Anlat İstanbul

3398 kişi tarafından okundu
Anlat İstanbul Anlat İstanbul

Koskoca bir evren ve biz... Sadece bu an ve bu zaman, sadece bu mekan ve bu boyut mu var yani? Bu kadar mı? Bu olabilir mi? Bence olamaz. Kainat boyle basit bir mantıkla acıklanamaz. Bir tekamul olmalı, ruhun da yaşadığı bir surec. Bu işin icinde ba

Facebook da Paylaş    Twitter da Paylaş    Google Book da Paylaş    Linkedin de Paylaş    Google Plus da Paylaş

İnsanoğlu, doğar, buyur, yaşar ve olur. Bildiğimiz hayat bundan ibaret değil mi? Şu an icin evet, ispat edilen bir başka gerceklik yok ne yazık. Ne yazık, cunku bu gercek hem kısa  hem son derece sıkıcı.
Hayatın sahiden bundan ibaret olabileceğine inanıyor musunuz?
Koskoca bir evren ve biz... Sadece bu an ve bu zaman, sadece bu mekan ve bu boyut mu var yani? Bu kadar mı? Bu olabilir mi?
Bence olamaz. Kainat boyle basit bir mantıkla acıklanamaz. Bir tekamul olmalı, ruhun da yaşadığı bir surec. Bu işin içinde başka boyutlar yer almalı.
Paralel evrenler var belki katman katman, verdiğimiz değişik kararlar ile bir ağac dalı gibi catallanarak coğalan. Farklı zaman boyutları var her birinde değişik “ben”lerimizin yaşamakta olduğu.
Bir gun bilim bu soruları cozebilir mi bilmiyorum, ben size bunları sıkıcı yaşam dongusunu kırmak ve birlikte zamanda yolculuk yapmak icin soruyorum. Ve bu yolculuğa ilk karmalarımın derin ve muhteşem tarihinde olduğuna inandığım bir yerden başlıyorum; hem cok sevip, hem cok nefret ettiğimiz, her gun turlu cefasıyla cebelleşip, ilk fırsatta terk edeceğimize yeminler edip, sonra sevdiğimiz koşelerinden birinde iken her şeyi unutup sefasına daldığımız bir yerden, İstanbul’dan...
“Hiç merak ettiniz mi evvel zaman İstanbul’larını? Hiç kulakverdiniz mi anlattıklarına? Bu onca örselenmeye karşı, hala hem camileri hem mihrapları yerli yerindeki şehrimin sırlarını, dertlerini, tasalarını, zevklerini, alışkanlıklarını dinlediniz mi? “Hangi sokağı, hangi yokuşu nicin bu isimleri almış, hangi deyişler ondan bize miras kalmış merak ettiniz mi?
Atladık değil mi bu harikulade seruveni bir yerden diğerine koşuşturup dururken hep... Taşının toprağının altınıyla uğraşmaktan asıl değerini ıskaladık. En son ne zaman hakkında bir şeyler okuduk ki? Bir muzesine geziye gittik mesela?
Hayır, okul ile gittiğimiz sayılmaz o İstanbul tarihi kadar eski cunku:-)
Halbuki dunyanın oteki ucundan geliyor insanlar; bir bildikleri olmalı. İki buyuk imparatorluğa payitaht olmuş mesela, bu yuzden olabilir mi? Onlar biliyorlar galiba “Bir sengine yekpare acem mülkü feda”* idi bir zamanlar.
Biz unutuyoruz. Nasılsa elimizin altında ya, bir gun gideriz, bir gun bakarız, bir ara okuruz diyoruz. O uygun gunu ve zamanı bir bulsak, bu sırrın zevkine bir varsak, sonra istesek de bırakamayacağız. İcinde yaşadığımız şehrin kulturunu, tarihini, hikayelerini bilerek yaşamanın ayrıcalığına varacağız.
O zaman her gun işe gittiğimiz Beyazıt Caddesi’nde, bir zamanlar bilcumle Osmanlı ahalisinin kellesi iki dudağı arasında olan Yedi Cihan Padişahı Kanuni’nin mesela, adımlarını takip etmiş olacağız.
Yahut falanca akrabamızın Aksaray’daki evinin bahcesinde kup kup altın bulup da zengin olmuş Bakkal Rustem Efendi’nin hikayesini hic unutmayacağız.
Yerebatan Sarnıcı’nı gorduğumuzde tum İstanbul’un altında boyle bir su şehri olduğu gelecek aklımıza, bazı tunellerinin ucu adalarına acılan...
Bir bakacağız Sarayburnu sahilinde 4. Murat ile tebdil-i kıyafet icki yasağına karşı gelenleri yakalamaya cıkmışız.
Milli eğitimin oğrettiği yeknesak tarih bilgilerinden, yaşam dongusunun kacınılmaz sonlarından, her turlu sıkıcı ve boğucu gundelik hayat gailesinden azade olup, zamanda yolculuk yapmaya başlamışız.
Evvel zamanda bir yolculuk…
Kendi şehrimizde bir seyyah olarak…
Var mısınız?
Merak ediyor musunuz?
Hazır mısınız?
o halde bir sonraki sayımızı bekleyin, birlikte İstanbul tarihinin gizemli dehlizlerinde dolaşmaya başlayacağız.
ANLAT İSTANBUL…
EFSANELER…
MARMARA DENİZİ’NİN OLUŞUMU VE ÂB-I HAYAT
Derler ki, İskender bir gun balık tutmak icin bir dereye girmiş. Dere oyle bildik, buyuk bir dere değilmiş. Suyu diz boyu ya var ya yokmuş. Duru suda balıkları goren İskender, o gune kadar gormediği guzellikteki balıkları tutup pişirmek istemiş.
İskender eğilmiş incecik dereye, suda sırtları gorunen balıkları elleriyle yakalamak istemiş ama yakalayamamış. İskender soyunmuş, iyice suya girmiş ama balıkları yine yakalayamamış. Cok ofkelenen İskender derenin bir kenarından suyun akışını değiştirerek, başka bir alana vermiş. Boylece balıkları susuz bırakıp yakalamak istiyormuş fakat bu cabası da sonuc vermemiş. İskender o anda arkasından gelen bir sesle irkilmiş:
— Ey İskender, boşuna uğraşma, o balıkları tutamayacaksın.Balık tutmak ulkeleri fethetmeye benzemez. Her işin bir bileni vardır. Biliyorum, canın bu balıkları cok cekti. Buyur al, demiş. O anda, yaşlı, uzun sakallı adam elini dereye daldırıpuc tane iri balığı kavrayıp İskender’e vermiş. İskender, deminden beri uğraştığına mı yansın, yoksa bu ihtiyarın onunla alay edercesine yakaladığı balıklara mı?
İskender ofkesini yenerek:
— Sağ ol ihtiyar! Demiş. Hemen oracıkta bir ateş yakmış, balıkları kızartmaya başlamış. Ama balıklar bir turlu pişmiyorlarmış. Buna sinirlenen İskender ormandan kucak kucak odunlar kesip getirmiş, ateşi alevlendirmiş. Alevlerin boyu dağlar kadar yukselmiş. Ama balıklar bir turlu pişmiyormuş. İskender iyice ofkelenmiş. Almış balıkları yeniden pişirmeye calışmış. Ama balıklar alevlerin icinde zıplayıp duruyorlarmış. O kadar aleve, ateşe rağmen hic birinde pişme belirtisi yokmuş. Artık balık yemekten umudunu kesen İskender, balıkları tutup dereye geri fırlatmış. Suya duşen balıklar hicbir şey olmamış gibi hızla yuzup suda kaybolmuş. Ofkesi iyice artan İskender ihtiyara donmuş:
— Bu balıklar buyuluydu, onları benimle alay etmek icin verdin. Bunun cezasını odeyeceksin, deyip kılıcını Cekmiş ve ihtiyarın başını ucurmuş. İnsanoğlu var olduğu andan itibaren olumu oldurmenin yollarını aramış, olumsuzluk ozlemiyle yanıp tutuşmuştur. İhtiyarın kafası yuvarlana yuvarlana bir tepenin uzerine ulaşmış. O anda ihtiyarın boynundan fışkıran kanlar suya donuşmuş. Oyle bir hızla akmaya, fışkırmaya başlamış ki İskender neye uğradığınışaşırmış. Cevreyi, cukurları sular basmış. Sular fışkırdığında İskender atına atlayıp geri cekilmeye, sulardan kacmaya calışmış. Geri gide gide kendini bugunku Yalova kıyılarında bulmuş. Arada kalan yerler birdenbire denize donuşmuş. O anda, ihtiyarın kafasının bulunduğu tepeden bir ses işitilmiş:
— Ey İskender, buyuk bir fırsatı kacırdın. O balık tutmaya calıştığın dereden ab-ı hayat akardı. Balıkları bu yuzdenpişiremedin. Bunu anlayamadın ve olumsuzluk suyunu kacırdın, demiş. İskender geri donmek istemiş ama artık onunde koca bir deniz duruyormuş. Derler ki, işte o koca deniz Marmara Denizi olmuş. İskender’in aradığı olumsuzluk suyu, yani Ab-ı hayat ise Marmara Denizi’nin altında kalmış.

Yorumlar


İlgili Makaleler

4,4 / 5
En Çok Okunan Haberler