Denise Lawrence "Özgürlük"ü anlattı

2731 kişi tarafından okundu
Denise Lawrence Denise Lawrence "Özgürlük"ü anlattı

Özgürlüğün çeşitli boyutları vardır. Bir boyutu da içimizdeki özgürlüktür. Ruhsal özgürlük, öz varlığımız olmak ve gerçekte nasıl isek kendimizi öyle ifade etmektir. İçimizdeki bağlardan özgür olduğumuzda var olan özgürlüktür bu...

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

 Yazar: Denise Lawrence | Burahma Kumaris Kişisel Gelişim ve Meditasyon Derneği
 
Özgürlük ve diğer değerlerin hayatımızda uygulanabilmesi için cesaret adımları atılması gerekir. Şöyle bir deyiş vardır: “Bir adımı cesaretle atarsan, bin adım yardım gelir”
 
Özgürlüğün çeşitli boyutları vardır. Bir boyutu da içimizdeki özgürlüktür. Ruhsal özgürlük, öz varlığımız olmak ve gerçekte nasıl isek kendimizi öyle ifade etmektir. İçimizdeki bağlardan özgür olduğumuzda var olan özgürlüktür bu...
Peki, bu bağlar neler olabilir?
Bu bağlar çeşitli seviyelerdedir. İlk seviye, kendine dair olan bağdır. Esasen bu, kendine dair yanlış idraktir. Nasıl ‘yanlış ben’ e sahip oluruz? Bu birçok yolla oluşabilir. Bir kısmı yetiştirilme tarzımızdan ya da farklı insanlar tarafından, ismimiz, ırkımız, sosyal konumuza göre  “Sen böylesin, hayattan beklentilerin bu olabilir”  diye bize anlatılanlardan kaynaklanabilir. Ve anlatılanlar arasında hatalı bilgilerin olma ihtimali çok yüksektir. Kendinizi dışsal görünür öğeler olarak düşünmek öz varlığınıza bir sınırlama getirir ve sınırlamalar kendinize dair özgürlük algınızın azalmasına neden olur.
Bu bedende, çevrenizdeki tüm insanlar,  sosyal statünüz, durumlar ve kalıtımsal özellikleriniz ile birlikte hala özgür olabilir misiniz? Zor olan işte budur! İçimizdeki özgürlüğü nasıl elde ederiz? Dışarıdan  “Sen şu ülkedensin, cinsiyetin şu, eğitim seviyen şu…” denir. Toplumsal olarak bir algı yaratılır ve eğer siz “Evet, bu gerçek” derseniz; bir çeşit hapishane ile sınırlanıyorsunuz gibidir. Aslında böyle olmak zorunda değildir; her birimiz bir takım genellemelere tabi olarak yaşıyoruz sadece… 
Var olan genellemelerden nasıl kurtuluruz? Bu biraz düşünme ve anlayış gerektirir ve meditasyon bize bu konuda yardımcı olur. İçsel özgürlük olduğunda; kendimden farklı olan insanlarla özdeşleşmem mümkün olur; çünkü ortak olan ruhsallıkla bağlantı kurarım. O  zaman, insanların sınırlamalar nedeniyle geçici olarak örtülmüş ne kadar çok ortak noktası olduğuna şaşırırsınız! Başkalarına dışsal görüntüye dair filtreler ile baktığımızda hapis kalırız ve onları da hapsederiz; onlara farklı bakıp farklı davranırız…
Bir hapishane daha vardır; mizacımızın hapishanesi. ”İnsan doğası değişmez, onlar ne ise odur” diyebilirsiniz… Fakat ruhsallıkta böyle bir söylem sorgulanır. ”Gerçekten bu benim doğam /mizacım mı? Bu, gerçekten olduğum gibi olma özgürlüğü mü?  Yoksa yıllar boyunca üzerime giydiğim bir şey mi?”.  Ve biz de “Evet,” deriz, “Üzerine giydiğin bir şey ve onu bırakabilme seçeneğine de sahipsin.”
Bu sınırlamalara başka hiçbir seçeneğimiz olmadığı düşüncesiyle kapılırız, fakat bir kere öz varlığımızın gerçekliğini deneyimlemeye başladığımızda, aslında seçme şansımızın olduğunu anlarız. Meditasyonda gerçekten siz olmanın anlamını deneyimlersiniz… Özgür olduğunuzda nasıl olduğunuz ile içinde yaşadığınız bu görünmeyen sınırlamaları yaratan durumların etkisi altında olduğunuz zamanki farkı görürsünüz. Bu farkı gördüğünüzde, seçim yapmanız gerektiğini hissedersiniz; sadece bir seçeneğiniz yoktur… Özgür olmayı seçmiyorsanız eğer, bağ içinde olmayı seçiyorsanız, bir şekilde acı çekmeyi seçiyorsunuz demektir.
Kendimize karşı dürüst olursak ama yine de o seçimi yaparsak; içimizden bir şey hemen “Bir dakika,” der; “Bu nasıl bir seçim?  Bunu nasıl seçebilirsin?” ve biz tekrar değerlendiririz… Belki de içsel olarak özgürleşmiş birisi ile karşılaşırız; dışarıda hiçbir şeyini değiştirmeyen, hala aynı insanlarla yaşayan, aynı işi yapan, görevlerini yerine getiren, ama kalbini özgürleştiren biri… Çünkü kim olduğunu biliyordur ve bir şekilde özgürlüğünü almak için orada bulunan durumlardan ürkmüyordur.
Özgürlük fikri veya hissi üzerine meditasyon yaptığınızı düşünün. Meditasyonun başlangıcında, ne yapmanız gerektiğini bilmiyor gibisinizdir. Ama bu düşüncede kalın ve içinizde derinlere doğru gidin ve özgürlüğün sizin için gerçekten ne anlama geldiğini düşünün… Bir ya da başka bir bağın baskısını işaret eden alanları gösteren düşüncelerin zihninizde belirmeye başladığını göreceksiniz. Ne kadar sıklıkla birisi kendine “Sadece bu kişiler değişse, ben özgür olabilirdim,” ya da “Daha iyi durumda olabilirdim” diyordur.
Daha derin düşünürsek; özgür olmak gerçekten neye benzer? Hayatıma nasıl yansır? Özgürlüğün bir işareti: ne olursa olsun, kim ne derse desin ondan etkilenmemektir. Birisi bize bir şey söylediğinde bunu hakaret olarak algılamak özgür olmadığımızın bir işaretidir. Bize doğru olmayan bir şey söylediğinde, ya da herhangi bir durumda, eğer gerçek varlığıma dokunabiliyorsam ve özgürsem; onların ne dediği benim ya da diğerleri için bir fark yaratmayacaktır. Bu, özgürlüğümün işaretidir.
Hepimiz böyle hissedebilsek ne güzel olurdu. Meditasyon yapmamızın nedeni budur: bakıp, araştırıp, nerede özgür olmadığımı anlayabilmek! Eğer birisinin etkisi altında kalırsam, yanlış bulduğum bir şeyi o kişi bana yaptırırsa ve ben de “İyi ama o bana söylediği için yaptım” dersem; bu özgürlük değildir. “Hayır; ben bunu yapmayacağım” demek seçimine sahibiz.  Fakat neden böyle yapmayız? Çünkü çoğunlukla onların öfkelenmesinden korkarız.
Özgürlük ve diğer değerlerin hayatımızda uygulanabilmesi için cesaret adımları atılması gerekir. Şöyle bir deyiş vardır: “Bir adımı cesaretle atarsan, bin adım yardım gelir. Fakat özgürlüğün göstergesi olan o ilk adım, çok enerji ve cesaret gerektirir. Bu cesareti nasıl ediniriz? Bir bölümü içimize dönmek ve “Evet, bunlar benim iki seçeneğim” diyebilmektir. “Ya bu kişinin etkisi altında kalacağım ve yanlış bir şey yapacağım ki bu onlara ait değil bana ait hatalı bir eylem olacak… Yapmak istediğim şey bu muydu?”  Ve “İyi ama bu onun suçu!” dersek bana “Hayır, değil. Hayır deme seçimine sahiptin ve yapmadın” diye cevap gelir.  Bir bölümü de sorumluluk almak ve “Diğer kişi yapmamı istedi ve ben de yaptım.” gibi mazeretler sunamayacağımı anlamaktır. O zaman, kişinin özgürlüğünü sağlayabilmesi için gerekli olgunluğun bir bölümü de  “Ne yaparsam; onun sonuçlarına katlanacağım” gerçeğinin bilincinde olmaktır.
Özgürlük bayrağı artık bir kez içimde yükseldikten sonra, onurlu bir eylem olarak görmediğim bir şey yapmam istendiğinde, o kişinin tepkilerinden bağımsız olarak hayır diyebilirsem; elde edeceğim sonuç saf eylemleriminkidir. Ve o kadar özgür olurum ki, artık kimse prensiplerime aykırı olan hiçbir şeyi bana yaptırmayı düşünmeyecektir bile. Bu aynı zamanda çok yüce bir güçtür; diğer bir deyişle özgürlük sadece bir değer değildir; bir güç şeklini de alabilir.    
Öyleyse, araya giren nedir? Çoğunlukla korku… Birisi sizi etkilemek istediğinde bu girişim genellikle bir çeşit görünmez tehdit içerir.  Biz, tehdit ile ilişkimizin ne olduğu üzerine düşünmeliyiz. Ne kadar süre ile bu görünmez tehditlere maruz kalacağım? Yapmam gereken ilk şey, kendime “Biri bana baskı ile bir şey yaptırmaya çalıştığında, bu tehdittir” demektir ve sonra benim bir seçme şansım vardır; buna tabi olacak mıyım, olmayacak mıyım? Çoğunlukla insanlar, birinin onlara kızma olasılığından ürkerler. Öfkeden korkarız ve bu şiddet durumu veya ortamı insanları kontrol etme yollarından biridir.
İçsel özgürlüğümü kazanabilmek için yapmam gereken çok önemli bir nokta; hiçbir şiddet çeşidinden korkmamak ya da tehdit hissetmemektir.
Bu da hoş görebilme özelliğine sahip olmam gerektiği anlamına gelir.
 İstediğini yapmadığım için bana bağıran veya kötü davranan birini hoş görebilmeliyim. Böylesi, vicdanımla ters düşmekten daha iyidir.
Böylesi, yanlış bir şey yapmanın sonuçlarına katlanmaktan daha iyidir.
Böyle yapmak ve özgürlüğümü korumak, çok hassas olan ve zor kazanılan özgürlüğümü atmaktan daha iyidir.
 
Değerlere dayalı bir toplum yaratmak için bireylerden başlamak ve içsel bir çalışma gerekir. Elbette bu cesaret gerektirir, ama diğer şeylerde olduğu gibi, başlangıçta küçük adımlar atarız… Küçük adımlarda kendimizi rahat hissettiğimizde, bunu farklı alanlarda uygulamamız da kolaylaşır. Bir kere özgürlüğün bizim için önemli bir özellik olduğunu ve onu kullanmak için sorumlu olduğumuz düşüncesini başkalarının zihninde yaratabildiğimizde; o artık bize verilir. Kimse onu sizden geri almak istemez. Ama biz o ilk cesaret adımını atmalıyız. O zaman başkaları o özgürlüğe değer verir, sever. “Senin sahip olduğunu biz de istiyoruz”  derler ve siz de başkalarına ilham veren bir örnek olursunuz.
Denise Lawrence
(40 yılı aşkın bir süredir dünya çapında bir konuşmacı ve Brahma Kumaris Dünya Ruhsallık Üniversitesi’nde meditasyon öğretmenidir. Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Almanya’da yaşamış ve Eğitimde Değerler ve Ruhsallık konularında 10 kitap yazmıştır.) 

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler