Dünyayı Kim Kurtaracak?

4036 kişi tarafından okundu
Dünyayı Kim Kurtaracak? Dünyayı Kim Kurtaracak?

Mustafa Acunbay, "Yaşam üreten bir gezegende insanın kendisini 'üstün varlık' olarak nitelendirmesi onun zeki olduğunun mu göstergesidir yoksa kibirli olduğunun mu?" Benim düşünceme göre ikincisi, diyor.

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

 Yazar: Mustafa Acunbay

“Sana değer veriyorum, çünkü evrende erişebildiğim ve gözlemleyebildiğim
alanda yaşam üreten ve yaşamı ayakta tutmaya çalışan nadir,
hatta tek gezegen sensin. Senin çabana saygı duyuyor ve seni destekliyorum...”
Zeki Yaşamın Hüküm Sürdüğü Nükleer Başlıklı Gezegen...
Yaşam üreten bir gezegende insanın kendisini 'üstün varlık' olarak nitelendirmesi onun zeki olduğunun mu göstergesidir yoksa kibirli olduğunun mu?
Benim düşünceme göre ikincisi...
Zira yaşama karşı “sana her şeyi yapma hakkım var, çünkü üstünüm,” gibi bir yaklaşımda zekâ yoktur. Zekâ yüksek olasılıkla şöyle demeyi tercih edecektir: “Sana değer veriyorum, çünkü evrende erişebildiğim ve gözlemleyebildiğim alanda yaşam üreten ve yaşamı ayakta tutmaya çalışan nadir, hatta tek gezegen sensin. Senin çabana saygı duyuyor ve seni destekliyorum...”
Günümüzde en az 10 ülkenin nükleer silaha ve tek başına nükleer silah üretme teknolojisine sahip olduğu biliniyor(*). Tabii müttefiklik gibi nedenlerle bu 10 ülkeden nükleer silah temin etmiş başka ülkelerin de olma olasılığı yüksektir.
Hollywood filmlerinin zihnimize yerleştirmeye çalıştığı dünya dışı -büyük ölçek göktaşı çarpması veya dünya dışından gelebilecek saldırı gibi- tehditlere karşı nükleer silahlarla çözüm üretilebileceği safsatasına inananlardan değilseniz görmezden gelinecek bir sorun gibi durmuyor...
Günümüz teknolojisi ile bir nükleer silah 50 Megaton(**) gücünde üretilebiliyor. Bu 2. Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagazaki'ye atılanların 250 katı bir gücü ifade eder. Amacım kesinlikle kötü hissetmenize neden olmak değil ama ölçüyü verebilmek için şunu da eklemeliyim: Savaş sırasında ABD tarafından kullanılan 20 Kilotonluk bomba ilk patladığında, olasılıkla ilk beş saniye içinde, 70.000 insanı buharlaştırdı. Buharlaşma ifadesini ne yazık ki mecaz olarak kullanmıyoruz. Bu 70.000 insanın iskelet sistemi dışında bedenlerinden geride hiçbir şey kalmadığı anlamına geliyor. İzleyen günlerde, türev etkiler de katıldığında ölümlerin sayısının 500.000'i geçtiğini belirtiyor kaynaklar.
Bu etkinin 250 katının nasıl bir şey olabileceğini hayal edin!
Dil bilimci, savaş karşıtı aktivist ve yazar Noam Chomsky, 'Nükleer Savaş ve Çevre Felaketi' isimli, Laray Polk ile yapılmış söyleşiyi ve ilişkili belgeleri ihtiva eden kitabında mevcut durumda nükleer risklerin küresel boyuttaki pozisyonunun bir resmini çizerken aynı zamanda iş dünyası, politika, üniversiteler arasındaki para ve çıkara dayalı girift bağlara değinmiş...
Kitapta fizikçi Lawrence Krauss'tan alıntılanan örnekte günümüzdeki nükleer silahların kullanılması durumundaki etkilere dikkat çekilerek Pakistan ve Hindistan arasındaki olası sınırlı bir nükleer atışma baz alınmış. Bu tür bir nükleer atışmada sadece 100 savaş başlığının kullanılması durumunda dahi küresel iklimin en az on yıl boyunca ciddi şekilde bozulacağı ve stratosfere en az 5 milyon ton duman saçılacağı sonucuna varıldığı, bu dumanın küresel tarım üzerindeki etkisi ile de yaklaşık bir milyar insanın yaşamını yitireceği belirtilmiş.
Peki bu ciddi küresel sorunu çözmek için bir adım atılıyor mu? Hayır, atılmıyor!
ABD ve AB'nin İran'ın nükleer teknoloji ile çalışmasını engelleme çalışmasını bu kapsamda değerlendiremeyiz, zira bölgede İsrail, Hindistan ve Pakistan'ın hali hazırda nükleer silah üretebildiğini biliyoruz. Bu çabanın sorun çözmekle ilgisi olmadığı, politik bir strateji olduğu açık. 
Nükleer silah sorununu ve benzeri küresel ölçekli sorunları kim, nasıl çözecek?
Olasılıklara bir göz atalım:
İş dünyası?
İmkânsız gibi görünüyor. Küresel sorunlar çıkar ve kar odaklı bu kesimin bugüne kadar dürüst manada umurunda olmadı, bundan sonrası için bir tavır değişikliği pek olası gözükmüyor.
Eğitimli, gelir düzeyi görece yüksek elitler?
Çoğunlukla büyük problemlerin çözümlenememesi ile eğitim eksikliği arasında bir bağ kurarız.  Fakat bu o kadar da doğru değil. Çünkü eğitimli, elit kesim olarak adlandırdığımız topluluğun büyük bölümü iş dünyasına hizmet ederek hayatını idame ettiriyor ve başlangıçta farklı, dürüst bakış açılarına sahip olsa bile zaman içinde iş dünyasının kendi doğrularına adapte oluyor. Bu kesim genellikle henüz iş dünyasına geçiş yapmadığı üniversite sürecinde muhalif düşüncelerini özgürce dile getirip tepki gösteriyor. Sonrasında ise gitgide daha orta yollu bir tavır takınmak zorunda kalıyor veya fikirleri tümden değişiyor..
Yani bu gruptan da fazla bir şey beklemek gerçekçi gözükmüyor.
Politikacılar?
Demokratik sistemde yöneticilerin seçildiği politik çevreler sorunların çözümü için toplum tarafından en fazla beklenti duyulan kesim. Fakat işler hiç de olması gerektiği gibi yürümüyor. Politik çevrelerle iş dünyası arasında mali kaynaklara dayalı ilişkiler politik çevrelerin başlangıçta çok idealist yaklaşımları olsa bile -ki çok azında samimi bir idealist tavır gözlemliyoruz- zaman içinde toplum yararını ikinci plana atmalarına neden oluyor.
Chomsky'nin söyleşisinde verdiği şu örneğe bakalım: “2004 yılında ABD'nin Irak'ın Felluce kentinde yaptığı bombalama sonrası bebek ölümü, kanser ve lösemi vakalarındaki artışın 1945'te Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan bombalar sonrasında sağ kalanlar arasında görülen bu tip vakalardan daha fazla olduğunu belirten Irak ve İngiliz doktorların raporuna göre Irak'taki olayda kanser vakalarının dört kat arttığı, 14 yaş altında ise 12 kat arttığı söyleniyor.”
Ve bir tane daha: “2008 Aralık-2009 Ocak aylarında Gazze'ye yapılan ABD destekli İsrail saldırılarından sonra Norveçli doktorların hazırladığı raporda kimsenin daha önce görmediği ölümcül etkileri bulunan savaş gereçlerinin kullanıldığı belirtiliyor.”
ABD hükümeti sonradan 'Agent Orange' maddesi içinde, bilinen en ölümcül kanser yapıcılardan biri olan dioksin kullanıldığın farkında olmadığını açıkladı.
Bugünlerde aynı ülke, Suriye'de kullanılan kimyasal silahlarla ilgili olarak bu silahların kullanımına göz yumamayacaklarından bahsediyor.
İktidar sahiplerinin benzer, dürüst olmayan tavırlarına örnekler sayıca çok artırılabilir.
Bu şartlarda politikacılardan da küresel sorunlara yönelik dürüst çözümler üretmelerini beklemek güçlü bir olasılık gibi durmuyor.
Bilim çevreleri, üniversiteler?
En azından bilim çevreleri bir şeyler yapabilir, yapmalı, öyle değil mi? Akıl bunu gerektirir. Fakat burada da işin içine mali ilişkiler giriyor. Önemli araştırma çalışmaları da yüksek maliyetler gerektirdiğinden iş dünyasının çıkarları kalburüstü üniversitelere ve araştırma kurumlarına da kolaylıkla nüfuz edebiliyor.
Medya?
Medyanın tek başına bir sorun çözücü misyonu olamaz belki fakat sorunu çözebilecek bir odak için güçlü bir araç olma potansiyeli olduğu söylenebilir.
Geniş kitlelere erişim gücü göz önünde tutulduğunda ve aslen doğru biçimde kullanılıyor olabilseydi medyanın toplumları aydınlatma yönünde çok güçlü bir etkisi olabileceğinden bahsedebiliriz.
Elbette günümüzde bu şekilde işleyen bir ana medyadan söz edemiyoruz. Üniversite ve bilim çevrelerinden çok daha derin bir şekilde iş dünyası çıkarları ve politik çıkarlar tarafından yönlendirilen bir medyanın insanlığa dair bir sorunu çözmeye katkıda bulunması için en hafif ifadeyle daha epey beklememiz gerekecek.
Entellektüeller?
İşe yarar gibi duran kavramların içinin boşaltılması çağımızın yaygınlaşan trendlerinden... Eğer dürüst ve işe yarar şeyler söylüyorsanız fakat bu güç odaklarının işine gelmiyorsa göz önünde bir entelektüel olma şansınız neredeyse sıfır. Göz önünde olmak için güç odağının “bunu söyle, bundan bahset, bunu yaz,” dediklerinden hiç olmazsa aralara serpiştirmek gerekirken “sakın şu konulara girme,” dedikleri de sanki hiç yoklarmış gibi görmezden gelinmeli...
Chomsky entelektüel kavramına karşı şu güzel tespiti yapmış: “...İç görü, anlayış, yaratıcı zeka ve benzer niteliklerle daha yakından ilintili, farklı bir kavram icat edebiliriz, ama bu entellektüelden farklı bir kavram olacaktır...”
Sonuç olarak, kimin entelektüel olacağını dahi belirleyen güçler mevcutken küresel, büyük problemleri çözmek ile entellektüellik arasında gerçekçi bir bağ kurmak işe yarar durmuyor.
Dürüst muhalifler?
Onları çevre örgütlerinde, haksızlıklara dürüstçe tavır koyabilen aktivist hareketlerde, iş dünyasından destek alamadığı için cılız kalan politik hareketlerde, mali destek görmeden kendi olanaklarıyla ilerlemeye çalışan basın organlarında görebiliyoruz. Fakat seslerini geniş kitlelere ulaştıramıyorlar.
Sesini ulaştırmada biraz başarılı olan dürüst muhalifler ise risk olarak görüldüğünden tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de cezalandırılıyor.
Zeki yaşamın hüküm sürdüğü, kendisini üstün varlık olarak niteleyen insanların yaşadığı gezegende  hayati küresel sorunları çözebilecek kimse yok gibi gözüküyor...
Ya da öyle mi?
Siz ne dersiniz?
 
 
* ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore, İsrail ve kesin olmamakla beraber nükleer silaha sahip olduğu iddia edilen İran...
** 1 Megaton = 1 Milyon Ton TNT patlama gücü
     1 Kiloton = 1000 Ton TNT patlama gücü

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler