Aktivist Sayı:8 Şubat - Mart 2015 - page 11

Yıllar önce Egeli bir grup işadamı da doğal beslenme üzerine bir
firma kurmuşlar çünkü doğal beslenme gittikçe artan bir ihtiyaç.
Ama bu ihtiyaç İstanbul gibi bu konuya uzak şehirlerde mevcut,
onlar ise bildikleri pazarda, Ege’de satış denemişler ve sonuç
hüsran.
Az önceki arkadaşa dönelim; uyardım. Kullanacağı altyapı Wi-Fi
bağlantısı. Türkiye’deki 3G yaygınlığını dikkate almalı. Avrupa’da
ise bildiğim kadarıyla birçok Almanya ormanında bile Wi-Fi bu-
lunuyor. İlham aldığı araştırmalara Türkiye dâhil değilse fikir ve
pazar uyumsuz olmaz mı?
Okumalardan edinilen bir fikir, coşku ile seni kör edebiliyor.
Bununla ilgili daha önce kişisel bloğumda bir yazı paylaşmıştım:
Yıllar önce bir projem vardı; Milli Eğitim Sisteminin İnovasyonu.
Çok düşük maliyetlerle hazırlanıp, çok düşük bedellerle sunu-
lup yılda milyonlar elde edilebiliyor ama özellikle yarattığı katma
değer çok büyük olacak şekilde tasarlamıştım. Öyle aklıma gel-
di, yazdım gibisinden bir proje de değil. Uluslararası çalışmalar,
ulusal projeler araştırdım. Birçok öğretmen, müdür ve bakanlık
yetkilileriyle görüştüm. Girişimcilik danışmanları vardı çevrem-
de, projeyi biliyorlardı. Her şey süperdi.
Sonuç? Vazgeçtim, üstelik maddi sebeplerden değil. Çünkü pro-
jemin tek ayağını yürütme amacıyla yeni bir vakıf kurulmuştu o
günlerde. Kurucularından biriyle görüştüm ve kuruluş öykülerini
dinlerken defalarca yutkundum.
Onlar Amerika’dan bilim ve deneyim desteği, Türkiye’de yetiş-
miş üstat eğitmenler, markalaşmış isimler, devasa bir kurumun
isim ve sıcak parası ile kurup ücretsiz hizmet vereceklerken bile
bir sürü badire atlatmışlar. Bende bunların neredeyse hiçbiri
yoktu ve söz konusu olan ücretli bir hizmet. 2008’deki Musta-
fa coşkusunu yuttu ve çekildi; başka projelerde rol alarak aynı
amaca hizmet etmeyi daha uygun gördü.
Fikirler güzeldir ancak sazan olmamak önemli. Üretim faktörle-
rini araştırmalı ama piyasayı, piyasadaki dinamikleri, hâkim olan
beşeri sermayeleri ve mümkünse o piyasadan birilerini de bizzat
araştırmaya dahil etmeli.
“Gay Değilsen Homoseksüel Bar Açmamalısın.” diye bir öğüt
aklında olsun.
Peki ya diğer tarafta işler nasıl? Ya coşkumuzu fazla dizginliyor-
sak?
Haluk Okutur adını duymuş muydun? Bakkalların gittikçe zorla-
şan piyasa yapılarından ötürü bakkallara yönelik bir kitap çalış-
masına başlıyor. Uzun bir zamanını buna harcıyor ve çalışmasını
sonlandırdığında bununla ilgilenecek bakkal bulamıyor… Yine
döneriz Haluk Bey’e.
Salon girişimciliği diye bir tabir var; o kadar çok planlar yapılır ki
icraata geçilmez, sahaya inilmez de diyebiliriz.
Alphonse Daudet’ten Tarasconlu Tartarin adında bir kitap
önerebilirim bu durumlarda. Can Yayınları’ndan çıkan bu kitap,
atalette olan veya ataletin kıyısındaki kişilere güzel bir ayna diye-
bilirim. Özetle Cezayir’de aslan avlama hayaliyle uzun yıllar bo-
yunca kendini avutur Tartarin. Avuttuğunu fark edince hazırlık-
lar yapmaya başlar ama hazırlıkları da uzun sürer. Planlarıyla da
ömründen uzun bir parça ziyan olur. Sonra bir gün atar kendini
Tarascon’dan dışarı. Çok ihtiyatlıysan sana da bu kitabı okumanı
öneririm, devamını anlatmayayım. Ufak bir tüyo; beklentisinden
daha büyük zorluklarla ve fakat daha büyük güzelliklerle karşı-
laşır.
Birçok dostumun bildiği bir hikâyem var: KOSGEB Girişimcilik
hibelerinden yararlanmak için planlar yazıyordum yıllar önce.
Bir gece aklıma esti. Bu hibeden yararlanmak için son düzen-
lemeye göre harcamalarımı yapacağım, sonra başvurup hibemi
alabileceğim. Ki hepsini değil, oranlar nezdinde bir kısmını alabi-
leceğim. Yani o hazırlamaya çalıştığım belgeler, tüm harcamaları
yaptıktan sonra gereken dokümanlar.
Durumum yok, o harcamaları yapamam henüz. Bu durumda
planlar zaten gereksizleşiyor, hatta zamanımı çalıyorlardı. Ben
de dosyaları kaldırdım ve nasıl satarım da para kazanırım diye
sordum. Bugün de çok şükür o hibelere gerek kalmadı.
Sahadayken gördüm ki planlarımda kurguladığımdan daha zor
ve daha kazançlı yürüyebiliyorum.
Haluk Okutur adına dönersek, o başarısız girişimcinin adını pek
duymamış olabilirsin ama bu bakkal fiyaskosu sonrası küçük ve
hızlı bir girişime daha atılıyor; Simit Sarayı. Devamını anlatmaya
gerek yok.
Basit bir cümle aklında olsun; bildiğin değil yapabildiğin önem-
lidir.
Bu cümleyi ilk Timur Tiryaki’den duymuştum. Yine onun bah-
settiği bir ikilemi paylaşmak istiyorum: atalet-debelenme ikilemi.
atalet
debelenme
optimum
bölge
İnsanlar ya atalette kalıyor ya da debelenircesine koşturuyor ve
bir yerde sıkışıp kalıyor. Oysa ortada, optimum alanda bir yerde
olmalıyız. Hiç çalışmadan, atalet halinde başarılı olunamayacağı
gibi, aşırı çalışarak da başarılı olunamaz. Bir yanda aşırı ihtiyatlılık
diğer yanda coşkuyla her şeye saldırmak…
Bu noktada naçizane bir önerim var: ihtiyaç odaklı optimumluk.
Hayalin, amacın, hedefin ne ise nelere ihtiyacın var; nitelik ve
nicelik olarak ihtiyaçlarını belirle, o kadarına odaklı hazırlık yap-
mayı dene! Böylece az hazırlığın riskinden de, çok ihtiyatlılığın
gecikmesinden de korunursun.
Coşkunu yönetmelisin kesinlikle.
Ve coşkunu kesinlikle eyleme dönüştürmelisin!
11
1...,2,3,4,5,6,7,8,9,10 12,13,14,15,16,17,18,19,20,21,...146