Beden Dili ve Önyargılarımız

3297 kişi tarafından okundu
Beden Dili ve Önyargılarımız Beden Dili ve Önyargılarımız

“İlk izlenimleri filtreden geçirmeden yorumlamaya çalışmak, önyargıya zemin hazırlıyor. Bu nedenle beden dili okuma yeteneğimizi geliştirirken, 5 farklı filtre, işimizi oldukça kolaylaştırır.”

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

İnsanoğlu sözcükleri kullanıp onlar üzerinde hâkimiyet kurmadan önce de kullanırdı bedenini. Sözcükler ve sesin yardımı olmadığı için, kendini ifade etmenin tek yolu buydu. Beden iletişimin tek aracı olduğundan, dili pek kıymetli, işaretleri pek anlamlıydı. Ölüm kalım savaşı, hayata tutunabilme yoluydu. Hızlı karar vermek ve hızlı yorumlamak gerekiyordu hayatta kalabilmek için bu işaretleri. İnsan doğası gereği, içgüdüsel olarak, kendi toplumundaki diğer bireylerin beden dillerini yorumluyor, hızlı bir süzgeçten geçiriyor ve kararlar alıyordu.
Bugün hala tarihten gelen mirasa sahip çıkıp, çok hızlı kararlar almaya çalışıyoruz. Oysa artık, daha ince bir eleğe, daha geniş bir zamana sahibiz değerlendirme yapmak için. Anlık kararlarla ölümün kıyısında dolaşmıyor, kendimizi ifade edebilmek için sözcüklerin etkili gücünden yararlanabiliyoruz. Ancak bunu göz ardı eden pek çok kişi, jest ve mimiklere kesin ve net anlamlar yüklüyor, yanılma paylarını arttırıyor.
İlk izlenimin önyargılardan oluşmaması için güvenlik sibobu gibi kullanabileceğimiz bazı öğeler var. Onlardan yararlanmayı becerebilirsek, yanılma payımızı epey aşağıya çekeriz. İlk izlenimleri filtreden geçirmeden yorumlamaya çalışmak, önyargıya zemin hazırlıyor. O yüzden beden dili okuma yeteneğimizi geliştirirken, 5 farklı filtre, işimizi oldukça kolaylaştırır.
 
Genel Çerçeve
Bütünlük
Uyum
Tutarlık
Kültür
 
Emlak piyasasındaki “konum” kavramı, beden dilinde genel çerçeveye eşittir. Beden dilinin anlamı, genel çerçeve ile birlikte tamamen değişebilir. Aynı beden dili işareti, farklı yerlerde farklı yorumlanabilir. Nasıl mı? Bir kadın düşünün, karşınıza oturmuş… Karlı bir kış günü. Hava buz gibi, gece bütün soğukluğuyla şehre çökmüş. Bir otobüs durağındasınız. Bankta oturan kadın sizin gözünüze takılan. Aynı şirkette çalıştığınız, farklı birimden bir arkadaşınız. Kollarını çaprazlamış, birbirine bağlamış, otobüsün gelmesini bekliyor. En bilinen iletişime kapalılık işaretlerinden biri fark ettiğiniz. Kollar kavuşturulmuş. Ve eğer genel çerçeve filtresini kullanmıyorsanız, bu kadının beden dilini yorumlarken söyleyeceğiniz şey, iletişime kapalı biriyle karşı karşıya olduğunuz. Hatta bu yoruma şunu da ekleyebilirsiniz: “Daha 5 dakika önce, şirketten çıkarken birbirimize gülümseyerek iyi akşamlar diledik. Dengesiz biri sanırım…»
Şimdi bu fotoğrafa bir de farklı bir çerçeveden bakalım. Son derece sıcakkanlı olan iş arkadaşınız, akşam kuzeninin vereceği bir davete gidecek. Dışarıdaki karlı, buzlu havaya rağmen sıcacık bir şirkette çalıştığı için güzel bir gün geçirdi. E davete kalın, kaba kıyafetlerle gidilmez ya, o yüzden bugün biraz da ince giyindi. Durağa geldi ve otobüsü birkaç dakika gecikme yüzünden kaçırdığını anladı. Banka oturdu ve buz gibi hava iliklerine kadar işledi. Üşüyen bir insanın tipik hareketiyle, ısınmak için kollarını kavuşturdu. Soğuğa karşı korunmak için o an yapabileceği tek şey buydu çünkü… Sizi görmedi bile çünkü o an tek düşündüğü şey, sıcak otobüse binip ısınmaktı…
Fotoğraf aynı ama çerçeve değişti! Kolları kavuşturmak iletişime kapalılık işareti olduğu gibi, ısınmak için yapılan bir jesttir de. Anlamı tamamen değişiklik gösterebilir. Yorumlamak için, çevre şartlarına dikkat etmek ilk kuraldır. Eğer bu filtreyi kullanmazsanız, tamamen çevresel etkenlerle oluşturulan jestleri yanlış yorumlar; ilk izlenimin gücü yerine, önyargının yanlışlığında bulursunuz kendinizi!
İletişimde olduğumuz farklı insanlarla farklı beden dili kullanabiliriz. Patronumuzla, müşterimizle ya da eşimizle konuşurken aynı beden dili değildir kullandığımız. Günün hangi saatinde olduğumuz, geçmiş karşılaşmalardaki izlenimlerimiz, etkileşimin gerçekleştiği alanın kamusal veya özel alanda olması gibi pek çok etken, anlam değişikliklerine neden olur. Kamusal alanda terbiyesizlik olarak nitelendirilecek pek çok hareket, özel alan olan evimizde rahatlık anlamı taşır. Bu yüzden genel çerçeveyi oluşturan etkenlere dikkat etmeden yorumda bulunmamamız gerekir.
Bütünlük
Bazı jest ve mimikler kullanıldığı yer ve zamana göre farklı anlamlara gelebilir. Kafa karıştıran bir durumdur bu. Bazen de bir bakarsınız o hareket tek başına hiçbir anlam içermiyor. Burada da bütünlük süzgeci devreye girer. Bir başına anlamsız olan o jest bir de bakarsınız, birkaç hareketle bir araya gelince gerçek bir anlama bürünüveriyor.
Yalan ile ilgili işaretlerden biri yalan söyleyen kişinin elini sık sık burnuna götürmesidir. Bu harekete tek başına yalan söyleme anlamı yüklenirse, büyük bir hata yapılır. Polen alerjisi olanlar iyi bilir, bahar aylarında o güzelim havalarda polenler gökyüzünde özgürce uçuşurken, alerjisi olanların kâbusu başlar! Elleri hiç durmadan burunlarına uzanır çünkü dayanılmaz bir kaşıntı dürtüsüyle karşı karşıyadırlar. Bu kişilerin elini burnuna getirme nedenleri, sadece burunlarının kaşınmasıdır, yalan ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.
Şimdi çerçeveyi biraz genişletelim. Eli sık sık burnuna giden kişi, çok yakın bir dostumuz olsun. Bu kişinin alerjisi olmadığını biliyoruz ve elin sık sık buruna gitmesinin fiziksel bir nedenden kaynaklanma olasılığını eledik. Normalde çok sakin olan bu arkadaşımız birdenbire yerinde duramamaya başladı. Üstüne üstlük eliyle ağzını örtme gibi bir hareketi başka zamanlarda görmememize rağmen, birdenbire elinin neredeyse hep ağzının üzerinde olduğunu fark ediyoruz. Ve bütün bu işaretler artık kafamızda bir soru işareti oluşturmak için yeterli hale geldiler. Acaba yalan mı söylüyor?
Eli buruna götürme jesti tek başına bir anlam içermezken, yerinde duramama, elin ağzı örtmesi gibi jestlerle birleştiğinde, yalan olasılığını güçlendirir. Ama bir sözcüğe dikkatinizi çekerim. Olasılık dedim -ki bu önemli bir detay-. Çünkü yalan, hafife alınacak, hızlıca geçiştirilecek bir konu değil.
Eli buruna götürme jesti tek başına bir anlam içermezken, yerinde duramama, elin ağzı örtmesi gibi jestlerle birleştiğinde, yalan olasılığını güçlendirir. Ama bir sözcüğe dikkatinizi çekerim. Olasılık dedim -ki bu önemli bir detay-. Çünkü yalan, hafife alınacak, hızlıca geçiştirilecek bir konu değil.
Uyum:
Karşınızdakini aldatmayı düşünmüyorsanız, düşündükleriniz ve söyledikleriniz birbiriyle örtüşüyorsa, bedeniniz ve sözcükleriniz de uysal bir şekilde birbirini dinlerler. Böyle bir durumda ne bedeniniz sözcükleri yalanlar, ne de sözcükleriniz bedeninizi.
Böyle bir iletişim şahane elbette! Ama her zaman işler bu kadar yolunda gitmez. Bazen konuşmanız bütünüyle olumlu anlamlar içerirken, bedeniniz şiddetle olumsuz hareketler yapar. Ya da tersi olur. Sert sözcükler, öfkeli bir ses tonuyla karşı tarafı korkutmak istersiniz ama bedeniniz konuşmanıza ihanet eder! Sonuçta ne olur biliyor musunuz? İlla ki beden kazanır! Karşı taraf sözcükleri bir kenara bırakır ve bedeninizin sessiz dilini dikkatlice konuşmaya koyulur…
İnsanlar bu uyumsuzlukla karşılaştıklarında tercihlerini bedenin dürüst olduğunu kabul etmekten yana kullanmaya eğilimlidirler. Hele ki karşınızdaki kişi bir kadınsa bu olasılık çok yüksektir. Kadınlar beden dilini yorumlamaya, erkeklerden daha yatkındırlar. Burada kadınları kayırdığım zannedilmesin. Kadın ve erkek beyni farklı işler. Bir konuda bir cins daha iyi durumdayken, başka bir konuda diğer cins açık ara fark atar. Doğanın dengesidir bu. Kadın ve erkeğin birbirini tamamlama şekli belki de…
Bir satış ekibine verdiğim eğitimde yaşadıklarıma aktarmak isterim sizlere. Bir şirketin satış personeline, “Satışta Etkili Konuşma ve Beden Dili” konulu bir eğitim veriyordum. Başarılı bir ekipti. Bir personel özellikle ilgimi çekti. Mükemmel bir Türkçeyle konuşuyordu. Ses tonu çok etkileyiciydi. İkna ile ilgili sözel bir sıkıntı yaşamayacağı kesindi. Ancak bir türlü istediği yükselme fırsatını yakalayamıyordu. Eğitim bitiminde verdiğim bilgileri pekiştirmeye yönelik uygulamalar yapıyorduk. Bu arkadaşla çalışmaya başladık. Satış yaptıkları ürünleri anlatmasını istedim. İzlemeye başladığımda ilk dikkatimi çeken, çok iyi hazırlanmış bir konuşma yaptığıydı. Ürünün teknik özelliklerinden tutun, pazardaki payı, kalitesi gibi detaylara kadar pek çok konuda ayrıntılı ve etkileyici bir konuşma yapıyordu. Ama tüm bunlara rağmen kesinlikle ürünü alma ile ilgili bir istek uyandırmıyordu. Çünkü sözel olarak ürününü överken, beden dili ile sürekli kaçış, yalan ya da çekinme ile ilgili işaretler veriyordu. Sunumunu sonuna kadar dinledikten sonra sadece tek bir soru sordum.
“Sattığınız ürünün gerçekten bu kadar kaliteli olduğuna inanıyor musunuz?”
Aldığım cevap beni şaşırtmadı. “Hayır!” Çünkü konuşmasıyla ürünü almak için ikna etmeye çalışırken, bedeniyle “Kendime inanmıyorum!” diyordu. Elbette beni etkileyen de anlattıkları değil, bedeninin söyledikleriydi. Böyle düşünen sadece ben değildim emin olun. Karşınızdaki insanların, sizi yorumlayabilmek için bu konuda eğitim almış olmaları gerekmiyor. İçgüdüsel olarak böyle bir uyumsuzlukla karşılaştıklarından bedenin sesine kulak vermeyi tercih ediyorlar…
Bunu test etmek için basit bir uygulama yapmanızı öneririm. Bir topluluktayken, arkadaşınızın size basit bir soru sormasını isteyin. “Bir fincan kahve ister misin?” gibi basit bir soru. Ağzınızla evet derken, başınızı hayır anlamında sağa sola sallayın. Etrafınızdaki insanlara sorduğunuzda, büyük çoğunluğun hayır cevabını dikkate aldığını göreceksiniz. Bu kadar basit bir konuda bile bedeni sözcüklere tercih edenler çok daha hayati konularda da farklı davranmayacaklardır…
Tutarlık:
Yeni bir eve taşındınız. Sonunda oldu, hayallerinizdeki ev artık sizin. Çok mutlusunuz. Hani “ağzı kulaklarına varıyor” cümlesini tanımlamak isteseler, sizin fotoğrafınızı kullanırlar. Böyle bir ruh halinde, bulutların üzerindesiniz. Kolileri açıp evinizi bir an önce yerleştirmek niyetindesiniz. Ve bingo! O bantları açacak ne bir bıçak ne bir makas var ortalıkta. Eh, karşı komşular ne güne duruyor? Zili çalıp bir makas istemek gözünüze son derece doğal görünüyor. Eee, ne demiş atalarımız; “komşu komşunun külüne muhtaçtır”…
Yüzünüzde en kocaman gülümsemenizle kapıyı çalıyorsunuz. Kapı açılıyor ve asık suratlı, çatık kaşlı bir kadın beliriyor karşınızda. Önce moralinizi bozmuyor, kibar bir şekilde kendinizi tanıtıyorsunuz. Ardından da kolilerinizi açmak için makas ya da bıçak gibi kesici bir alete ihtiyaç duyduğunuzu ve ödünç almak istediğinizi söylüyorsunuz. Karşınızdaki kişi kollarını kavuşturuyor ve en sert sesiyle “Kusura bakmayın, bu konuda size yardımcı olamayacağım. İyi günler.” diyerek kapıyı suratınıza kapatıyor!
İlk düşüneceğiniz şey nedir? “Berbat bir komşu! Ev alma komşu al lafını boşuna söylememişler! Sanki bıçak ya da makasını yiyecektim! Kaba kadın ne olacak! Görürsün, senin de bana işin düşer, ben de bilirim o zaman yapacağımı!”
E haklısınız ama değil mi? Hem sözel olarak hem de tüm beden dili işaretleriyle ne kadar olumsuzluk varsa hepsini yaptı bu komşu da… Ama kazın ayağı öyle değil sevgili okurlar…
Burada yorumlama süzgecindeki tutarlık maddesi baş kaldırıp, “ben buradayım” der bize. İlk izlenim çok önemlidir ama o ilk izlenimin önyargıya dönüşmesini engellemek için bu süzgeci kullanmak da en az o kadar önemlidir. Olumsuz bir yorumda bulunacaksanız hemen tutarlık konusuna göz atın lütfen.
Bir kişinin gergin zamandaki davranışlarını yorumlayabilmek için o kişinin sakin, rahat zamanlarda nasıl davrandığını bilmelisiniz. Aksi halde yanılma payınız oldukça yüksektir.
Az önceki olayı bu bilginin ışığında değerlendirirsek farklı sonuçlar elde edebiliriz. Komşunuzla yeni tanıştınız ve ilk gördüğünüz işaretlerin hepsi olumsuzdu. Muhtemelen çok gergin bir anda çaldınız kapıyı. Belki yakın bir zamanda, bıçakla yaralanma sonucu hayatını kaybeden bir yakınını düşünüp ağlarken, kapı çaldı ve siz ondan bir bıçak istediniz! Ne düşünmüş olabilir, kendinizi onun yerine koymayı deneyin. Empatinin şart olduğu durumlardan biriyle karşı karşıyayız. Belki de kapısını iki saat önce çalsaydınız, sabah kahvesini içip, mutlu bir şekilde gazetesini okurken çalmış olacaktı o zil. Size kapıyı gülümseyerek açacak, hatta “Haydi biraz ara verin, ben de kendime kahve yapmıştım, gelin birlikte içelim. Hem biraz dinlenmiş olursunuz hem de birbirimizi tanımış oluruz” diyebilirdi. Aradan geçen birkaç saat, iletişimin başlangıcını tamamen değiştirmiş olabilir. Bunu asla bilemezsiniz. Çünkü o kişiyi daha önceden tanımıyorsunuz. Bu yüzden emin olun ikinci bir şansı hak ediyor!
Bazı insanların doğal beden dili diğerlerinden daha sert, daha negatiftir. Bu size karşı kullandıkları bir silah değildir. Herkese karşı bu beden dilini kullanırlar. Bu konuyla ilgili yaşamış olduğum bir deneyimi de sizlere aktarmak isterim.
Bir şirket personeline; -şirket sahibinden en alt kademede çalışan personeline kadar tümüne- “İş Hayatında Etkili İletişim, Ast-Üst İlişkileri, Telefon İletişimi” gibi pek çok konuyu içeren kapsamlı bir eğitim vermiştim. Ast Üst İlişkileri ile ilgili vermiş olduğum eğitimde su yüzüne çıkan ciddi bir sorun vardı. Personel, şirket sahibi olan yöneticilerini çok katı, negatif tutumlu ve iletişime kapalı olarak değerlendiriyordu. Bu çalışanların motivasyonunu olumsuz etkilediği gibi, şirketin genel başarı grafiğini de düşürüyordu. Henüz şirket sahibiyle oturup konuşma fırsatım olmamıştı bu yüzden de sağlıklı bir değerlendirme yapamıyordum.
Eğitimin ikinci günü şirket sahibi ve yönetici pozisyonunda olan çocuklarına bir eğitim verdim. Akşam da nazik bir jestle, ailece yenecek bir akşam yemeğine davet edildim. Yemekte gördüğüm tablo, şirket çalışanlarına vereceğim cevabın netleşmesine neden oldu. İyi niyetli, dürüst ve başarılı bir işadamı olmasına rağmen, şirket sahibinin genel tavrı katıydı. Eşi ve çocuklarıyla olan iletişiminde de bu net olarak hissedilebiliyordu. Eğitimin son günü şirketin -yönetim kademesi hariç tüm personelle- yapılan eğitim değerlendirmesinde personele şunu söyledim:
“Patronunuzun size karşı olan olumsuz tavırlarını tolare etmenizi öneririm. Çünkü eşine “seni seviyorum aşkım!” derken bile, eminim size takındığı tavırlara benzer bir tavır takınacaktır. Çünkü bu patron, otoritenin ve disiplinin yöneticiliğin en önemli vasfı olduğuna inanan bir zihniyetle yetişmiş, üstelik özel hayatında bile bunu kendine düstur edinmişti. Katı davranışlarının nedeni olumsuz fikirleri değil, tamamen güçlü görünme isteğiydi…
Kültür:
İlkokul yıllarından itibaren kültürel mirasımıza sahip çıkmak ile ilgili uyarılırız. Tarihi geçmişimiz, farklı kültürlerinyaşadığı bir coğrafyada yaşamamız hayatımızı zenginleştirir ve bir takım sorumluluklar yükler bize. Bedenimizin de bu kültürel mirastan fazlaca etkilendiğini biliyor muydunuz?
Aynı ülkede yaşasak da, farklı kültürel değerlere sahibiz. Ülkemizin belli bir yöresi bir konuya sempatiyle yaklaşırken, başka bir köşesi aynı durumu son derece sevimsiz bulabilir. Bu da aynı ülkenin farklı bölgelerinde yaşayan insanların farklı beden dili kullanmaları gibi bir sonuç doğurur. Eğer, beden dili işaretlerinin tümünün, tüm ülkede aynı anlama geldiğini sanırsanız yanılır ve şaşırırsınız.
Ben İzmir’de doğdum ve hayatımın büyük bir kısmını da bu şehirde geçirdim. Beden dili kullanımı açısından en dokunmatik şehirlerin başında gelir İzmir. Bakışmak ve dokunmak pek çok durumda flört anlamı içermez. Cana yakınlık ve sempati olarak görülür. Oysa farklı pek çok şehirde, aynı beden dilini kullanmak, flört ettiğiniz anlamına gelebilir. Hatta daha da ilginci var. İstanbul gibi bir şehirde yaşıyorsanız, bırakın farklı şehirleri, farklı semtlerde bile farklı yorumlanan beden dili ile karşılaşabilirsiniz. Bir şehirden bir şehre göç ederken yanımızda taşıdığımız sadece evimizin eşyaları ve giysilerimiz değildir. Yetiştiğimiz kültüre ait beden dilimizi de özenle paketler ve yanımızda götürürüz…
Yetişme biçimimiz, ilgi alanlarımız, hobilerimiz beden dilimizi oluşturan yap-bozlar gibidir. Karşımızdaki kişiyi yorumlarken bu parçalar ile ilgili ne kadar bilgi sahibiysek, o kadar başarılı bir eser çıkarırız ortaya. Bedeni dinlerken, izlerken; gözlemlediğiniz kişinin nerede doğup büyüdüğü, etnik kökeni, ailesi, hoşlandığı sporlar gibi konularda ne kadar çok şey bilirseniz, şifrelerini o kadar rahat çözersiniz.

Etiketler :

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler