İyilik Bizi Çağırıyor

4065 kişi tarafından okundu
İyilik Bizi Çağırıyor İyilik Bizi Çağırıyor

Özcan Yüksek ile Magma ve Duyarlılıklarımız Üzerine...

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

 
Bir zamandır hepiniz farkındasınız, dünyaya bir haller oluyor. İklim değişiklikleri, seller, afetler, kutupların erimesi. İnsan ırkının gezegeni hoyratça kullanması yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı.  Küresel ısınma ve kuraklık kapıya geldi dayandı. Bunca işarete rağmen hala büyük petrol şirketleri kuzey kutbunda petrol aramak istiyor. Türkiye de eksik kalmıyor tabii, bir yanda HES’ler, öte yanda orman katliamları. Sadece İstanbul’daki üçüncü havalimanı bile biliyorsunuz, tek başına korkunç bir tehdit. Bu olup biteni izlerken içiniz kararıyor biliyorum. Kararmasın diyemiyorum fakat elbette o kadar da çaresiz değiliz. Tüm bu olumsuz senaryo, yüzlerini ve yüreklerini doğaya dönmüş insanların, her geçen gün giderek büyüyen ve bilinçlenen bir katılımla devam eden çabaları ile biraz olsun aydınlanıyor.
1 Ekim’de bu çabalara bir de dergi katıldı.  Adı artık bilinen bir dergi; “Magma”. Atlas dergisinden ayrılan çekirdek ekip, bağımsız, patronsuz, sırtını sermayeye dayamadan, kar değil gezegeni kurtarma amacı güden yepyeni bir dergi ile geldiler yayın dünyasına. Magma bir coğrafya, kültür, tarih ve arkeoloji dergisi.  Özcan Yüksek Atlas’tan ayrıldıktan hemen sonra, sanal ortamda “ Adı Bilinmeyen Dergi “ ile çalışmalara başlamıştı zaten, daha dergi çıkmadan takipçileri yetmiş bini geçmişti. Okurlarla yaptığı buluşmalar sonunda derginin adı MAGMA olarak belirlendi. Ve bir şaman atasözü ile işe koyuldular; “Bilmek isteyen yola çıkar”
Onlar yola çıktılar. Bu yolda hepimizi yanlarına bekliyorlar. İyilik bizi çağırıyor, umuyorum ki bizler torunlarımıza borçlu olduğumuz görevi yerine getirecek ve çağrıya kulak vererek onların yanında olacağız.

“Biz, tepemizde bize buyruk verenlerden hoşlanmayan insanlarız.”

Sizi Gezi olayları sırasında twitter’da takip ediyordum. Çok muhalif tweetler atıyordunuz ve sonra bir gün aslında veda olmayan ayrılık yazınızı okuduk.  Bu ayrılışta gezinin payı oldu mu?
Özcan Yüksek:
Yani aleni olarak Gezi’nin payı oldu mu bilemiyorum. Bize diyemezler ki Gezi yüzünden oldu. Demek istemezler.
O paylaşımları yaparken bir müdahale söz konusu olmadı mı?
Özcan Yüksek:
Hayır. Hiçbir şekilde bunu bize söyleyemezler. Biz onlara öyle bir cesaret vermiş değiliz. Ama şunu söyleyebilirim, genel olarak Gezi’deki hiyerarşi karşıtı mantıkla aynı taraftayız biz,  tepemizde bize buyruk veren insanlardan hoşlanmayan insanlarız… Bize neyi nasıl yapacağımızı dikte eden şeflerden, yöneticilerden… Asıl sorun bununla ilgiliydi. Bu sebeple Gezi’nin çıkardığı isyanla bizim içinde bulunduğumuz durum arasında benzerlikler vardı diyelim.
İki sayı Gezi’ye ayırmıştınız.
Özcan Yüksek:
Aslında Gezi’nin bu kısa süreçte anlattığı öykü, bizim eski derginin çıktığı günden beri anlattığımız bir öykü. Dayanışmaya, eşitliğe bir çağrı, rekabetçi ve doğa karşıtı hayata bir başkaldırı. Biz bunun her zaman yanındaydık zaten. Dolayısıyla bizim Gezi’den yana taraf olmamızdan daha doğal bir şey olamazdı, zaten okuyucularımızın da bizden beklediği şey bu doğrultudaydı. Bu sayılardan sonra olumsuz bir tepki gelmedi okurlarımızdan. Daha önemlisi zaten bizim için şu ya da bu taraf diye bir şey yok, BİZ varız.  Karşıtlığa dayalı bir dünya var, insanın doğaya, toplumların birbirlerine karşıtlığı üzerine kurulu. Böyle bir hayat biçiminin gezegeni götüreceği nokta bellidir. Nitekim şu an bu noktadayız. Günümüzde bu hal çok daha keskin bir biçimde ortaya çıktı. Dünyanın geleceği bu karşıtlıklar sebebiyle resmi olarak tehdit altında. Gezi’de ise bunun tam tersi bir durum söz konusuydu. Gezi’de normal zamanda yan yana durmayan pek çok unsur bir araya geldi ve birlik ruhu oluşturdu. Bu birlik, bir başka güce, bir ifrite karşı durdu, siyasi kavramlardan hoşlanmadığım için ifrit kelimesini kullanıyorum, tıpkı masallardaki gibi.  Birlik oldular ve “bu daha başlangıç, mücadeleye devam” dediler. 
Siz de Atlas’tan ayrılırken bunu söylediniz.
Özcan Yüksek:
Evet, bu daha başlangıç, şimdi başlıyoruz işte.
“ Bizim okurumuza verilmiş bir sözümüz vardı”
Sonuçta şimdi tüm potansiyelinizi özgürce kullanabileceğiniz bir mecra açıldı önünüzde. Bu yolda Magma ile devam edeceksiniz.
Özcan Yüksek:
Evet. Patronu, rekabeti, hiyerarşisi olmayan, Gezi ruhu gibi birliğe dayalı bir dergi çıkartıyoruz. O yüzden, aslında teşekkür borçluyuz belki de olup bitene. Okurları ile dinamik ve diyalektik bir ilişki içerisinde olacak Magma. Esasında bunun ipuçlarını Atlas’ın ilk sayılarından itibaren hep verdik. Biz okurla sadece kâğıt üzerinde değil her yerde buluştuk, suyun kenarında, dağın başında, yeri geldiğinde İstiklal Caddesi’nde protestolarda. Okur ve dergi kadrosu arasındaki yabancılaşmayı kırmak için her türlü yolu deniyorduk, bunun dünyada bir örneği daha olduğunu zannetmiyorum, en azından bu ölçekte olmamıştır. Bu böyle iken bizim okurlara verilmiş bir sözümüz var diye düşündük ve ayrılışımızın ardından hiç beklemeden hemen hazırlanmaya başladık.
Ekşi sözlükte hakkında çok methiyeler yazılmış birisiniz. Sanki dergi değil de arkadaştan gelen bir mektup okur gibiydik demiş birisi mesela. Siz diğer coğrafi- keşif dergilerinden farklı bir dergi çıkardığınızdan, aslında olması gerektiği fakat pek uygulanmadığı gibi doğa dostu bir dergi yaptığınızdan, dergide Anadolu’nun son kalan toprak ve değerlerini savunmanızdan övgüyle bahsediyorlar.  Yabancı değil bizden bir dergi olmuştu Atlas sizinle. Şimdi Magma da aynı yolda devam edecek.
Özcan Yüksek:
Biz Magma’yı kendi kişisel zevkimiz ya da kar arzumuz ile kuruyor değiliz. Derginin devam etmesinin amacı gezegeni kurtarmak, gezegenin doğasını korumak, başka bir amacımız yok. Ticari açıdan baktığımızda, tabii ki,  derginin bir çıkma maliyeti olduğu için rakamlar telaffuz ediliyor, bu yönde çalışıyoruz ve bir takım paralar ortada dönüyor ama bunlar tamamıyla derginin zarar etmemesini ve devamlılığını sağlamak için. Öncelikle okurlarımıza ve onların gücüne inanıyoruz, güveniyoruz. Eski dergiyi de biz yarattık zaten. Sloganıyla içeriğiyle var olan bir dergiye gitmedik. Biz ürettik. Kuşaklar yetişti o dergiyle. Bu onların gücü işte. Düşünün dergi çıkmaya başladığında yeni doğmuş olanlar şimdi üniversiteye başladı. Dolayısıyla biz şimdi, aynı ruhla, ama daha güçlü, daha bağımsız bir şekilde devam edeceğiz.
Nasıl olacak Magma? Diğer dergilerden farklı ne sunacak okuruna? Nasıl bir içerik bizi bekliyor?
Özcan Yüksek:
Magma ile idealimiz doğayı ve gezegeni nasıl koruyacağımızın bilgisini kâinatın her köşesinde araştırıp bulmak ve yaymak. Kar amacı gütmediğimiz için bunu Magma ile çok daha iyi yapabileceğiz. Bir fikir dergisinden ziyade bir eylem dergisi olacak. Okurlarıyla yaşayan ve nefes alan bir dergi hayal ediyoruz, bu çok rastlanan bir şey değil Türkiye’de, piyasada benzerleri ile arasındaki uzak ara farkı okuyucular görecek zaten. Elimizden geleni hiçbir çaba ve masraftan kaçınmayarak yaptık. Nitelikli bir derginin maliyetli olabileceğini biliyoruz. Fakat bu maliyetin okurlar tarafından talep edildiğini de ve böyle bir sağlam içeriği hak eden bir okur kitlesi olduğunu da biliyoruz.

 “ Magma’da biz, insanların belki de ilk var olduğu günden beri beklediği iyilik cümlelerini söyleyeceğiz. “

Anlaşılan o ki gerçekten bizi oldukça farklı bir dergi bekliyor.
Özcan Yüksek:
Bir farkındalık yaratmak lazım, zira gezegenimiz elden gidiyor, başka yaşayacak yer var mı? Biz insani bir sorumluluk duygusu ile ne gerekiyorsa onu yapacağız. Düşünceler önemlidir çünkü eylemleri oluştururlar. Bir insan bir ağaca bakarken bir şey düşünür, bir cümle söyler ve uygular. Başka bir insan başka bir şey düşünür, başka bir cümle söyler ve onu uygular. Hissedilir doğru olan cümle hangisidir. İnsanın, doğanın, gezegenin, yani iyiliğin cümlesinin ne olduğunu hissedersiniz. İnsanoğlunun asıl beklediği ve ihtiyacı olan cümleler onlardır, biz o cümleleri söyleyeceğiz.
Burayı biraz açsak?
Özcan Yüksek: Mesela bakın, biri gider Belgrad Ormanı’na, “Burada plaza olsa çok güzel olur, çok da iyi para kazanılır buradan” diye düşünür. “Çünkü biz satılamayan bir şeyi alıyoruz, satılamayan bir şeyi aldığımız zaman katma değeri çok yüksek olur, biz de bu katma değeri aramızda kırışırız, buna itiraz eden olursa da canına okuruz, insanların bunu bilmemesi için de televizyonlara dergilere bir takım paralar sarf eder ve basını da sustururuz”  diye düşünür. Bu gerçek. Bu olacak olan. Yapmayı düşündükleri şey bu.  Bütün o ormanları yok edip Gülhane Parkı kadar alanlar bırakacaklar geriye.
Bunlar değil ihtiyacımız olan düşünceler. Biz bunların karşısında kendi cümlelerimizi kuracağız; hayır diyeceğiz, bu ormanlar, içindeki tüm canlılar ile birlikte böyle kalacak,  tavşanların, tilkilerin, alaca geyiklerin bu ekolojik dengenin bedeli hiçbir rant olamaz.  
Patronu olmayan bir dergi kulağa çok hoş geliyor doğrusu, peki sermayesi nedir bu derginin, hayal, heyecan, bilgi, akıl, birikim, çok çalışma?
Özcan Yüksek: Aramızda öyle paralı pullu insanlar yok,  bizim de çuval dolusu paramız filan yok, dergiyle uğraşmaktan öyle birikimi tercih etmedik, zaten ikisi bir arada yürümezdi ve pişman da değiliz, dolayısıyla söyledikleriniz bizim asıl sermayemiz, evet. Ama tabii sadece bunlar ile bir dergi çıkmıyor biliyorsunuz. Bunun bir de gerçek dünya ayağı var. Neyse ki az bir insan topluluğu değiliz, herkes üç beş kuruş bir şeyler verdiğinde bu işin maliyetini karşılıyoruz. Okur da bunu paylaştığı zaman bu devam edecek. Birlikte çalıştığımız, Buğday ve Doğa Derneği başta olmak üzere, dernekler var,  onlar derginin paydaşı, yani ortağı. Hem çizgiyi, hem içeriği oluştururken birlikte karar verdiğimiz, hem de bizi kitlesel olarak destekleyen oluşumlar bunlar. Üyeleriyle, destekçileriyle, takipçileriyle yanımızdalar. Onlar da bu derginin gücü.
Nasıl bir periyodda devam edecek Magma? Nerelerde satılacak?
Özcan Yüksek:
 Bir yıl içinde 6 sayı çıkaracağız ilk etapta. Yani şu an için iki ayda bir çıkacak. Türkiye çapında tüm bayilerde bulabilirsiniz. Ve ayrıca abonelik sistemimiz de mevcut.
Yakın zamanda planlanan bir etkinlik var mı?
Özcan Yüksek:
31 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında Karabük Yenice Ormanlarında “Sonbaharın Magma’sıyla Buluşma” adıyla bir doğa yürüyüşümüz ve kampımız olacak. Ayrıntıları Facebook sayfamızdan ya da dergiden öğrenebilirsiniz.
Türkiye’de artık basın iyice tekel gibi bir şey oluyor, bir kısmı tamamen yandaş bir modele doğru gidiyor zaten. Son olaylardan sonra aklı başında hiç kimse medyanın tarafsız haber yaptığını düşünmüyor. Hem yazılı hem de görsel basına inanmıyoruz artık. Mesela ben haber izlemiyorum ve gazete almıyorum. Bu bir dönemin sonu olabilir mi? İnsanlar doğru ve tarafsız haberi nerden bulacak?
Özcan Yüksek: Artık internette ya da elimde bir gazete okumaya başladığımda, bir şeyleri göremiyorum duygusu oluşuyor bende. Düşünüyorum bunun arkasında ne saklıyorlar diye. Acaba bir psikoloğa mı gitsem dediğim seviyede, atamadığım bir hal oldu bu durum. Gazeteyi açıyorum, cümleler var evet, fotoğraflar, haberler var ama bir şeyleri saklar gibiler işte. Ne var bunun arkasında diye gazeteyi kaldırmak geliyor içimden. Çok tuhaf bir metafor. Hani böyle gazete ile bir şeylerin üzerini örteriz ya, mesela bir trafik kazasında filan.  Bu iş o noktaya geldi. Tabii şimdi burada yanlış anlaşılmasın, gazetelerin her türlü görüşü olabilir,  buna lafımız yok ama haberi tarafsız bir bakış açısıyla, saklamadan vermeliler.
Peki,  insanlar doğru ve tarafsız haberi nereden öğrenecek.
Özcan Yüksek:
Alternatif ve nitelikli bir medyanın oluşması lazım. Habere daha çok ilgi gösterilmesi gerektiğini bir gazeteci olarak söylüyorum. Gazetelerin de buna ihtiyaçları var. Geniş kitlelerin merak ettiği ve bilmesi gereken şeyleri, diğer gazetelerin vermediği haberleri bulmaları araştırmaları ve yayınlamaları gerekiyor. Ve daha önemlisi haberi olmadan önce verebilmek, yani bir kaza olmadan evvel orada olacakları görebilir, araştırabilirler ve bak şurada şu olabilir buraya dikkat edin diyebilirler. Biliniyor çünkü bunlar, tahmin etmesi zor şeyler değil.  Bu arada elbette Birgün, Cumhuriyet gibi iyi gazeteler de var, onları ayrı tutuyorum. Ayrıca bağımsız haberciler de var, Gezi olayları sırasında Twitter hesaplarından paylaştılar olup biteni, Ahmet Şık, İsmail Saymaz gibi. Bunlar da güvenilir haber kaynakları olarak çok önemliler.   
“ Dünyayı insanlar arasında iyiliğe dayalı, çıkara bağlı olmadan kurulan ilişkiler kurtaracak”
Son yıllarda giderek artan bir ekolojik bilinç var; tohuma, toprağa ve kültüre sahip çıkmak, küreselleşmenin önüne geçmek için birçok şey yapıyorlar, sizce bu çabalar işe yarayacak mı? Dünyayı bekleyen sonun önüne geçebilecek miyiz?  
Özcan Yüksek:
Güzel bir soru. Benim gözümde bütün bu olayların büyük ve tek bir sebebi var ve o sebebi aşacak yol da belli. Rekabetsiz dayanışmacı bir yaşam.  Tıpkı Magma Dergisi’nin hedefi gibi.  İnsanlar arasındaki bu hırsı ve rekabeti, bir spor karşılaşması dışında ortadan kaldırmak ve tek bir amaç için birleşmek gerekiyor. Dayanışma ve paylaşma kültürünü, hükmetme değil ortaklaşa bir şeyler yapma kültürünü yaymak lazım. Masalların da anlattığı budur geçmişte. Gezegeni koruyan “biz olma, bütün olma” duygusunu yaymamız gerekiyor. Bunu yaptığımız zaman oluşacak olumlu doku diğer olumsuz dokuyu yenecektir diye düşünüyorum. Bunu başarabiliriz.
Senin ülken benim ülkem değil bizim gezegenimiz yani.  
Özcan Yüksek:
Dünyayı bir bütün olarak görüp algılamak lazım.  Amazonda yağmur ormanlarını korumak isteyen yerliler ile burada derelerini HES’lerden kurtarmak isteyen köylüler birlik olmalı mesela.  Tüm hiyerarşik yönetimler, şeflikler, merkezler hırsı ve rekabeti körükleyen, doğayı, birliği yok eden mekanizmalar ortadan kalkmalı.  Yani fark etmemiz gereken şey Gezi’deki gibi bir dayanışmaya ihtiyacımız olduğu.
Hep Gezi’yi örnek veriyorsunuz.
Özcan Yüksek:
Evet, çünkü Gezi bunu başardı, bir şefi, kahramanı,  patronu, yöneteni yoktu. Kırmızılı kadın, siyahlı kadın, şu, bu, hepsi doğaçlama idi. İsimlerini bile bilmiyoruz, simge oldu hepsi. Onlar oraya içlerindeki iyiliği sesini dinleyerek geldiler, ağaçları, özgürlüklerini savunmak için.
İnsanın doğayla kurduğu bu ilişki çok önemli. Bu ilişkiyi çoğaltmamız lazım.  Bütün dünyanın ihtiyacı olan şey bu. Şiddetsiz, örgütsüz, ideolojisiz bir dayanışma, gezegeni kurtarmak ve yaşamı sürdürmek için birlik olma. Bunlar bazı kimselerce küçümsenebilir, hiç önemli değil, bütün güç buradan geliyor.
Üç ağaç için ortalığı yıkıyor dediler.
Özcan Yüksek:
Üç ağaç için çıktılar ortalığı yıktılar dediler, evet. Şunu anlamadılar; onlar özgürlük ve adalet için oradaydılar. Kimse emir verdiği için sokağa dökülmedi insanlar. Bir kaplan, bir kartal ya da bir kedi tehlike anında nasıl içgüdüsel olarak kendini savunuyorsa oradaki çocuklar da bunu yaptı.  Nefsi müdafaa yaptılar yani,  o yüzden de çok korkusuzdular. Bence orada ağaçların olması tesadüfi bir şey değil, en güçlü en masum olandır her zaman. O yüzden hemen o bağlantılar kuruldu, her şey ve herkes organize oldu, tüm bunlar içgüdüsel ve sezgisel olarak kendiliğinden gerçekleşti, çünkü tekrar ediyorum, doğaldı, olması gerekendi.  Ağaçların korunmasıyla insanın özgürlüğü arasında kopmaz bir ilişki vardır. Orada insanlar bunu uyguladılar.
Dünyayı da insanlar arasında iyiliğe dayalı, çıkara bağlı olmadan kurulan ilişkiler kurtaracak. Bu ilişkilerin çoğalmasıyla oluşacak olan güç birliği kurtaracak.
Çok uluslu şirketler, küreselleşme ve kapitalizm el birliği içinde bizim gibi ülkelerin kökünü kazımaya kararlı görünüyor. Yerli tohum ile tarım bile yapamıyoruz.  Yine yakın zamanda yürürlüğe giren yasayla beldeler, köyler büyük şehirlere bağlanıyor. Üretime dayalı bir yaşam biçimi olan köy kültürünün yok olması demek bu. Hâlbuki bize gereken şey sürdürülebilir bir yaşam. Bu hayat tarzının yaygınlaşması için ne yapmalı?
Özcan Yüksek: Hayatın var oluşundan bu yana süregelen, doğayı, yaşamı, iyi olan tarafı koruyanların bilgisine ulaşmak ve bunları, dikte ederek değil, deneyimleyerek yaymak gerekiyor. Tıpkı Doğa Derneği’nin, Doğa Okulu’nun yaptığı gibi. Köylü bir kadını, bir çobanı bulup, onlardan atadan çocuğa geçen kadim bilgileri alarak, onların o bilgiyle kurduğu ilişkileri, kendine yeter yaşamın özelliklerini ile birlikte şehirlerde ve de köylerde modellemeliyiz. Bunun gerektirdiği örgütlenmeler kurulmalı mahallelerde, semtlerde, köylerde.
Gezi sonrası forumlar yapılıyor mesela. Onlar gibi mi?
Özcan Yüksek:
Evet aynen öyle. Türkiye’de köyler yok edilmeye çalışılıyor, gelenekler yok ediliyor, bu korkunç bir şey. Geleneksel ve muhafazakâr görünen bir yapı, dünyadaki en acımasız işi yapıyor, yok ediyor, ezip geçiyor, çiğniyor, üstüne betonlar döküyor. Bir halkın kültürünü, geleneğini yok ediyorlar. Şu anda bundan elli yıl, yirmi yıl öncesinin kıyafetiyle değil Anadolu, Karadeniz’de peştemalli kimse göremezsiniz, köy de yok köylü de yok, Konya’da da böyle, her yerde de böyle, köylü yoğurdunu oraya gelen bakkaldan alıyor artık, tarım da yapılmıyor. Bunları istemiyorlar.
Yasaları değiştiriyorlar, akıl alır gibi değil.
Özcan Yüksek:
Ve hiçbir aydın da bunu tartışmıyor. Televizyonlar sus pus, hiç konuşulmuyor, Ahmet Hakan bile çıkıp demiyor “Köyler kaldırılıyor efendiler ne diyorsunuz” diye. :-)
Hiç kimsenin bu konuyla ilgili ne bir argümanı ne de bilgisi var çünkü. Ama biz anlatacağız. Derginin bu sayısında Türkiye’de tüm bu olup bitenle ilgili muazzam bir yazı var. Türkiye’deki herkesin okuması öğrenmesi gereken bir yazı.  Neden İstanbul’da ormanlar yok ediliyor, neden Karadeniz’de dereler kurutuluyor, neden Tuz gölünde hayat bitiyor, neden Soma oluyor, neden asansörler düşüyor, bunlar ve pek çok şey aradaki tüm bağlantıları kurularak anlatılıyor. Önce o köylerdeki sonra şehirlerdeki sonra tüm dünyadaki insanlar bunun bedelini neden ve nasıl ödeyecek, hepsinin birbirleriyle olan bağlantısını kurarak anlatıyoruz.  
Doğa Derneği’nin başkanı, Doğa Okulu’nun kurucusu Güven Eken bu konuyla ilgili uzun bir zamandır yaptığı araştırmaları Magma’da  “Türkiye’nin Doğası” dosyasında yazdı.  Bu ölçekte bir araştırma ilk kez bizim dergide çıktı.
Birlikte yaşadığımız tüm canlılara kendi türümüz de dâhil hayatı zindan ediyoruz, sizce bunu neden yapıyoruz, neyi paylaşamıyoruz?
Özcan Yüksek: Bunu masallar anlatıyor zaten, bunun adı gözüdönmüşlük.  Nedeni sadece kendini düşünmek, bencillik, yani kapitalizm. Bencillikler yüzünden birlik olamıyoruz.
Siz Binbir Gece masallarının izini sürmüştünüz. Masal konusu sizin için çok daha özel bir alan biliyoruz. Bize masalları anlatır mısınız? Masalistan sayfanız var Facebookta.
Özcan Yüksek:
Güzel mi Masalistan?
Harika.  Ama biz masalların kıymetini hiç bilmiyoruz, bana masal anlatma diyoruz mesela… Ortadoğu’nun en güzel masallarını da Hollywood anlatıyor bize.
Özcan Yüksek:
Belki de zamanımızı en iyi anlatan şeyler böyle cümlelerin tam tersi manaya gelmesi. Bir zamanların değer gören unsurlar şimdi böyle negatif birer metafor haline geliyor. Masallar eskileri anlatır gibi dursa da aslında, tüm zamanları anlatırlar, zamandan azadedir onlar.  Ve yine aynı şekilde tek bir ülkeye, topluma mal edilemezler. Tabii ki yerel hikâyeler anlatır ancak evrensel temalar içerir. Hindistan’da anlatılan bir masal Danimarka’ya da gelmiştir mesela ya da Venedik’te anlatılan Çin’e bile gitmiştir. Masallar da tıpkı emtialar gibi dolaşır, hatta daha da fazla. Tüccarlar, din adamları oradan oraya mallarını satar ya da misyonerlik yaparlarken, kervanlarda, limanlarda masallarını da değiş tokuş etmişlerdir. Peşaver’de büyük bir kavşak vardır, belki de yeryüzünün en önemli kavşağı diyebilirim, bir taraf Çin, bir taraf Orta Asya, bir taraf Hindistan, bir taraf da İran. Orada eski bir isim kalmış “ Öykü Anlatıcıları Çarşısı”. Demek ki orada eskiden öykü anlatıyorlardı ve onun karşılığında kumaş alıyor, mecidiye veriyorlardı belki. Masallar bütün insanlığa ait şeyler, en son anlatıldığı yerde kalıyor ve o dile ait oluyor. Binbir Gece masalları diğerlerinden farklıdır, bugün o masallarda adı geçen tüm şehirler kıyamet yeri. Bağdat, Şam, Kahire…
Bugün artık kimse masalları önemsemiyor.
Özcan Yüksek: Masallar yeryüzündeki kadim bilgileri, dikte etmeden, öykünün içinde sakladığı sırla aktarmanın tek yoludur. Çok kıymetli masallar, onlardaki bilgelik. Bu yüzden ihtiyacımız var masallara. Masallar ikna etmeye çalışmaz, sadece anlatır. Hikâyenin içindeki sandıkta saklar gerçeği mesela. Masalın yolu bu kadar basit ve etkilidir.  İnsanlığın tüm iyilik ve kötülüklerini, erdemlerini ve zayıflıklarını, ahlak ve ahlaksızlıklarını masallar anlatmıştır. Ne yazık ki günümüz toplumunda edebiyatta, sanatta ve sinemada masallar hak ettikleri değeri görmüyor. Bunun sebebi de kapitalizmin dayattığı bireye yönelik hızlı yaşam kültürü. Bazı bazı kullanılıyor tabii sinemalarda filan ama bir masal yüceliğinde değil.
Magma ile başladık yine onunla bitirelim, yaşadığımız medeniyetten çok önce çok gelişmiş kadim uygarlıkların yaşadığı yok olduğu söylenegelir. Atlantis, Mu gibi. Böyle dosyalarınız da olacak mı Magma’da?
Özcan Yüksek:
Eski dergide çalışırken yemek kuyruğunda ya da bir yerlerde başka departmandan elemanlar gelip sorarlardı. Atlantis var mı diye? J Biz bilimsel olmak durumundayız. Bununla ilgili hiçbir kanıt yok biliyorsunuz. Ancak efsane olarak buna benzer haberler yapabiliriz. Hatta birinci sayıda Atlantis değil ama bir başka efsaneyle ilgili çok önemli bir haberimiz var. Amazonlar…
Bütün dünyanın merak ettiği, sadece efsanelerde olan bir şeyin coğrafya üzerinde bir takım temellerinin olduğunu dünyada ilk kez biz açıklıyoruz. Amazonlar! Amazonların, kurtlarla su içen bu kadınların Kafkasya’daki köklerini yazdık. Fransız bir arkeoloğun keşfi, Fransa’da kitabı çıkacak hatta biz istediğimiz için yazdı, onun arkeolojik kazılarına gittik, hiç açılmayan gizli kilitleri açmasına tanık olduk. Devamı için Magma’yı almanız gerekecek. Bu ilk sayı derginin en önemli sayılarından biri,  çok sansasyonel işler var.
Dergi çıktığı günden beri sanal âlem yıkıldı tabiri caizse zaten. Dergiyi satın alan herkes kendi Magma’sının fotoğrafını çekip İnstagram’da Twitter’da ve Facebook’ta bol bol paylaştı. Gördüğü ilgi hayli yoğun oldu yani. Peki, nasıl buldular dergiyi?
Özcan Yüksek:
Evet, gerçekten de okuyucumuz bizi yanıltmadı ve bu süreçte yanımızda oldu, heyecanımızı paylaştı. Şu ana dek okuyucularımızdan gelen tüm geri dönüşler çok güzel. Herkes dergiyi çok beğenmiş görünüyor.
Doğrusu Aktivist ekibi olarak biz de çok beğendik Magma’yı, muhteşem olmuş, ellerinize emeklerinize sağlık. Ömrü uzun olsun.
Özcan Yüksek:
Teşekkürler ederiz. 

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler