Cemal Nur Sargut Anlatıyor:

2227 kişi tarafından okundu
Cemal Nur Sargut Anlatıyor: Cemal Nur Sargut Anlatıyor:

"Türk insanı için İslam çok doğru bir dindir çünkü anane ve gelenekleriyle Türk insanı manevi değerlerle de yetiştiği için, kelimelerinde bile farkında olmadan manevi kelimeleri kullandığı için değerleri aslında biliyor hatta farkında olmadan biliyor

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Bazı kavramlar vardır, içinde bulundukları cümlenin kaderini belirlerler. Tıpkı, içlerinde bulundukları insanın kaderini değiştirdikleri gibi… Üstelik bu kavramlar, hepimizin aşina olduğu, kimi zaman hasretini çektiğimiz, kimi zaman dizginlemeye çalıştığımız çok değerli hasletleri ifade eder. Onlar ne mi? Dürüstlük, merhamet, saygı, sabır, talih, kader, vicdan, tevazu…
Cemalnur Sargut’a bir televizyon programında rastlamıştım. O kadar sakin, o kadar doğallıkla anlatıyordu ki insani halleri; “Evet” dedim kendi kendime, “Dünya güzelliklerle dolu…” Cemalnur Sargut o güzelliklerden biri… Bize öyle güzel şeyler anlattı ki, içimize su serpildi.
Aktivist: Biz Türkler, sahip olduğu değerler açısından çok ilginciz aslında, gerek dini inançlarımızın getirdikleri gerekse kültürel edinimlerimizle baktığınızda, Türk insanını değerler açısından siz nasıl görüyorsunuz?
Cemalnur Sargut:  Türk insanı için İslam çok doğru bir dindir çünkü anane ve gelenekleriyle Türk insanı manevi değerlerle de yetiştiği için, kelimelerinde bile farkında olmadan manevi kelimeleri kullandığı için değerleri aslında biliyor hatta farkında olmadan biliyor. Hadiselerle de ve yaşla da bu değerler daha aşikâr ortaya çıkar. Eğer kesin ve kati manevi görüşü yoksa o zaman zorluk çeker. Onun haricinde kendisi normal bir insansa, yani hiçbir yola sapmamışsa, mutlaka o ailesinden gelen ve diline düşen kelimelerden oluşan değerleri yaşamaya başlar. Onun için Türk insanı İslam açısından, mana açısından Allah’a en yakın insandır diye düşünüyorum ben.
Aktivist: Her birimiz ailelerimiz tarafından büyütülürken ya da okullarımızda, yarı terbiye yarı adet açısından bir şekilde eğitiliyoruz. Peki, zaman içinde o güzel hasletleri yitirdiğimizi düşünüyor musunuz?
Cemalnur Sargut: Tabii ki gençlik yaşlarında vücutta ego çok hakim olduğu için, bazen o değerlerimizi göz ardı edebiliyoruz ama insanlar yaşlanmaya başladıkları zaman ellerinde olmadan o değerleri hatırlarlar. Ben burada Yahya Kemal’in kendisiyle ilgili bir hatıratından çok etkilenmiştim, Yahya Kemal diyor ki: “Annem beni büyütürken,” --onlar batılılar--, “iki sevgiyle büyüttü, bir tanesi Peygamber Sevgisi bir tanesi II. Murat Sevgisi.” Çünkü o ülkeyi alan Padişah II. Murat, “sonra ben komünist oldum, dinsiz oldum, ateist oldum, geldim Paris’te yaşadım, taa tekrar İstanbul’a döndüğümde ve Galata Köprüsünün üzerine çıktığımda, bir anda Annemin o bana bütün hatırlattığı değerler gönlümün içine düştü. İstanbul’un muazzam güzelliği ile de birleşti.” Demek ki bir hatırlatıcı sebep ona tekrar o değerleri hatırlatır, eğer gönlü mühürlü değilse, o zaman o değerlerle de yavaş yavaş yaşamaya başlar.
“Birlik ve beraberlik farklı düşüncelere hürmet etmek demektir.”
Aktivist: Özellikle de İstanbul’a baktığımızda toplumsal yaşamın, ikili ilişkilerin geçmişe nazaran daha zor idare edildiğini görüyor ve deneyimliyoruz. Siz en çok nelerin eksikliğini görüyorsunuz?
Cemalnur Sargut: Aslında bütün negatif görülen şeyleri pozitif hale getirmek kişinin elindedir. Mesela İstanbul’un muazzam güzelliğinin yanında, gülün dikeni gibi bir trafiği var ama eğer trafikten nefret etmeyip, trafikteki durmalar esnasında manevi sohbetler ya da ihtiyacı olan şeyleri dinler, güzel bir musikiyle kendi içini rahatlatırsa, o trafik cehennem değil, cennet olmaya başlar. Demek ki, İstanbul’un zorluklarını ve insanların getirdikleri negatif enerjiyi Aşkla Sevgiyle ve birazcık da zevk alacağımız şeylerle meşgul olmak suretiyle pozitife çevirmek mümkün. Onun için gülün dikenini değil, gülü görmeyi Allah nasip etsin.
Aktivist: Sizce 21. yy insanının en çok hangi değerlere ihtiyacı var?
Cemalnur Sargut: Bizim 21. yy insanının en çok birlik ve beraberliğe ihtiyacı var. Aslında bütün asırlarda bu böyle olmuş ama birlik ve beraberlik deyince, aynı düşüncede olan beş kişinin bir araya gelmesine ben birlik ve beraberlik demiyorum. Birlik ve beraberlik farklı düşüncelere hürmet etmek demektir. Mücadele ederken, farklılıkları hoş görerek mücadele etmeyi öğrenmek demek, şiddetle değil sevgi ve aşkla mücadele etmek demektir. Bence şu anda en fazla ihtiyacımız olan değerler: Aşk, sevgi, yumuşaklık, birliktelik, farklılıkları hoş görmek, hoş görü sevgisi ve Allah’ın “son nefese kadar tövbe kapısı açıktır” Ayetini hatırlayarak, daima suçlu olanlara suçlu gözüyle bakmayıp, onun tövbe kapısında affedileceği düşüncesiyle hareket etmek lazım.
Aktivist: İslam dinine biraz giriş yapmak istiyorum; son günlerde tüm çatışmaların altından bir şekilde İslam’a dayanan sözler, anlayışlar çıkıyor. İslami bilgilerle toplum hayatı nasıl ele alınır?
Cemalnur Sargut: Bilakis, İslam bilgilerinde toplum birliği bütünlüğü, toplum sevgisi, Allah Aşkı, Allah Aşkından dolayı her şeyi sevmek bütün yaratılmışı, yani bitkisinden, böceğinden, elbisesinden, masasına kadar her şeyi sevebilmek kabiliyeti gelişir. Fakat bugün yaşadığımız İslam, İslam gibi değil de daha ziyade Cahiliye Devri gibi bir hayat yaşadığımız için, adına İslam diyoruz ama İslam değil anlattıklarımız ve yaşadıklarımız, onun için sorumlu olan bizleriz diye düşünüyorum. Onun için kabahat İslam’da değil, bizim Müslümanlığımızdadır ve bugün Müslümanlığı yaşayan ülkelerin yanlış İslam uygulamalarındadır. Teslim olmayı, Allah’a teslim olmayı ve yaratılmışı hoş görmeyi beceremediğimiz sürece bize “hakiki Müslüman” denmesi mümkün değildir.
Aktivist: Biliyorsunuz İslam ile Kadın sürekli yan yana ama bir o kadar da karşı karşıyaymış gibi bir algı var. Bize gerçek İslam’ın kadına bakışını anlatabilir misiniz?
 
“Kendisine kötü muamele edeni bile hoş gören bir dinin evlatlarıyken,
şiddete başvurmak ve buna “din” adını takmak o insan için artık bu dünyadan başka bir dünyayı tanımadığının göstergesidir.”
 
Cemalnur Sargut: İslam kadın erkek ayırımı yapmaz, ruh İslam için önemlidir. Kuran-ı Kerim hepimizin aynı ruhtan yaratıldığını ve kadın erkek ayırımının sadece gelip geçici ve hatta rüya olan dünya için geçerli olduğunu ve öbür âlemde bu ayırımın kalkacağını söyler. Ayrıca İslam nefsin derecelerini anlatırken “Mutmainne” yani, “Allah’tan emin olma” derecesine gelmiş insanın cinsiyetinin kalktığını da söyler. Peygamberin uygulamalarına bakarsak ki, asıl gaye olan Kuran’ı Peygamberin uygulamalarından idrak etmek lazım. Kendisini tartaklayan eşine dahi, kayınvalidesi üzülüp “Ne yapıyorsun? O karşındaki Peygamber” deyince, “Bırakın yapsın Anacığım, bana bundan daha ağır muamele edene de ben dayanırım çünkü ben Allah’ın, ‘ailesine iyi davrananı severim’ ayetine uyanlardanım” demesi beni çok etkiler her zaman. Demek ki, insana hürmet, insana saygı kadın erkek ayırımı yapmadan karşındakini hoş görmek, bunu Allah’ın bir ismi olarak algılayarak, bırakın şiddet muamelesini, koruyarak severek muamele etmek İslam’ın hakikatidir. Ama bugün anane ve gelenekleri yüzünden kadını ezen kötü muamele eden, bunu da “Müslümanım onun için böyle yapıyorum” diyen insanların ne büyük vebal altında olduklarını düşünün. Değil şiddet, yani kendisine kötü muamele edeni bile hoş gören bir dinin evlatlarıyken, şiddete başvurmak ve buna “din” adını takmak o insan için artık bu dünyadan başka bir dünyayı tanımadığının göstergesidir.
Aktivist: Tasavvuf hoşgörü, tevazu, bağışlama gibi kavramları nasıl ele alır?
Cemalnur Sargut: Çok güzel ele alır Tasavvuf. Tasavvuf demek zaten hoşgörü demektir, hoşgörü demek de bütün yapılanları beğenmek ve alkışlamak demek değildir, zalimin zulmüne eşlik etmek demek değildir. İçimizden zalimlerin de olabileceğine inanmak ve onların da dünyada yaşadığını ve yaşamalarının mecburiyet olduğunu ve beni tekâmül ettirmek için ona da ihtiyacımız olduğunu hissetmek demektir. Yoksa zulümle mücadele hoşgörüsüzlük demek değildir, o yüzden hoşgörü İslam’ın en önemli kavramlarından biridir. Tasavvuf İslam’ın kavramlarını daha derinlemesine idrak etmeyi sağlar ve yaşamayı sağlar. Yoksa hoşgörü tasavvufun değil İslam’ın kavramıdır fakat tasavvuf da bunu yaşam biçimi haline geçirir. Tevazu ise, yani Derviş olmak tasavvufta baştan aşağı tevazu gerektirir ama tevazu iki büklüm olmak demek değildir çünkü bu da kambur yapar. Aslında tevazudan kasıt, kendine kötü muamele edenin bile lüzumlu olduğunu idrak ederek, kimseye kızmamayı öğrenmek demektir çünkü “ben” lik insanı felakete götürür. Mevlana Hazretleri “ben” likçi insanı, “At idrarını yapmış, içine saman çöpü düşmüş ve üzerine de bir sinek oturmuş, ‘Var mı benim gibi kaptan-ı derya’ diye geziyor” diye tarif ediyor. Gölge gibi olduğumuz bu dünyada bir saniye sonramızı bile programlayamadığımız bu âlemde, neyimizle “ben” lik yapıp övüneceğiz orasını da düşünmek lazım. Bağışlamaya gelince, bağışlamak zaten bir mecburiyettir. Yani, ben her zaman söylüyorum, “Affedemiyorum” diyen insanın, günde beş kere namazda “Allah’ım beni affetme çünkü ben daha senin yarattığını bile affedemiyorum” demesinden başka bir şey değildir. Yapanın, yaptıranın Allah olduğunu bildiğimize göre, kime kızacağız? Kimi bağışlamaya kalkacağız? Haşa! Bağışlama görevi Allah’a aittir, bize hoş görmekten başka bir vazife düşmez.
Aktivist: 21. yy İstanbul’u ile sizin yıllardır anlattığınız insan sanki bir arada olamazmış, bu kadar naif ve derinlikli birini dünya yutarmış gibi geliyor insana. Siz bunun nasıl mümkün olacağını düşünüyorsunuz?
Cemalnur Sargut: Bilakis, tasavvuf ehli dünyadaki en kuvvetli insandır çünkü “esir” değildir hâlbuki 21. yy insanı çok esir. Paranın esiri, egosunun esiri, benliğinin, “başka insanlar beğensin” lerin esiri, hâlbuki sizin zayıf naif gördüğünüz tasavvuf ehli hiçbir şeyin tesirinde kalmaz sinek gibi yani, ona kötü muamele edenlere şükreder, kötü bir hadiseyle karşılaştığı zaman, yatıp kalkıp sevinir, onun aleyhinde konuşuldu mu  “yaşasın aleyhimde konuşuluyor” der. Onu yıkacak hiçbir şey olmaz, onun için o zayıf, naif değil, o dünyanın en kuvvetli insanıdır. 21. yy insanı ise bu esaretten kurtulmadıkça, nefsinin gördüğü bu kin, nefret, hırs, öfke, kıskançlık, benlik esaretlerinden kurtulmadıkça, bu insan için hayat çok zor, Allah kolaylık versin.
“Mutluluk başkasına hürmet etmek, saygı duymaktır.”
Aktivist: İnsan hayat içinde var olmaya çalışırken kimi zaman çok katı, kimi zaman kindar, kimi zaman çok zorba olabiliyor. Ama aynı insanların son derece merhametli, sevgi dolu olduğu haller de yaşanıyor. Siz insanın içinde savrulduğu ruhsal halleri, o dönemdeki kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cemalnur Sargut: Bütün bunları yaşaması gerekir insanın, insan tekdüze değildir. İnsanın içinde kıskançlık da olur ama bunu tekâmül ettirmek için uğraşır, nefret de olur, bunu tekâmül ettirmek için uğraşır. Bütün bunlar Allah’la ilgili bilgi eksikliğinden oluşan şeylerdir. Yavaş yavaş merhameti artar, eğer Allah aşkı çoğalırsa pozitif mefhumlar onda artar, negatif mefhumlar azalır. Pozitif mefhumlar artarsa sıkıntı, bela, iç huzursuzlukları azalır çünkü artık 21. yy Yale Üniversitesi’nin bir asırdır yaptığı araştırma sonucunda; mutluluğun dışarıdan, eğlenceler, gezmeler, içmelerle alakalı olmadığı, mutluluğun başkasına yardım etmek, başkasını memnun etmek şeklinde huzura varmak olduğu anlaşılmış. Bunu tasavvuf asırlardır söylüyor, keşke bu kadar para harcamasaydı Yale Üniversitesi ya da Harvard, biz söylerdik. Hakikaten mutluluk başkasına hürmet etmek, saygı duymaktır. Bunu yaptığınız zaman içinizde sonsuz bir huzur başlar. O şekilde yaşamayı inşallah öğrenecek insanlar.
Aktivist: Vicdan nedir, herkesin vicdan ayarı aynı değil maalesef. Bunun ayrımı sizce nasıl yapılacaktır?
Cemalnur Sargut: Valla Mutasavvıflar vicdanı “kalbin ruha bakan yönünün aktif olması” oalrak tarif ediyorlar. Ruh vücuttaki tek diri ve Allah’a ait yönümüzdür. Eğer kalp nefse bakarsa, egoya ve benliğe bakarsa bu vicdansızlıktır. Kalp diri olan ruha bakarsa, ruhla temas ettiği için daima doğruya yönelir ve yanlış yaptığı zaman da çok üzüntü duyar, buna vicdan denir. Ama insanların vicdan anlayışı, herkesin ruhu aynı derinlikte değildir. Nasıl ki herkesin Allah anlayışı farklı olduğu gibi, herkesin vicdan anlayışı da farklıdır. Olsun, mesela bir katilin hırsızlık yapması, yani katilliğe öldürmeye giderken hırsızlık yapmayı tercih etmesi, onun vicdanlı olduğunu gösterir. Benim ise haramdan uzak durmam benim vicdanlı olduğumu gösterir. Herkesin vicdan anlayışına hürmet edip, “daha yanlış olandan” bizi koruması için dua etmemiz lazım.
Aktivist: Sabır, sabretmek doğru bir karar mıdır? Sabrın da insanı aldatabilen, gerçekleri gözden kaçırmasına neden olabilecek yanları olabiliyor. Sabrın ölçüsü var mıdır?
Cemalnur Sargut: Aslında sabır denen şey sizin anlattığınız gibi değil. Sabır hadiselerle mücadele etmeyi bırakmak demek değildir. Bilakis, mücadeleyi arttırmak fakat içinde hadiselerin tesirine karşı sabırlı olmak demektir. Bu yüzden aktif olmayı pasifize etmez sabırlı olmak. Bilakis, aktiflik artar, insan mücadele etmeyi arttırır fakat bir taraftan da hadiselerden etkilenmeme sabrını gösterir, burası çok önemli. İkincisi; Sabır sadece maddi şeylerde olmaz, asıl sabır dünya nimetlerine karşı onları istememek sabrını göstermektir. İşte ona sahip olduğumuz zaman da harikulade bir insan oluruz.
Aktivist: “Kul hakkı” nedir?
Cemalnur Sargut: Kul hakkı çok önemlidir, dinimizin en önemli mefhumudur. Allah iki şeyi yasaklıyor, “Diğer her şeyi affederim” diyor. Birinci, “Kul hakkı” ikincisi, “Şirk koşmak” yani, “Benden çok başkasını sevmeyin” diyor Allah. Kul hakkı şudur; Toplu iğne bile kul hakkıdır, yani sen birinin helal etmeden toplu iğnesini almışsan, o sana kul hakkıdır. Aleyhte konuşmak, dedikodu etmek, başkalarının parasını yemek, başkalarının eşine göz dikmek, yani en küçüğünden en büyüğüne karşımızdaki insanın kalbini kırıp, ona zarar verecek her şey o kulun hakkıdır ve biz bu hakkı ödemeden gidersek, Allah bu hakkı bize ödetecektir muhakkak.
Aktivist: Gönül almak, hatır saymak, vefa gibi kavramların özellikle İstanbul’da değerini yitirdiğini düşünüyorum. Bize bu kavramların önemini anlatabilir misiniz?
Cemalnur Sargut: Bazı çevrelerde belki değerini yitirmiş ama bizim çevrelerde çok yitirmemiş oluyor. Onun için tasavvufun her yerde gelişmesi gerektiğine inanıyorum ben, enstitülerle yayılması gerektiğine inanıyorum. Bu söylediğiniz, sizin de methettiğiniz ve değerini yitiriyor diye üzüldüğünüz kavramlar aslında bizim içimizde var, herkeste var. Fakat benlik ve ego bu kavramları örtüyor, işte tasavvuf insanı benlik ve egodan kurtarıp başkaları için yaşama zevkini insana aşıladığı için, bu kavramları ortaya çıkarmasına sebep olur ve insanları mutlu eder. Yani, insanların mutsuzluğu ego vasıtasıyla, bu kavramlardan, kendilerinde var olan, ortaya çıkmak için insanı zorlayan, bu kavramları zorla susturmasıyla olur. Diliyorum ki bu tasavvuf anlayışı gelişsin, birlik, hoşgörü, insanlar arasındaki sevgi gelişsin, yaratanın aşkı gelişsin ve Peygamber hakikati gelişsin ve bu kavramlar da egonun üstüne geçsin, inşallah.
Aktivist: İnsanın yaratılış ve varoluş serüvenine bakıldığında, sizce hayat adil mi?
Cemalnur Sargut: Valla hayat çok adil, adil olmayan biziz çünkü biz bakış açımızla adaleti yok ediyoruz. Aslında Allah’ın takdir-i İlahi’sinde hiçbir eksiklik ve yanlışlık yok. Allah her tarafa eşit şekilde rahmetini yağdırıyor ama benim toprağım mümbit değilse yapacak bir şey yok. Yani, ben nefsimle… nasıl doğduğum anda bağırarak çağırarak istiyorsam ve hiç kimseye hürmet etmiyorsam, bunu her anımda her yaş seviyesinde gösterirsem, o zaman işte söylediğiniz gibi adil olamıyorum. Adil olamadığım zaman da, ben adaleti uygulayamadığım için, dünyada sanki Allah adaletsizmiş gibi idrak ediliyor, burada çok büyük bir hata var. İkincisi; Hiçbir şey alttan bakıldığı gibi değildir. Alttan kulun bakışı, bir saniye sonra nefsinin haz edeceği şeyleri ister. Allah’ın bakışıysa onun ömrünün sonuna kadar rahat edeceği şekilde ona istetmeye yöneliktir. Onun için görünüşte Allah adil değilmiş kul adilmiş gibi gözükür, aslında sonuca bakarsanız en adil Allah’tır, kulun istediği kendi için hiç de adil değildir. Bunu idrak ettiğiniz zaman çok zevkli bir hayat yaşıyorsunuz.
Aktivist: Son yıllarda herkes özlü sözler, kişisel gelişim, tasavvuf ve benzeri yenileşim ve değişim bilgilerine ilgi duyuyor ama aldığımız bilgileri içselleştirmekte ve hayatımıza katmakta bir o kadar başarılı olamadığımız da oluyor. Hayatın gerçekleri, menfaat, güç ve para vs. insana yakışan iyiliğe güzelliğe, hayra hizmet eden konularla karşılaştırdığımızda, kalbimizin sesini duyamadığımız oluyor. Bize bu konuda ilham verir misiniz?
Cemalnur Sargut: Tasavvuf aslında bir felsefe değildir, tabii bu işin bir felsefesi var nasıl yapıldığını anlatan. Tasavvuf bir yaşam biçimidir, yani söylediğiniz şeyi uygulamadığınız zaman sırtınızda kızgın bir yük haline gelir. Onun için o şeyi söylemek değil, onu yaşamak önemlidir, yaşayan Kuran-ı Kerim olmak, yaşayan Mesnevi olmak önemlidir. Maalesef bizde çok konuşmak ama az iş yapmak gibi bir gidişat var, yani son günlerde bunu çok görüyorum, herkes memleketi kurtarıyor sözleriyle, herkes Allah Peygamber aşkından bahsediyor, birçok cümlenin altına Hz. Mevlana yazılıyor hiç alakası olmadığı halde. Bunları yapmak yerine Tasavvufu, yani Kuran’ı yaşamak çok daha önemli. Yani, ben sabredebiliyor muyum? Yalan söylemeden yaşayabiliyor muyum? Bana kötü muamele edene kızmayabiliyor muyum? İşte bütün bu mefhumları yavaş yavaş Allah aşkıyla ve O’nu tanıdığımız için yaşamaya başlarsak, o zaman inşallah faydalı bir vücut olarak herkesin Sevgilisi olacağız.
Aktivist:  Son olarak ibadet denince, oruç, dua, namaz gibi dini ritüeller geliyor akla, aslında ibadet nedir? Neler ibadet yerine geçer?
Cemalnur Sargut: Allah’la beraber oldurtan ve Allah’ı bize hatırlatan her şey ibadettir. Çalışmak en büyük ibadettir, mesela birisi birine kötülük yaparken orada zalime “yapma” diyebilmek en büyük ibadettir. Birisi zor durumdaysa onun yanına koşmak en büyük ibadettir. Nefsinin istemediğişeyleri yapmak en büyük ibadettir. Mesela nefsinin istemediği birisi sana kötü muamele etti, sen de ondan nefret ediyorsun ve konuşmak istemiyorsun, Allah için onunla konuşmak ve “Üç günden fazla Mümin Müminle dargın olmaz” hadisine uymak, ondan daha büyük bir ibadet ben düşünemiyorum. O halde bize zor gelen şeyleri yapmak, nefsimizi beslememek, egoist olmamak, her şeyde Allah’la ilişki kurmak, hepsi birer ibadettir. Daimi hayat yaşamak ibadettir.

Etiketler : cemalnur sargut huzur

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler