Çünkü güven ve cesaret, korkunun panzehridir. Güvenmek lazım hayata, getirdiklerine ve onlarla nasıl da oynayıp, baş edebilecek güçte olduğumuza...

Aktivist: Sizce cesaret nedir?
Esin Nur Akyıldız: İki çeşit cesaret vardır. Biri akıllı cesareti, yani kişinin bilinci ve öğrenimi, tecrübesiyle neyi yapıp, yapamayacağını bilmesi ve bu doğrultuda hareket edecek güce, güvene sahip olmasıdır. Diğeri ise cahil cesaretidir. Kişinin herhangi bir bilince sahip olmadan “Nasıl olsa hallederim, bir şey olmaz” diyerek hareket ettiği durumdur.

Cesaret, her kimseniz, onu ortaya koymanın en kıymetli yoludur. Eğer yoksa, kimsenin sizi gerçek anlamda tanıma şansı da yok demektir. Cesaret öyle bir şeydir ki, dünyanın en yakışıklı, en yaratıcı, en akıllı, en güzel insanı da olsanız eğer onu ortaya koyacak cesaretiniz, gücünüz, güveniniz yoksa hiçbir işe yaramaz.

Hayat, kişinin “baş edebilme gücüyle” doğru orantılı ilerlemektedir. Neyle karşılaşırsa karşılaşsın, baş edebileceğine olan güveniyle..
Aktivist: Bizler kocaman kocaman küçük çocuklar gibiyiz. Türkiye toplumunun, adet, alışkanlık ve tanımlamalarından fırsat bulup, kendi varoluşumuzu ortaya koymakta zorlanıyoruz.  Toplumun yarattığı korku, kaygı ve çekincelerimizi nasıl dönüştürebiliriz?
Esin Nur Akyıldız:
Hiçbirimiz doğduğumuz ülkeyi, dini, aileyi, memleketi, zamanı seçecek lüksle gelmiyoruz dünyaya. Ama bize dayatılan doğru ve yanlışlar ya da kurallarla değil de, bize iyi gelen, akıl ve mantığımızla denk düşen kurallarla yaşayabilme şansımız var. Bunu dönüştürebilmenin en temel yolu aslında seçim yapmaktan geçiyor. Size ne iyi geliyorsa ya da mantıklı geliyorsa, o doğrunun altını doldurabilmek... Dünyayainmiş tüm dinlerde bile birbirinden farklı doğru ve yanlışlar var. Doğru ve yanlış, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişiyorsa ve siz güdülmek istemiyorsanız, kendi kendinizin lideri olmayı seçin ve önce kendi aklınız ve mantığınızla kendinizi yönetin. Unutmayın, her birimizin bu hayatta yaşayacak bir tane ömrü var. Sadece başkaları için doğru ya da yanlış diye, bu hayatı istediğimiz gibi yaşayamama gibi bir durumumuz söz konusu olamaz.

Çekingenlik, korku ya da kaygı, bunların hepsini dönüştürebilmenin en temel yolu, başkalarından önce kendinize olan güveninizle mümkündür.
 
Aktivist: Ülkemizde “kendin olmak” bile büyük cesaret gerektiriyor. Baskı altında olmak kişiyi nasıl etkiliyor? Ne gibi sorunlara yol açıyor?
Esin Nur Akyıldız: Baskı altında olmak, kişinin kendi değil bir başkası olması anlamına geliyor. Düşünebiliyor musunuz, sizin ne düşündüğünüz, ne yaptığınız önemli değil. Siz değerli değilsiniz, kurallar ve uyum değerli. O zaman kişi nasıl kendini gerçekleştirebilir ki?

Başkaları gibi olabilmek çok kolay bir şeydir. Sürü psikolojisidir ve herkesin içinde zaten sorumluluk almadan sıyrılırsınız. Önemli olan ne kadar kendiniz olabiliyorsunuz? Kimse size onay vermese de, desteklemese de? Ne kadar kendinize inanıyorsunuz ve ne istediğinizi ne kadar çok net biliyorsunuz?

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u, herkesin “Padişahım bu imkansızdır.” demesine karşın kendine, yaratıcılığına ve istediğine olan inancıyla fethedebilmiştir. “Ayın zifir karanlığının olduğu bir vakit, gemileri yüzdüremiyorsam, karanlıkta adamlarımla yürütürüm.” demiştir. Ve hala Fatih Sultan Mehmet’tir kendisi. O, kendine güvenen, ne istediğini bilen ve herkesten önce kendine inanan biridir. Dolayısıyla toplumun oluşturduğu kafes ya da sınırlardan kurtulmanın en temel yolu, aslında önce kimseniz onu çok net bilmeniz ve o inançla hareket edebilmenizden geçmektedir.
 
Aktivist: İnsanların pek çoğu, kendi olumsuz deneyimini yaşamın bir gerçeği gibi karşısındaki üzerinde bir ikna unsuru olarak kullanabiliyor. Bazen başkalarının deneyimlerini, kendi yaşamımız gibi algılayıp; hayati kararlarımızı etkilemesine izin verebiliyoruz. Bunun sonucu elbette, yeni kararlar alma konusunda kendimize ve tabii ki hayata olan inancımızı örselenebiliyor. Başarı, başarısızlık, yanlış kararlar, doğru kararlar. Korkularımız ve kaygılarımızın, karar mekanizmamız üzerinde ne gibi etkileri oluyor? Kararlarımızı etkileyen korkularımızı nasıl yönetebiliriz?
Esin Nur Akyıldız:
Başkalarının deneyim ve tecrübeleri... Siz iki elinizi yan yana koyduğunuzda bile bir sürü farklılıklar görebilirsiniz. İnsanların tecrübelerini ve çıkarımlarını birbirine benzetmek kadar adaletsiz bir şey olamaz. Tabii ki pek çok olayın istenildiğinde benzer pek çok yönü bulunabilir. Fakat mesele şu, siz ne kadar o kişiyle aynı özelliklere sahipsiniz? Ya da karşınızdaki ne kadar aynı?

Korku ya da kaygı, bütün hepsini kendi lehimize çevirebilmemizin en temel yolu, önce kendi aklımıza, tecrübelerimize ve öngörülerimize güvenerek hayatı yaşamak olmalıdır. Tabii ki nasihatler ve tecrübelerin bu hayattaki rolü çok büyüktür. Fakat unutulmamalıdır ki her nesil, her tecrübe, her geçen yüzyılla birlikte, bir takım şeylere verilen değerler, daha başka değerlerle yer değiştirmektedir. Dolayısıyla düşünmek lazım, size göre öncelikli ve değerli olan şey, nasihatini aldığınızı kişi için de aynı değer ve öneme sahip mi? Bazısının önceliği aşktır, bazısının önceliği gelecek güvencesidir, bazısının önceliği işidir, bazısınınki sağlığıdır... Dolayısıyla nasihatler alsanız da, sizin ve önceliklerinizin, kişiliğinizin farklı olduğunu hatırlarsanız zaten gereken cevabı verirsiniz. Yeter ki kendinize güvenin.
Freudyen bir terapist olarak, hemen Freud’dan bir alıntı yaparak özetleyebilirim. Freud diyor ki “Güç ve güveni hep dışarda aradım. Onlar benim içimde olan şeylerdir ve hep orada kalacaklar.”
 
Aktivist: Korkudan kaçmanın en kolay yollarından biri de sanırım, başkalarının öneri ve tembihlerine kendini bırakabilmek. Burada, ebeveyn, eş ya da herhangi bir otorite baskısı da etkili olabiliyor. Cesur olmak çok mu zor?
Esin Nur Akyıldız:
Cesur olmak istiyorsanız, öncelikli olarak başkalarının düşüncelerine, aklına, zikrine, tecrübesine, deneyimine değil, kendinize güveneceksiniz. Freudyen bir terapist olarak, hemen Freud’dan bir alıntı yaparak özetleyebilirim. Freud diyor ki “Güç ve güveni hep dışarda aradım. Onlar benim içimde olan şeylerdir ve hep orada kalacaklar.” Önce kendinize güvenin. Bu dünyaya yalnız geliyoruz. Merak etmeyin kendi aklınızla da baş edersiniz bu hayatta pek çok şeyle. İnsanoğlunun ruhunda savaşmak ve mücadele etmek vardır. Güvenin kendinize ve hayata istediğiniz gibi bırakın kendinizi. En kötü düşer, tekrar kalkarsınız. Ama sadece düşme korkusundan dolayı bu hayattan yaşamadan geçilemez. Bu da benim tavsiyem olsun.
Darwin değişimle ilgili çok güzel bir laf etmiştir, “Bir insanı güçlü yapan şey, ne geldiği ırk, ne de cinsiyetidir. Onu güçlü yapan şey değişime karşı gösterdiği adaptasyondur.”
 
Aktivist: Gelecekte özgür bireyler yetiştirebilmek için anne babalara düşen görevler nelerdir?
Esin Nur Akyıldız:
Gelecekte özgür bireyler yetiştirebilmenin en temel yolu, çocuğa olabildiğince sevgi vermektir. Hiçbir anne ve baba mükemmel değildir. Fakat her ne kadar ebeveyn olarak hata yapmasınız da bir ‘ama’ bağlacı sizi kurtarır. AMA BENİ SEVER, HEM DE ÇOK SEVER...
Özgür bir çocuk yetiştirebilmenin en temel yolu, çocuğa sevgiyi vermek ve aynı zamanda düştüğünde “Gel seni kaldırayım bir tanem.” demek yerine, nasıl ayağa kalkabileceğini öğretmekten geçer. Ya da “Kendin de kalkabilirsin, kendine güven.” demekten geçer. Yani ben, annen ve baban olarak çok güçlüyüm, her şart ve koşulda ayağa kalkarım ama sen de en az benim kadar güçlüsün diyebilmekten geçer. Çünkü o zaman çocuk size bağımlı olmaz, güvenir. Kendine de güvenir. Unutmayın ki, gerçek bir öğretmen bir gün hayatta olmayacağını bilerek, model olabilendir. Bazen sadece model olarak da öğretirsiniz özgürlüğü, güç ve güveni.
 
Aktivist: Başka toplumlara nazaran, Türkiye’de daha çok rastlanılan korkular nelerdir?
Esin Nur Akyıldız: Bizim toplumuzda en çok rastlanan korku yalnızlık korkusu, cinsel korkular ve ölüm korkusu... Hepsinin temelinde var olan korku, değişim korkusudur. Darwin değişimle ilgili çok güzel bir laf etmiştir, “Bir insanı güçlü yapan şey, ne geldiği ırk, ne de cinsiyetidir. Onu güçlü yapan şey değişime karşı gösterdiği adaptasyondur.”

Aktivist: Korkuların hastalığa dönüştüğü durumlarda, ne gibi teşhis ve tedavi yöntemleri kullanılıyor?
Esin Nur Akyıldız: Korkuların hastalığa dönüştüğü noktada EnaTherapia olarak tedavi sistemimizde kullandığımız pek çok tedavi yöntemi var. Biz yaratıcılığı ön planda olan, klasik psikoterapi süreçlerinin dışında, kişinin yaşadığı problemi ufacık hale getirerek, eğlenceli şekilde tedavi yapan bir merkeziz. Nasıl ki her insanın yoğurdu yeme biçimi farklıdır, biz de bize gelen her insana farklı yöntemlerimizle neye ihtiyacı varsa, o doğrultuda yardımcı oluyoruz. Bu bazen sanat terapisi olur, bazen psikodrama, tiyatral terapi, bazen bilinçaltı çalışması, bazen de sadece konuşmak. Bu durum özetle kişiden kişiye değişmektedir.
 

Etiketler : psikoloji

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler