Farkındalığınızı geriye çevirmeyin, uyanışınızın önüne geçmeyin!

3341 kişi tarafından okundu
Farkındalığınızı geriye çevirmeyin, uyanışınızın önüne geçmeyin! Farkındalığınızı geriye çevirmeyin, uyanışınızın önüne geçmeyin!

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Herkese Merhabalar,
Uzun zamandır gelen birçok köşe yazma teklifine olumlu cevap vermiyordum. Özel bir sebebi var mıydı bunun, bilmiyorum. Doğru zaman, doğru mekân, doğru insan(lar) kavramına çok inanırım. Zamanı geldiğinde, yemek piştiğinde ya da toprak hazır olduğunda diyeyim, işin meyvelerinin de güzel olacağına düşünüyorum.
Kapıların kapıları açtığı, bağlantıların, bağlantıları getirdiği bu dünyada son baharda aldığım bir mail AktivİST’in Genel Yayın Yönetmeni Serda Kranda’dan oldu. Yeni çıkartacağı bir e-dergi için görüşmek istediğini iletti. Sabırla bekledi, azimle takip etti. Sanıyorum 1,5 ay sonra görüşebildik ancak. Kavramın ne olduğunu anlattığında öncelikle AktivİST’in yansıtmak istediği değerleri konuştuk.
Değerler ve erdemler odaklı yazılar yazmamı istiyordu çünkü bu mesaja inanıyordu. İnanç birliğinin dünya üzerinde ne gibi etkileri olduğunu birçok tarihi örnekten verebiliriz aslında. Değerler ve erdemler odaklı yaşamanın neden bizim için önemli olduğunu anlatmamı istedi. Kısa bir süre naza çektikten sonra kendimi bu istekte, mütevazı bir kararlılıkla olayları akışa bırakmanın ve kabullenmenin gücünün gösterildiğini gördüm. İşte bu kısa deneyiminin bile değerler ve erdemler
odaklı yaşamaya uygun bir örnek olduğuna kanaat getirdim ve kararımı verdim.
Değerler ve erdemler odaklı yaşamak köşesinde size biraz felsefi ancak yine de yaşam ile bağlantılı düşüncelerimi paylaşacağım. Değerler ve erdemler odaklı yaşamak, bilinçli ve farkında lığı yüksek bir toplumu oluşturmanın ilk adımları olduğunu düşünüyorum ve adım adım bu kavramı nasıl hayata geçirebileceğimizi paylaşmak istiyorum. Günlerce konuşabilen bazen de günlerce sessizlik içerisinde durabilen biri olarak bakalım buradaki alanımıza nasıl sığacağız ya da bakalım nasıl kabımıza sığmayacağız!
İş hayatında, özel hayatta mutluluk, başarı hatta mutsuzluk ve başarısızlıktan da arada söz edeceğiz. Tüm bu kavramları da hangi değerler ile üstesinden gelebileceğimiz ile tamamlıyor olacağız. Hatta ilk yazımız da çok “hayati” bir konu üzerine… “PARA” :)
 “Para kazanmak kötü değildir”
Para bilinci maalesef ki sadece seminerlere katılarak ve olumlamalar yaparak geliştirilemez. Elbette bu etkinliklerle bakış açımızı genişletebilir, farkındalığımızı arttırabiliriz. Ancak para olumlamaları cdleri dinleyerek daha fazla para kazanmayı beklememeliyiz. Sizlere para bilinci eğitimi veren insanların çoğunun para bilinçleri çok yüksektir ve yaptıkları faaliyetlerle iyi karlar elde ederler. Para
kazanan insanlar girişimcilikleriyleya da ticaret ile kazanırlar; cdler dinleyerek para kazanmazlar.
Para kazanmak kötü değildir. Elimizi ayağımızı çekip gezgin derviş olmadığımız sürece -ki bu da bir yoldur, çok zor bir yoldur ama bir yoldur-, parasal sistemin içerisinde yer alacağız. Azize Teresa’nın bile insanlığa hizmet etmek için paraya ihtiyacı oluyordu. Ancak para kazanırken nelerden feragat edildiği çok önemlidir. Aldığın paranın karşılığında hangi değerleri veriyorsun?
Para ile ilgili fazla bahsedilmeyen ama aslında “daha fazla para kazanmaktan” çok daha önemli bir konu var. Paranızı nasıl yönettiğiniz...
Paranı iyi yönet. Gelirlerini ve giderlerini dengele. Harcamalarına dikkat et. Yaşamını ona göre kurgulamaktan hiç utanma. Kredi kartlarını iyi yönet. Kredi kartlarını her zaman gelirinin altında tut. Gelirinin üzerinde kredi kartı limitleri tutma. Gelirinin üzerinde para harcama yoksa hiç bitmeyen bir cari açık döngüsüne girersin. Sürekli geriden geldiğin ve sistemin seni ele geçirdiği bir hale geçmeye başlarsın.
Bu söylediklerime karşı gelen insanlar“Harcamalarına odaklanmayı bırak, daha çok nasıl kazanırım ona kafa yormaya bak” derler! “Sen önce yaşam standardını yukarı taşı sonrasında gerek en para sana gelecek” derler. Ben bunları söyleyenleri dinledim, bunu söyleyenlerden de oldum. Gerçekten de inandığım bir cümle ve gerçekliğini kendim deneyimlediğim bir cümle “Daha fazla kazanmanın yolu, daha fazla değer katmaktır. Ürettiğin değer yükseldikçe, aldığın karşılık da yükselir.” Gerçekten de bu böyledir, bu mekanizma çalışır.
Daha fazla kazanmanın yolu, daha fazla değer katmaktır. Ürettiğin değer yükseldikçe, aldığın karşılık da yükselir.
Ancak toplumsal fayda yaratmanın asıl yolunun bu olmadığını deneyimledim. Daha fazla gelir elbette daha fazla rahatlık demektir ancak daha fazla para daha fazla mutluluk ya da daha fazla farkındalık demek değildir. Daha fazla kazanmak, daha fazla sosyal değer üretmek değildir. Sosyal değer üretme ve insani değerleri geliştirmenin getirdiği zenginliğin ve derinliğin ekonomik değer ile kıyaslanamayacak bir yerde olduğunu görüyorum.
Kıymetli bir üst düzey yönetici ile sohbet ederken baştan başlasaydınız neyi farklı yapardınız hayatınızda diye sorduğumda cevabı çok net ve çok çarpıcıydı: “Kendimin ve ailemin yaşam standartlarını bu kadar yükseltmezdim. Hiç bitmeyen bir yarışın parçası olmaya başlıyorsunuz.”
“İhtiyacım var” dediğin birçok şeye aslında ihtiyacın yok.
Bize o kadar çok sanal ihtiyaç aşılandı ki artık neye gerçekten ihtiyacımız var, neye yok ayırt etmekte zorlanıyoruz. Çocukluğumuzdan beri arka planda açık olan televizyonların, radyoların reklamlarının sizi etkilemediğini mi düşünüyorsunuz? Markete, mağazaya gittiğinizde verdiğiniz kararların kaç tanesini acaba gerçekten farkında olarak veriyorsunuz? Şu markayı mı alsam bu markayı mı alsam diye düşünürken verdiğimiz kararlar rasyonel değerlendirmeler olmaktan çok psikolojik kararlar ve bilinçaltımızdan gelen kalıplardan algılardan kaynaklanıyor.
Bunu artık fark etmeliyiz.
Bağımlılıklarımızı fark etmeliyiz. Maddi bağımlılıklar kadar manevi bağımlılıklarımızı da fark etmeliyiz; ilgiye olan ihtiyacımızı... İlgi çekmenin sadece gerçek benliğimizi uykuda tutacağını ve egomuzu biraz daha besleyeceğini anlamalıyız.
İlgi talebi, takdir talebi, alkış talebi, beğenilme isteği insanları motive ediyor ve bunlar bizi motive ettikçe inanmadığımız sistemlerin parçası olmaya devam ediyoruz.
Bu argümanların hiçbiri toplumdan kopmak için bir sebep değil ya da saçı sakalı bırakıp, kılığı kıyafeti umursamayıp berduş olmamızı gerektirmiyor.
Bunları görüyor olmak huzurunuzu kaçırmasın. Farkında olduğunuzda bunları görebilirsiniz. Farkında olmadığınızda göremezsiniz. Peki bunları görüp de mutsuz olanlar ne yapmalı?
1) Daha fazla sosyal değer üretmeli
2) İnsani değerlere daha fazla tutunmalı ve sergilemeli
3) Kalpleri üzerine daha fazla çalışmalı. Hem gözünüzle görebilmek hem de kalbinizle görebilmek işin simyasıdır. Görebilmek, kabul edebilmek ve kendi üzerinize düşen bir şeyleri yapabilmek hem başarılı, hem mutlu, hem de huzurlu olmanızı sağlar.
Gönül gözünüz, var oluş sevginiz, insanlık sevginiz -adına ne derseniz deyin-zihinsel farkındalığınızı dengeleyecek unsurdur. Huzursuzluğu giderecek unsurdur. Gerçekleri gördüğünüzde yaşadığınız düşüşü görüp “En iyisi ben görmeyeyim bu gerçekler” deyip tekrar uykuya dalmayın. Farkındalığınızı geriye çevirmeyin, uyanışınızın önüne geçmeyin, sabote etmeyin. Üzerine koymanız gereken bir adım daha olduğunu bilin. Ben oldum bittim demeyin.
Dolayısıyla ilk adım farkında olmak. Bilincinizin yükselmesi. Ancak birçok entelektüel burada kalır. Burası hala zihin seviyesidir. Daha kalbe inememiştir. Zihinsel farkındalıktan sonra bir adım daha vardır bu da kalbinizin büyümesidir.
Dolayısıyla ilk adım farkında olmak. Bilincinizin yükselmesi. Ancak birçok entelektüel burada kalır. Burası hala zihin seviyesidir. Daha kalbe inememiştir. Zihinsel farkındalıktan sonra bir adım daha vardır bu da kalbinizin büyümesidir.

Etiketler :

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler