Diyarbakır karpuzunun bile Meksika tohumuyla üretildiğini biliyor muydunuz?

473 kişi tarafından okundu
Diyarbakır karpuzunun bile Meksika tohumuyla üretildiğini biliyor muydunuz? Diyarbakır karpuzunun bile Meksika tohumuyla üretildiğini biliyor muydunuz?

Cem Seymen'i, CNNTURK'teki Para Dedektifi adlı programıyla tanıyoruz. Bazen, lalenin izini sürüyor, bazen domatesin, pazının. Fiyat etiketlerinin ardında yatan gerçeklerin, ne kadar gerçek olduğunu araştırıyor, insanlarla konuşuyor, sorunları masaya

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Cem Seymen’i, CNNTURK’teki Para Dedektifi adlı programıyla tanıyoruz. Bazen, lalenin izini sürüyor, bazen domatesin, pazının. Fiyat etiketlerinin ardında yatan gerçeklerin, ne kadar gerçek olduğunu araştırıyor, insanlarla konuşuyor, sorunları masaya yatırıyor. Elli kuruşluk bir ürünün üzerinde neden 5 Lira yazabildiğini sorguluyor. Herkes kuraklıktan ve gelecekte en değerli menkulün “tohum” olacağından bahsediyor. Cem Seymen ile çiftçilik, komisyonlar, internet satışları üzerine, yeni bir dünyanın hayallerini kurduğumuz bir röportaj gerçekleştirdik. O da Aktivist ekibi gibi, “insandan” yana umutluJ
 
Aktivist: Öncelikle tekrar merhabaJ Bütün uyandırıcı programlar bir bir yayından kalkarken, siz devam ediyorsunuz. Gözden mi kaçtınız yoksa gerçekten çok izleniyor musunuz?
Cem Seymen: Her şeyden önce muhalif olmak gibi bir derdim yok. Önemli olan insanların yaptığım programlardan mümkün olduğu kadar kendisine fayda sağlayabilmesi, yararlanabilmesi. Bilgi verirken aslında Türkiye’nin ekonomik gerçeklerini, yıllardır çözülmeyen gerçeklerini gözler önüne serdiğim için insanların özel hikâyelerinden yola çıkarak anlattığım için sıcaklık duygusu hissetti seyirci. Bu yüzden seviyorlar programımı. Bence bu her kesimin ilgisini çekebilecek kadar gerçeklik yansıttığı için çok önemli bir başarı oldu.
 
Aktivist: Küçük bir anket yaptık. İnsanlar sizi gerçekten çok seviyorlar. Bunda içtenliğinizin katkısının çok büyük olduğunu düşünüyoruz. Bu durum programınızdan rahatsız olanların da var olabileceğini düşündürüyor. Size kızanlar oluyor mu?
Cem Seymen: Bana kızanlar olmuyor. Programın da büyük bir rahatsızlık yarattığı, herhangi bir insanda "bu doğru değil" duygusu yarattığını düşünmüyorum. Çünkü Türkiye'nin gerçekleri zaten belli, üretimimiz belli, üretimde verimlilik sorunu olduğu belli. Şöyle özetleyeyim; Hollanda'daki bir inekten günde 15 litre süt alabiliyorsa Hollandalı bir çiftçi, biz bunu ancak 1-2 litre ile sınırlandırabiliyorsak burada bir sorun vardır. O sorunu vurguladığım zaman da insanların "önemli olan çözüme odaklanmak" mesajımı algıladığını ve herkesin aslında nihai olarak çözüm için bir beklenti içinde olduğunu görüyorum. İzliyorlar, çözüm ne olabilir sorusunu bana soruyorlar. Ben de bunları yanıtlamaya çalışıyorum.
 
Aktivist: Yazarlarımızdan Hakan Ayvaz’ın çok güzel bir çıkarımını paylaşmak istiyorum. “Türkiye rahatlıkla tarım, hayvancılık ve turizm ülkesi olabilecekken; sanayiye zorlandı. Bu da bizim gibi bir ülke için yanlış bir stratejiydi” diyor. Sanırım siz de benzer şekilde düşünüyorsunuz. Sizce büyük ekonomik planda tarım ve hayvancılığın bitirilmeye çalışılmasının sebepleri ne olabilir?
Cem Seymen: Dünya bir açlık tehlikesi ile karşı karşıya. Gıda üretimi azalacak, çünkü kuraklık tehlikesi, global ve küresel ısınma nedeniyle daha tehlikeli bir hal alacak, az yağışın getirdiği sorunlar ile daha az üretebileceğiz. Türkiye gibi ülkeler özellikle üretime bunun için çok daha fazla kaynaklar ayırmalı ve daha fazla üretmenin yollarını, kuraklığa rağmen üretmenin yollarını aramalı. Özellikle dünyadaki gıda üzerinde oynanan oyunların farkına varmamız gerektiğini ve bunun için de çözüm üreten, ARGE, inovasyon ve yaratıcı üretim sistemleriyle bir formül bulmamız gerektiği üzerine kafa yoruyorum. Çünkü herkes üretemezken birilerinin üretmesi lazım ki üretmeyenlere satıp para kazanabilsinler.
 
 
Aktivist: Üreticinin değil aracıların kazandığı, satıcının dahi bu sistemde pek de kazanamadığını biliyoruz. İnsanların çoğu kendi topraklarına küstü. Genç nesil çiftçiliğe burun kıvırır durumda. Oysa yurt dışında işler böyle değil. Her şeyi eski haline getirmek de imkânsız gibi geliyor. Topraklar hormonlarla, ilaçlarla kirlendi. İnsanların yeniden tarıma hayvancılığa dönmesini mümkün görüyor musunuz?
Cem Seymen: Evet, mümkün görüyorum. Türkiye'de bir anlayış yanlışlığı vardı. O anlayış yanlışlığını bence yavaş yavaş kırıyoruz. Tarım ve hayvancılık, bankacılık ya da mühendislik, doktorluk gibi bir sektör. Bu sektörden para kazanacağını düşünürse insanlar neden gelip topraklarını ekmesin ya da hayvancılık yapmasın? Para kazanamayacağını düşünen insanlar, sektörü terk ediyorlar dolayısıyla eğer doğru teşviklerle insanları üretime cesaretlendiren bir politika oluşturulursa, ithalata dayalı değil de içeriden üretime dayalı bir anlayış oluşturulursa, herkes para kazanabileceğini, geleceğini güvence altına alabileceğini düşünürse mutlaka toprağına ve hayvancılığına döner diye düşünüyorum. Ben umutluyum.
 
Aktivist: STK’lar bu konularda çok önemli farkındalık çalışmaları yapıyorlar hatta bir kısmı elini taşın altına koyup “tohum” konusunda çok etkin faaliyetler yürütüyorlar. Buradan toprağı olan kişileri yüreklendirebiliriz belki. Neler yapabilirler, topraklarıyla nasıl mutlu olabilirler?
Cem Seymen: UPOV diye uluslararası bir örgüt var. Birleşmiş Milletler gibi bir örgüt bu. UPOV'a biz Türkiye olarak 2006 yılında imza attık. Yani UPOV Dünya Tohum Birliği'nin imzalamadığı hiçbir tohum hiçbir ülkede kullanılamıyor, ekilemiyor. Sertifikalı tohum meselesi Türkiye'de var.
 
Önemli olan şu; kendimize ait, kendi üniversitelerimizde, kendi laboratuvarlarımızda üretilen tohumlarımızın olması lazım. Eskiden atalarımızın, dedelerimizin kullandığı domates salatalık tohumları nasıl verimliyse, şimdi aynı verimi alabileceğimiz, kendimize ait,  topraklarımıza uygun tohumlar üretmeliyiz. Toprak zehirlendi, bana kalırsa Türkiye'de toprak kanserli. Onun için daha az ilaç gerektiren ve daha fazla verim sağlayabilecek tohumlar üzerinde hemen çalışmaya başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu çalışmalar olursa gelecek bizim açımızdan çok parlak.
 
Aktivist: Öyle sanıyoruz ki, devletimizin çevre ve doğa duyarlılığı hiç gelişmemiş. Nasıl bir yok oluşa sürüklendiğimizi fark edemiyorlar. Topraklar ekilemiyor, ekilenler ilaçlarla belki de zehir saçıyor, HESler, ağaç katliamları, su kaynaklarının hızla kirlenmesi… Maalesef toplumumuz da bu konularda pek hassasiyet göstermiyor. Sizce bu konuda ne durumdayız?
Cem Seymen: "Ne kadarını kurtarabiliriz? Nasıl farkındalık yaratabiliriz?" sorusu çok önemli. Sivil toplum kuruluşları arasında çok başarılı çalışmalar yapan birçok örgüt var, bu çok önemli. Genç jenerasyonun çok daha bilinçli olduğunu düşünüyorum. Sadece toprak erozyonu ile savaşarak TEMA'nın Türkiye'de ne kadar büyük bir farkındalık yarattığını görüyoruz. Bu bütün tarım ve hayvancılık sektöründe yaygınlaşıyor bana kalırsa, eskisi kadar umutsuz değilim. Hiç kimse karşı değildir eminim sadece ortada farkındalık yaratmak için biraz daha çalışmamız gereken bir durum var. Hepsi bu.
 
Aktivist: Son zamanlarda internet üzerinden işleyen farklı organik alış veriş sistemleri kullanılıyor. İnsanlar, kendi çiftliklerinde yetiştirdikleri ürünleri ya da diğer yerel ürünleri, sipariş ile büyük şehirlerdeki kişilere ulaştırıyor. Belki algılanan “köylü” profilinde e-ticaret yapılması imkânsız gibi geliyor olabilir. Ama bence bir seferberlik başlatılabilir. Rağbet görürlerse, ürünlerini satabilirlerse, para da kazanabilirlerse, “büyük” adamların icazetine gerek kalmayabilir. Ne dersiniz?
Cem Seymen: Ben zaten bu olguyu programlarımda sürekli tekrarlıyorum. Köylünün ürettiğinin şehirlere ulaştırılması için aracıya gerek kalmaksızın bir yapılanma ihtimalini internet sunuyor bence. Yeni jenerasyon, yeni çocuklar, köylülerin, üreticilerin, besicilerin aileleri internet ve bilgisayarı çok iyi kullanabiliyorlar. Kendileri yapamıyorlarsa bile ailelerinden veya çocuklarından yardım isteyerek bambaşka bir talep-arz dengesi yaratabilirler. Ellerindeki ürünlerin talebi olduğu sürece şehirlere ulaşmasını sağlayabilirler. Bir fırsat olarak görüyorum yeni internet devrini.
 
“Şehir insanının üretimin ne kadar kıymetli, değerli bir kavram olduğunu anlaması gerekiyor.”
 
Aktivist: Bugünün koşullarında dışa bağımlı olduğumuz ürünler hangileri?
Cem Seymen: Hemen hemen her üründe dışa bağlıyız. Her şeyden önce kendi tohumumuzu üretmiyoruz. Kendi tohumumuzu üretmediğimiz için de verimi düşük tohumlarla üretim yapmak zorundayız. Köylümüz de haklı olarak verimi düşük olduğu için yerli tohumları tercih etmiyor. Özellikle yurt dışında ileri teknoloji ürünleriyle üretilmiş tohumları satın alıyor. Böylece daha çok ürün elde edebiliyor. Dolayısıyla hemen hemen her şeyde dışa bağımlı olduğumuzu söyleyebilirim. Bir de üstüne üstlük kuraklık tehlikesi ve toprakların zehirlenmesiyle ürünlerin verimi giderek düştüğü için kendi tohumlarımızın acilen üretilmesi lazım.
 
Aktivist: Sizce gelecekte ülkemizde yetiştirmesi tehlikeye giren ürünler var mı?
Cem Seymen: Diyarbakır karpuzunun bile Meksika tohumuyla üretildiği bir ülkede tabii ki böyle bir tehlike var. Önemli olan zamanında önlem alınması.
 
Aktivist: Her şey büyük şehir insanına satılabilmek üzere planlanıyor. Hedef kitle, hep şehirdekiler. Şehirdekiler de emek, ürün ve hizmetleriyle daha büyük olanları büyütmeye hizmet ediyor. Burada “dert-dava-amaç” edindiğimiz pek çok şey, aslında sayıca daha fazla olan “köylü” olarak tanımlayabileceğimiz kesimin hayatına hiç dokunmuyor bile. Bu sistemde, alıyoruz ama hiç vermiyoruz gibi oluyor. Suyu tersine de döndürebilmek, alış verişi çark haline getirebilmek için şehir insanına ne gibi görevler düşüyor?
Cem Seymen: Şehir insanının üretimin ne kadar kıymetli, değerli bir kavram olduğunu anlaması gerekiyor. Eğer anlamadığını düşünüyorsak sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, akademisyenler bu konuda bir farkındalık çalışması yapabilirler. En azından popüler televizyon dizilerinin içine yerleştirmeler yaparak farkındalığın desteklenmesi mümkün. Yeter ki karar verilsin, bunlar olabilecek şeyler. Toplumun her kesimi tarafından memnuniyetle karşılanır.
 
Aktivist: Aktivist, ana teması değerler olan bir dergi. Aslında aynı yolun yolcusuyuzJ Biz insanların hayatın asıl değerleriyle yeniden kucaklaşabileceğine ve bu sayede mutlu bir dünyaya kavuşulabileceğine inanıyoruz. Siz, insanların sistemleri alt edebileceğine inanıyor musunuz?
Cem Seymen: Kesinlikle inanıyorum, benim insana inancım hiçbir zaman bitmez. İnsan eğer karar verirse, iyi örgütlenebilirse aynı amaçlar doğrultusunda ikna kabiliyetini kullanıp büyük kitlelere ulaşma konusunda kararlılığını kaybetmezse bence başaramayacağı hiçbir şey yok. Çünkü yaratıcılık insanın doğasında var zaten :) 

Etiketler : gdo sağlıklı yaşam

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler