Bir Ben Var Bende Benden İçeri ya da Hormonlarımız!

4330 kişi tarafından okundu
Bir Ben Var Bende Benden İçeri ya da Hormonlarımız! Bir Ben Var Bende Benden İçeri ya da Hormonlarımız!

Evet, tabii ki Yunus Emre bu sözü bambaşka bir derinliği ifade etmek için söyledi ama ne yalan söyleyeyim, Doç. Dr. Gökhan Özışık ile yaptığımız röportaj aklıma bu güzel şiiri getirdi.

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

Evet, tabii ki Yunus Emre bu sözü bambaşka bir derinliği ifade etmek için söyledi ama ne yalan söyleyeyim, Doç. Dr. Gökhan Özışık ile yaptığımız röportaj aklıma bu güzel şiiri getirdi.
Aslında konumuz hormonlar... Metabolizma bu şef kimyasalları o kadar önemli ve hayati işleri komuta ediyorlar ki, gerektiğinde(!) günah keçisi bile ilan edebileceğimiz bu muhterem kimyasallarla nasıl bir etkileşim içinde olduğumuzu siz de şaşkınlıkla izleyeceksiniz.
Aşk, öfke, mutluluk, depresyon gibi hayatımızı etkileyen uç halleri ve hormonların duygusal dünyamızdaki etkilerini Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji Bölümü hekimlerinden Doç. Dr. Gökhan Özışık ile konuştuk.
Aktivist: Hormon seviyeleri sağlıklı bir vücut esas alındığında, belli bir aralık içinde midir? Yoksa genel olarak herkese özel bir hormonal yapı mı vardır?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Sağlıklı bir erişkinde tüm hormonların belirli bir aralıkta olması gerekir. Cinsiyete bağlı farklılıkları saymazsak kişiye özel bir hormonal yapıdan bahsetmek doğru olmaz.,
Aktivist: Hormonlarımızdaki değişimler gündelik yaşamın gel gitleriyle mi gerçekleşir? Daha da açarsak, gün içinde tıpkı tansiyon gibi hormonal değişimler de olur mu?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Bazı hormonlar ve hormon benzeri kimyasallar (serotonin, endorfin, enkefalin, adrenalin gibi) için gündelik yaşamın etkisinden bahsedebiliriz. Ancak, metabolizmamızı etkileyen çoğu hormon (tiroid hormonu hariç) gün içinde belirli bir ritim gösterir. Sirkadiyan ritim olarak tanımladığımız bu düzen bedensel ihtiyaçlara göre esneklik de taşır. Örneğin, sabaha karşı yükselerek bizi güne hazırlayan hormonlar gün batımına doğru inişe geçerler.
“Baby Blues”.. Lohusalık Depresyonu
Aktivist: Hep merak etmişimdir. Örneğin depresyonda olan bir kişi için, depresyon mu hormonları etkiler yoksa hormonal değişimler mi kişiyi depresyona sürükler?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Aslında bu sorunun cevabı nörobiyoloji ve psikiyatrinin ilgi alanında. Fazla olduğunda kişiyi agresif ve öfkeli olmaya yönelten hormonlar olduğu gibi (örn., tiroid hormonları) insülin direnci ve hipoglisemiye meyil de kişiyi depresyona sokabilir. Depresyona girdiğini sanarak psikiyatri uzmanına başvuran hastaların hatırı sayılır bir kısmında tiroid bezinin veya beynin tabanında yer alan hipofiz bezinin az çalışması yatıyor olabilir. Bunun en tipik örneği doğum sonrası aniden gelişen tiroid bezi harabiyetinin “baby blues” olarak bilinen lohusalık depresyonuna neden olmasıdır.
Aktivist: Peki, aşkta mutlulukta da bu böyle midir?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: İşte bu daha iyi bilinen bir alan. Aşık olunduğunda beynimizdeki hücreler adeta dopamin, oksitosin, endorfin ve serotonin gibi kimyasal madde sağanağına tutulur..! Stres hormonları da azaldığından beynimiz üzerindeki sempatik ve parasempatik kontrol parasempatik tarafına kayar. Kaslar gevşer, mide spazmı çözülür, sindirim rahatlar ve kan vücudun her tarafına daha dengeli yayılır. İşte bu yüzden sımsıcak bir his ve yanaklarda pembeleşme olur. Ayakları yerden kesip
adeta havalara uçuranın ne olduğunu anlatmak ise biraz zor..!
Aktivist: Aşk, mutluluk, sevinç, arzu gibi kavramlar insanın hayatında çok özel ve biricik bir yere sahip oluyorlar. Dostlarımız, ailemiz ve sevgilimizle anılarımızı düşündüğümüzde hep güzel şeyleri hatırlıyoruz. Ama sonra bir şey oluyor, tüm anılar şekil değiştiriyor. Bu kadar çok sevdiğimiz insanlarla çatışmalarımıza, uyumsuzluklarımıza takılıyoruz. Bu değişimler çok etkileyici. Kendi iç dünyamızı yönetip etkileyecek kadar güçlü mü hormonlarımız?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Anı yaşamayıp hep geçmişe takılmak veya yarını düşünmeyi bir tür gelecek kaygısına dönüştürmek endorfin, gama amino butirik asit gibi kimyasalların, epinefrin gibi hormonları dengeleyememesinden kaynaklanabilir. Aslında bu işi sadece hormonlar yapıyor demek pek doğru değil. Hormonlar, dürtülerimizi ve hissettiklerimizi bedensel cevaba dönüştüren birçok kimyasal maddenin belirli bir alt grubu. Güzel şeyleri paylaştığımız, sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlarla geçmişteki nahoş tecrübelere takılmamız hormonlardan daha çok beynimizdeki bu kimyasal maddeler arasındaki dengenin bozulmasına bağlı olabilir.
Aktivist: Annelik hormonuyla ilgili bir şey sormak istiyorum. Annelik duygusunun, anne olmaktan önce insanın içine yerleştiği düşünülüyor. Çocuklar, bebek giysileri, rengarenk oyuncaklar birdenbire kadının ilgisini çekmeye başlıyor. Algı bu alanda seçici oluyor. Ve sonra anne olmak isteği duymaya başlıyor. Bu tür hayati tercihlerimiz üzerinde hormonlarımızın etkisi olduğu düşünülebilir mi?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Kesinlikle. Bakın, bunu farklı bir örnekle izah etmeye çalışayım. Daha ağzınıza bir lokma dahi almadan yemeği düşünmek ve görmek dahi glukagon gibi hormonların yardımı ileinsülin hormonunda artışa yol açar. Yani, vücut kendini gelecek besinlere karşı hazırlar. Algıda seçicilik boyutu muhakkak vardır ancak henüz gebe kalmamış ve gebeliği planlayan bir kadında bunun kesinlikle hormonlarla ilişkisi var. Her şeyden önce oksitosin ve östrojen hormonunda değişim olacağını söylemek mümkün. Benzer bir durum baba adayı bir erkekte de yaşanır ve hem hamile eşine hem de doğacak bebeğe karşı şefkat duyguları ağır basmaya başlar.
Aktivist: Hormonlarımız, karakterimizi belirleyebilir mi? Mesela testosteron hormonu fazla olan erkeklerin agresif, suça eğilimli olması, tiroid hormonu az çalışanların miskin, tembel olması bir efsane midir?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Testosteron fazlalığı için geçerli olmamakla beraber tiroid için tamamen doğrudur. Ancak, burada belirleyici olan bu tiroid hormonundaki azalmanın derecesidir. Tiroid bezi çok hafif tembellik yapmış bir kadının bütün fazla kilolarını ve vücudundaki şişliği buna bağlayıp “Su içsem yarıyor, ne yapayım, tiroidim çalışmadığı için metabolizmam durmuş!” demesi gerçeği yansıtmadığı gibi maalesef toplumda çok sık rastlanan tiroid tembelliği hakkında yanlış kanaatlerin kulaktan kulağa yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Herkesin metabolizması kişiye özeldir ve tiroid hormonları dışında birçok faktörden etkilenir.
Aktivist: İnsan kendi hakkında düşünürken, sadece tipini yahut genel karakter özelliklerini gözlemleyerek, hormonal yapısı hakkında fikir sahibi olabilir mi?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Tipten astenik (zayıf ) ya da piknik (şişman) vücut yapısı kastediliyorsa, kısmen evet. Astenik görünümdeki kişilerde insülin eksikliğine bağlı tip 1 diyabet, hipertiroidi, böbrek üstü bezinin az çalışması, hipoglisemiye meyil, C ve D-vitamini (D-vitamini bilinen 13 vitamin arasındaki tek hormondur) eksikliği gibi hormonal ve metabolik problemler olabilir. Aksine, piknik görünümlü kişilerde insülin direnci ile birlikte olan tip 2 diyabet, böbrek üstü bezinin çok çalışması, polikistik over sendromu, hipotiroidi gibi hormonal hastalıklar olabilir.
pozitif bir ruh halinin stresle ilişkili hormonlarda azalmaya, vücut direncinde artışa ve hatta yara iyileşmesinde bile hızlanmaya neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda
Aktivist: Kendimiz hakkında homonlar bize ipuçları verebilir mi? Hormon testleriyle kendi bireysel haritamızı çıkarabilir miyiz? Mazaretim var asabiyim ben mi? Yoksa asabiyim mazeretim var mı?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Asabiyetin mazereti olmaz ancak öyle hastalar vardır ki bunlardaki hormonal problemler suç işleseler dahi ceza-i ehliyetlerini ortadan kaldırır. Zehirli guatr ve Klinefelter sendromu olarak bilinen tiroid ve testis hastalıkları buna örnek verilebilir. Genel olarak, orta-ağır düzeyde insülin direnci olan insanların ve hipoglisemiye meyilli kişilerin öfke kontrolünde güçlük yaşayabileceğini ve tahammüllerinin azalabileceğini söylemek mümkündür. Kişisel gözlemlerime göre tiroid bezi az çalışan insanların daha alıngan, polikistik over sendromlu bazı hastaların da içine kapanık olduğunu söyleyebilirim.
Aktivist: Şeker hastaları duygusal kişilerdir, karaciğer rahatsızlığı olanlar içlerinde büyük pişmanlıklar ve öfkeler saklamışlardır gibi pek çok intiba :) var. Bunlar halk magazini midir?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Kronik ve tedavisi güç bütün hastalıklar kişiyi duygusal, alıngan ve kötümser yapabilir. Şeker hastalığı hakkında toplumda yaygın olan negatif algının (bu illetten kurtulamam, ya insülin iğnesi olmak zorunda kalırsam, kör olacağım, diyaliz makinasına bağlanacağım, ayağım kesilecek gibi ileri boyuttaki endişeler) bu kişilerin ruh halini olumsuz yönde etkilediğini göz ardı etmemek gerekir.
Aktivist: Saç dökülmesi, sivilce, mide ekşimesi gibi şikayetler sıkıntıya, strese dayandırılır. Ruhsal durumumuzun beden sağlığımız üzerinde müthiş bir etkisi var. Peki, hormonal yapıdaki düzensizlikler, bedende gözle görülür, hissedilir değişimlere yol açar mı?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: ABD’deki Illinois Üniversitesi’nden bir grup bilim insanının Applied Psychology (Uygulamalı Psikoloji) adlı dergide yayımladıkları makaleye göre endişe, depresyon, gündelik yaşamdan keyif alamama, ve kötümserlik beraberinde hastalıkları ve daha kısa bir ömrü getirebiliyor. Aslında, pozitif bir ruh halinin stresle ilişkili hormonlarda azalmaya, vücut direncinde artışa ve hatta yara iyileşmesinde bile hızlanmaya neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Mutlu olmanın, tek başına, hastalıkları önlediğini ya da tedavi ettiğini iddia edenler olsa da kanıta dayalı günümüz tıbbında bunu söylemek zor. Ancak, insan fizyolojisinde çok önemli bir role sahip olan hormonların stresli durumlardan direk olarak etkilendikleri tartışmasız bir gerçek.
Aktivist: Hormonlarımız mı mutluluğu etkiler; mutluluk mu hormonları? Çünkü kimi gün çok mutlu uyanırız, her şey harika gelir bize. Güçlüyüzdür, umutluyuzdur. Kimi günse her şeye tersinden bakabiliriz. İçerde bir şeyler mi oluyordur böyle günlerde?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Ağır stres (endişe, üzüntü, depresyon gibi), kadınlarda daha belirgin olmak üzere, süt hormonu olarak da bilinen prolaktin hormonunda artışa yol açıyor. Bu da, ilginç olarak, beyinden salgılanıp üreme organlarını kontrol eden hormonların baskılanmasına neden oluyor. Sonuçta, cinsiyet hormonlarında düşme ve bununla ilişkili kilo alımından adet düzensizliğine kadar birçok sağlık problemine davetiye çıkmış oluyor. Depresif ve kötümser ruh halinin bağışıklık sisteminin vücudu korumak için ürettiği silahları tiroid bezi gibi vücudun kendi organlarına yöneltip tahribatına yol açabileceği de speküle edilen durumlara bir başka örnek.
Son jenerasyon doğum kontrol haplarının çoğu biyoeşdeğer olarak kabul edilen hormonlar içerdiğinden daha güvenlidir.
Tiroid hormonu üreten bu bez tahrip olunca metabolizma yavaşlıyor ve kilo alımından unutkanlığa, alınganlıktan tansiyon ve kan yağlarında yükselmeye kadar bir dizi problem tetiklenmiş oluyor. Yine kronik öfke, depresyon ve üzüntü uykunun kalitesini bozabildiğinden normalde sabaha karşı yükselerek insanı güne hazırlaması gereken kortizon, büyüme hormonu gibi hormonların gece boyunca yüksek kalmasına, dolayısıyla sabah yorgun ve bitkin kalkmaya yol açabiliyor.
PEDIATRISTINIZ AŞIDAN ÖNCE ÇOCUĞUNUZA NEDEN LOLIPOP VEYA ÇIKOLATA VERIYOR SANIYORSUNUZ..?!
Aktivist: Son yıllarda bazı tıbbi konular hakkında o kadar çok şey söyleniyor ki, işin ne kadarı bilim ne kadarı magazin ayırt edemiyoruz. Gıda ve hormonlarımız arasındaki ilişki nasıl işler? Çikolota, kahve ve çilek gibi bu konuda popüler olmuş besinler gerçekten hormon seviyelerini etkiler mi?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Öfke, üzüntü, endişe ve depresyonu yemeklere saldırarak bastırmaya çalışan insanlarda tipik olarak görülen çabuk acıkma ve tatlı gıdalara düşkünlüğün altında hem uyku kalitesindeki bozukluk hem de aşırı strese bağlı kortizon hormonundaki yükselmenin beyindeki mutluluk hormonu olarak bilinen serotonini baskılaması yatıyor. Melatonin adı verilen ve en çok karanlık bir ortamda uyurken salgılanan bir diğer hormonun da serotonin düzeyleri ile ilişkili olabileceği gösterilmiş. Bazı gıda maddeleri ise doğrudan serotonin yapımında kullanılan aminoasitleri içermesi (kakao çekirdeğindeki triptofan gibi), bazıları da sempatik sinir sistemimizi uyaran kimyasalları harekete geçirmesi (kahve gibi) nedeniyle hormonlar üzerinde etkili olabiliyor. Şeker ve süt oranı yüksek çikolata yemenin, diğer rafine karbonhidrat içeren gıdalarda olduğu gibi, vücut üzerinde anestezi hatta öfori (keyif ) benzeri bir etki yarattığı gösterilmiş. Pediatristiniz aşıdan önce çocuğunuza neden lolipop veya çikolata veriyor sanıyorsunuz..?!
Aktivist: Hormonlarımızı sürekli kontrol ettirmeli miyiz? Ya da hangi durumlar bize “doktora gitmeliyim artık” dedirtmeli?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Erken çocukluk döneminde boy uzamasının yavaşlaması ve kişisel becerilerde geri kalma büyüme hormonu ve tiroid hormonu yönünden araştırılmayı; beklenenden erken ergenliğe girme yumurtalık ve böbreküstü bezi hormonları yönünden araştırılmayı; ergenlik dönemi sonrasında devam eden adet düzensizliği ile beraber olan kilo artışı ve tüylenme yumurtalık yönünden araştırılmayı; gebe kalmayı planlamak da tiroid bezi kontrolü gerektiren özel durumlardır. Bunların haricinde, menopoz gibi fizyolojik bir süreç dışında, hormonlara baktırmak için belirli yakınmaların ve klinik şüphelerin olması gerekir.
Aktivist: Son olarak, hormon içerikli ilaçlarından kimse hoşlanmaz. En sık kullanılanlar doğum kontrol hapları ve sporcuların aldığı bir takım takviyeler... Bizi hormon içeren ilaçlar hakkında bilgilendirebilir misiniz?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Tıbbi zorunluluk durumunda her türlü hormon içerikli tedavi kullanılabilir. Bunlara örnek olarak boy kısalığından adet düzensizliğine, alerjik astımdan tiroid ve böbreküstü bezi tembelliğine, erken puberteden kısırlığa, erken ya da cerrahi menopozdan insülin yetersizliğine bağlı tip 1 diyabete kadar birçok  hastalık verilebilir. Verilen hormonların bir kısmı sentetik bir kısmı da doğala özdeştir. Rekombinan gen mühendisliği yöntemleri ile üretilen hormonlar insan vücudunda yapılan hormonların aynısı olabileceği gibi kana karışma hızlarını ve etki sürelerini değiştirmek amacıyla modifiye de edilebilir. Son jenerasyon doğum kontrol haplarının çoğu sentetik yerine biyoeşdeğer olarak kabul edilen hormonlar içerdiğinden daha güvenlidir. Yakın gelecekte, kök hücre teknolojisinin gelişmesiyle beraber, insanın kendi kök hücresi kullanılarak laboratuar ortamında tiroid hormonu veya östrojen hormonu üretmek olası gibi gözükmekte. Bu durumda, sentetik hormon içeren ilaçlardan (tiroid tembelliğinden kullanılan ilaçlar gibi) kaynaklanan bazı problemler de giderilmiş olacaktır.
Aktivist: Bilim, endokrinoji ve psikoloji arasındaki bağı kabul ediyor. Bu alanda özel olarak eğitim alınabiliyor mu? Yeni bir alan var mı psikoendokrinoloji adında? Türkiye’de bu konuda ihtisas yapılabiliyor mu?
Doç. Dr. Gökhan Özışık: Evet, genel olarak “neurosciences” disipilini altında“psikonöroendokrinoloji” alanında eğitim görmek mümkün. Bazı tıp fakültelerimizin bu alanda eğitim veren psikiyatri ve endokrinoloji kürsüleri mevcut.

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler